|
Geçen günkü yazımda söylemiştim: Bu ülkede eğitim-öğretim tartışmalarından
daha sıkı bir tartışmanın olmadığı muhakkak...
Bakın doğruluğundan adım gibi emin olduğum bu düşüncemi destekleyen
en yakın örnek Meclis'ten geçen YÖK Tasarısı etrafında yaşanan tartışmalar
değil mi?
Geçen akşam TBMM kürsüsünde Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik görüşülmekte
olan tasarıya karşı çıkanları doğrusu çok iyi sıkıştırdı. "Niçin"
diye soruyordu özetle Çelik, "Görüşülmekte olan tasarının hangi
maddesi, iddia ettiğiniz gibi laikliğe, cumhuriyetin değişmez ilkelerine
aykırıdır, açıklayın da anlayalım!"
Doğrusu çok yerinde bir meydan okumaydı...
Benzer bir şekilde biz de soralım: Açıklasın bakalım CHP Ankara
Milletvekili Oya Araslı; Meclis'ten geçen tasarı niçin AKP'lilerin
"İmam devlet isteğini"nin bir işaretidir ve de "Bu
düzenlemeyle; çumhuriyetin temellerinden olan Tevdihi Tedrisat Yasası
kaldırılmaktadır"?
Açıklamıyorlar ki... Daha doğrusu açıklamalar "Tevhid-i Tedrisat
Yasası" der demez oracıkta son buluyor...
Açıklasın bakalım CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol; Meclis'ten
geçen tasarı niçin "karşıdevrim" oluyormuş?
Açıklamıyorlar ki... Daha doğrusu açıklamalar, "karşıdevrim"
der demez oracıkta son buluyor...
Tasarının yasalaşmasından sonra gazetelerde yer alan haberlere
bakın. YÖK Yasası'nda yapılan değişiklikler ya da kaldırılan bazı
hükümler ciddi bir analizden geçirilerek, sözkonusu girişimin bir
"karşıdevrim" ya da "imam devleti arzusu" ile
olan ilişkisi ortaya konabilmiş mi?
Boşuna zahmet etmeyin, çünkü bulamazsınız...
Çünkü, Milli Eğitim Bakanı'nın Meclis'te söylediği gibi, ne YÖK'ün
üye sayısının 22'den 16'ya (kısmetse 15'e!) inmesinin, ne yasanın
yürürlüğe girmesiyle YÖK Genel Kurulu ve Yürütme Kurulu başkan ve
üyelerinin görevlerinin sona erecek olmasının bol keseden ortaya
atılan iddialarla hiçbir ilgisi yok.
Ayrıca çok daha önemli olarak, eğer yeni yasa YÖK'ün "Rektörün
önerisi üzerine veya doğrudan öğretim elemanlarının kurumla ilişkisini
kesme" görevine son veriyorsa, bu yeni düzenlemeye herkesten
önce öğretim elemanlarının sahip çıkması gerekmez mi?
Peki, yasanın "Öğretim elemanları (...) intihal halleri dışında,
kazanmış oldukları akademik unvanlardan yoksun bırakılamaz"
hükmü de mi "karşıdevrimci"? Öğretim elemanları bu yeni
düzenlemeden niçin rahatsızlar? Ne istiyorlar, yoksa Kemal Gürüz
döneminin YÖK'ü gözlerinde mi tütüyor?
Peki ya yasanın "öğrenci konseyleri" oluşturulması yönündeki
hükümleri? Bu da mı "imam devleti arzusu"nun bir sonucu?
İsterseniz, gazetelerimizin nedense tamamını yayımlamaktan kaçındıkları
yasanın bu konuya ilişkin bir maddesini aynen aktaralım:
"Her üniversitenin öğrenci konseyi başkanı, üniversitede yapılan
rektörlük seçiminde oy kullanır ve o üniversetenin senatosunun tabii
üyesi olur."
Haklısınız, ben de sizin gibi düşünüyorum: "Karşıdevrimcilik"in
bu kadarı da fazla oluyor!
Seçerek söz etmiyorum; açın önünüze yasanın getirdiği düzenlemelerin
tamamını ve karar verin... Hangi değişiklik cumhuriyete, devrimlere,
laikliğe, ona buna aykırı gösterin ve açıklayın bakalım... Yok,
bir tane yeni düzenleme yok ki, saydığımız ve saymadığımız şeylerin
kökünü kazımaya çalışsın...
12 Eylül'ün ülkeye armağanı bir kurumun bu derece kıymete bineceğini
kim tahmin edebilirdi?
Dolayısıyla tartışma tabii ki "imam hatipler" ile başlıyor
ve bitiyor...
Peki, şimdi de gelelim bu fasıla:
Ahmet Kekeç geçen ay yeni bir kitap yayınladı. "Derin Roman"
adlı bu son kitabında Türkiye Cumhuriyeti'nin yakın geçmişinde meydana
gelen siyasal kavgaları, keşisel çekişmeleri, kanlı hesaplaşmaları
anlatıyor. Kekeç, kitabının sonuna bir de "12 Eylül Takvimi"
eklemiş. Doğrusu çok da iyi yapmış, hafızayı tazelemek açısından
yararlı bir takvim. İşte size bu "takvim"den bazı notlar:
"(...) 3 Aralık : 17 yaşındaki liseli Erdal Eren 17 günlük
yargılamadan sonra idam edildi. / 5 Haziran: 21 yaşındaki Cevdet
Karakaş sabaha karşı idam edildi. / 6 Haziran: TİP Başkanı Behice
Boran ve TÖB-DER Başkanı Gültekin Gazioğlu Türk vatandaşlığından
çıkartıldı. / 10 Haziran: 23 yaşındaki Veysel Gürsoy idam edildi.
/25 Haziran: İki idam daha... / 26 Haziran: Başkan Abdullah Baştürk
ve 51 DİSK yöneticisi için askeri savcı idam istedi. / 22 Temmuz:
Kenan Evren, Erzurum konuşmasında 'Artık yeni aldığımız bir kararla
ilk ve orta okullara, liselere mecburi din dersi konulacak' dedi..."
Demek ki, yalan yanlış konuşmaya bu ülke tarihinin özellikle tahammülü
yoktur...
Demek ki, "Tevhid-i Tedrisat" diyerek ver yansın etmeden
önce düşünmek, hiç değilse hatırlamak gerekmektedir...
Demek ki, bir taraftan idam sehpaları kurup öte yandan kürsüden
millete "mecburi din dersleri" macunları atan rejimin
askeri bir rejim olduğunu hatırdan çıkarmamak gerekmektedir...
Yine unuttuk, Tevhid-i Tedrisat Yasası'na yine vakit kalmadı...
Kürşat Bumin, Yeni Şafak
17.05.04
|