| |
ATATÜRKÇÜ akademisyen Toktamış Ateş, Atatürk'ün 1930'larda ortaya
attığı "tarih tezi"nin ve "güneş dil teorisi"nin
"saçma sapan" ve "zırva" olduğunu yazdı. (Cumhuriyet,
6 Nisan 2004)
Ama o yıllarda Atatürk'ün karizmasıyla hemen herkes bunları benimsemiş,
benimsemeyenler de susturulmuştu.
Sonra, Toktamış Hoca, Lozan'da Atatürk'ün barış uğruna verdiği tavizleri
yazdı. (29 Nisan 2004)
Vay bunları yazan sen misin?
Cumhuriyet'te Ateş'i "bilgi sahibi olmadan görüş sahibi olmakla"
suçlayan hamasi bir yazı çıktı. Ateş, "Yunus Nadi ve Nadir
Nadi'nin kemiklerini sızlatmış" imiş! (8 Mayıs 2004)
Sayın Ateş inkılap tarihi profesörüdür, "Türk Devrim Tarihi"
adlı kitabı İstanbul Bilgi Üniversitesi'nce yayımlanmıştır. Yazıları
da hamasi değil analitik nitelikteydi.
* * *
ATEŞ, bahsettiğim kitabında diyor ki:
"1930'ların düşünce yapısıyla sınırlı kalınırsa, buna Atatürkçülük
değil 'Atatürk yobazlığı' adı verilebilir." (Sf. 41)
Attila İlhan da Atatürkçülük adına yapılan mistik törenleri eleştirir,
"Atatürkçülük putperestlik olamaz" diye yazar. (Hangi
Atatürk, sf. 56)
Atatürk biyografilerinin en iyisini yazmış olan Ş. Süreyya Aydemir'e
göre de 1930'larda halktan kopuk bürokrasi "Atatürk'ün putlaştırılması
cereyanına" yol açmıştı. (Tek Adam, III, sf. 396)
Raymond Aron, kapalı ideolojileri "seküler din" olarak
niteliyor. Atatürkçülüğü farklı fikirlere kapalı, yanılmaz ve her
şeyi kapsayan 'bütüncül' bir ideoloji olarak anlayanlar, onu "seküler
din" ya da "siyasi itikat" haline getirdiler. Bunlar
toplumda, halk katında zayıf ama 'resmi' planda büyük bir kudrete
sahiptirler.
* * *
DİNLERİN özü metafizik iman, ibadet ve ahlaktır. Dünya hayatının
ekonomik ve siyasi şartları ise sürekli değişir. İslamın gelişme
devrinde dinî düşünce bu değişime ayak uydurmuştu. Sonra statükocu
bir bağnazlık hakim oldu.
Tamamen hayatın değişimine açık olması gereken siyasi ve ekonomik
alanlarda dünyevi bir ideolojiyi, Kemalizmi, "seküler din"
haline getirince yine statükocu bir bağnazlık oluşuyor. Atatürk
bunu hiç istemediği ve kendisi fikir değiştirmekten hiç çekinmediği
halde!
Toktamış Ateş "Anlatılanı Anlamamak" başlıklı yazısında
bu bağnazlığı besleyen mariz psikolojiyi çok güzel analiz etti.
Atatürk "En hakiki mürşit, ilimdir" dese de, bu Kemalist
bağnazlık, bilim felsefecisi Karl Popper'i "karşı devrimci"
diye mahkum ediyor! Halka, toplumdaki değişime bakmıyor, ideolojik
dogmalarını "koruma ve kollama" çağrılarıyla dayatmak
istiyor.
Laikliğin liberalden totalitere uzanan pek çok çeşidinin olduğunu
bilmiyor. 'Uluslararası ilişkiler' biliminden nasipsiz olduğu için
Lozan'ı da anlayamıyor.
"40 bin şehit verip Yunanistan'ı da alırız diyen" Alemdaroğlu
kafasının bilimle, çağdaşlıkla ne ilgisi var?
Artık Atatürk'ü bir doktrin babası değil, bayrak gibi milli bir
değer olarak anlayabilmenin zamanı gelmedi mi?
Taha Akyol, Milliyet
20.05.04
|