| |
BAŞBAKAN Erdoğan, demokrasilerde son sözün Meclis'e ait olduğunu
söyledi, YÖK Başkanı Prof. Erdoğan Teziç buna karşı çıktı. Hangisi
doğru?
Demokrasilerde yasama alanında son sözü Meclis söyler! Kanunları
Meclis çoğunluğu yapar ve herkesi bağlar.
Demokrasilerde Meclis çoğunluğunun kabul ettiği bir kanun Anayasa'ya
aykırı ise Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilir. Demek ki Meclis'in
söyleyeceği son söz "kayıtsız şartsız" değildir, Anayasal
denetime tabidir.
Yasamada son sözü Meclis'in söyleyeceğini belirtirken Başbakan Erdoğan
haklıdır, bunun sınırlarına dikkat çekerken YÖK Başkanı Teziç haklıdır.
Ancak şunu muhakkak belirtmek lazım: Anayasa Mahkemesi "yasamanın
ortağı" değildir; yasamanın üstünde bir "üst meclis"
gibi de değildir. Yasamanın yerine geçerek kural koyamaz. Sadece
Anayasa'ya aykırılık varsa ona bakar, "yerindelik" incelemesi
bile yapamaz.
***
TARTIŞMANIN özü şudur: Sistemde "seçilmişler"in ve "atanmışlar"ın
yeri ne olacak? 'Son söz'ü hangisi söyleyecek?
Osmanlı'da egemen unsur "ilmiye, seyfiye, kalemiye" idi.
Modernleşme sürecinde bunlar modern "yargı, ordu, bürokrasi"
üçlüsüne dönüştü. "Merkez" böyle oluştu, halk ise "kenar"da
idi.
1950'de halk devreye girince tartışma başladı.
"Devletçi seçkinler" daima halkın iradesini yani "seçilmişler"in
yetkisini olabildiğince kısıtlamak istedi. "Seçilmişler"
ise buna karşı "Yeter söz milletindir" dediler, "milli
irade"yi yücelttiler.
Öbür kanatta ise "asker - sivil ilerici aydın" bloku yüceltildi.
"Devletçi seçkinler"in yaptığı Anayasalar "seçilmişler"in
yetkilerini olağandan fazla kısıtlamak için "kurumlar"a
aşırı yetkiler verdi; tipik örneklerden biri MGK'dır.
"Seçilmişler"i temsil eden DP, AP, ANAP ve şimdi AKP ile
"devletçi seçkinler"in oluşturduğu "kurumlar"
arasında sürtüşmeler olageldi!
CHP ise "kurumlarla" daima aynı safta oldu. Ecevit'in
dayanaklarından biri "devrimci yargı" değil miydi?
***
YÖK tartışması da aynı fay hattında cereyan ediyor.
Bütün demokrasilerde Anayasa Mahkemesi'ne meclisler de üye seçer.
Bizde bunu 12 Eylül kaldırdı. Şimdi "seçkinler" 12 Eylül'ün
bu "oligarşik" mirasını savunuyor!
MGK normal demokrasi formlarına uygun hale getirildi. Peki YÖK olduğu
gibi kalsın mı?
Bu sorunun cevabı, fay hattının neresinden baktığınıza göre değişir.
Fay hattındaki tartışmanın bir yönü de "kurumlar"a girişle
ilgili. "Devletçi seçkinler"in ideolojik standartlarına
göre bir giriş mi, yoksa liyakate sahip herkese açık bir giriş mi?
İşte bu noktada okuduğunuz okul, üstünüzdeki kıyafet gibi, üzerinde
fay hattının neresinde olduğunuza dair bir "damga" varsa
'filtre'ye takılıyorsunuz; ağzınızla kuş tutsanız da!
Değişecek! Çünkü modernleşme "kenar"ın "merkez"e
gelmesiyle, halkla seçkinler arasındaki uçurumun aşılmasıyla gelişir.
YÖK reformu ve üniversiteye girişte "liyakat ve hakkaniyet"
ilkesi, kırıp dökmeden, uzlaşarak gerçekleştirilmelidir.
Taha Akyol, Milliyet
13.05.04
|