| |
Epey bir süredir medyamız 'YÖK Yasası' ve 'İHL sorunu' gibi konularla
soluk alıp veriyor, borsamız bundan etkileniyor: Elbette gene 'Türkiye'ye
özgü' bir durumu, bu seferinde bu tasarı dolayımıyla yaşamaktayız.
Bu gibi konularla ilgilenmenin başka bir yolu yok mudur? Örneğin
bu tasarının şimdi, şüphesiz geçici olarak, varmış olduğu nokta,
en azından bu konuda başka türlü bir tavır tutturmanın başlangıcı
olamaz mı?
Cumhurbaşkanı'nın bu yasa tasarısını Meclis'e geri göndermiş olmasını,
o tasarının düzenlemek ve düzeltmek iddiasında olduğu alanda ne
olduğunu ve ne olmasını istediğimizi tartışma fırsatı haline getirmemiz
mümkün müdür? Yoksa bu mümkün değildir ve biz konuyu buradan Cumhurbaşkanı'nın
'milli irade'ye karşı neyi durduramayacağı ya da 'milli irade'nin
sayısal çokluğuna rağmen neyi yapamayacağı -sonsuz- tartışmasına
doğru elbirliğiyle taşıyacak mıyız?
Tartışılan bu yasa tasarısı, bu ülkede 'yükseköğrenim' dediğimiz
düzeyde olup bitenlerle ilgili -ama aynı zamanda İHL denilen kurumların
yükseköğrenimle ilişkisini yeniden düzenlemekle (bir anlamda, önceki
ilişkiyi restore etmekle) ilgili. 'Şu yasa' veya 'bu yasa'ya gelmeden
önce, bu toplumda birçok kişinin, çeşitli nedenlerle konuyla en
yakından bağlantılı kişilerin konuyla gerçekten ve yakından ilgilendiği
veya bilgilendiği kanısında değilim.
Bu sürüp giden kavgadan, kavganın terminolojisinden, 'takiye'den,
'Laiklik elden gidiyor'dan vb. bir süre kendimizi ayırıp 'Türkiye'de
yükseköğretim' gibi bir konuyu düşünecek halimiz var mı? Tabii 'dünyada
yükseköğretim' kavramıyla, bu alanda sürüp giden bir yığın ciddi
tartışmayla birlikte...
Başka bir söyleyişle, 'YÖK'ü ne yapacağız?' sorusunun, 'Yükseköğrenim
ne olmalı, nasıl olmalı?' ve 'Nasıl bir yükseköğrenim istiyoruz,
bunun için ne yapmalıyız?' sorularının önüne geçmesine izin vermeli
miyiz?
Şu anda, görebildiğim kadarıyla, ringe çıkmış olanlar ya da ringe
çıkma sırasını bekleyenler, ya YÖK'ü bazı -mümkün olduğu kadar az-
değişikliklerle muhafaza etmek üzere oradalar ya da YÖK'te 'mündemiç'
otoriteyi kendilerine bağlamak üzere.
Bu iki kampın arasında geçen kavga, bir toplumun nasıl bir yükseköğrenim
istediğini sağlıklı bir biçimde düşünmesine engel olmamalı. 'Yükseköğrenim'
deyip duruyorum da, tabii bunu, toplumda yürürlükte olan genel eğitimden
pek fazla ayırmanıza imkân yok. Dolayısıyla, sistemin tamamının
tartışılması gerekiyor. Bu durum, eğitim/öğretimde böyle, ama hayatın
her alanında böyle! 25 yıldır, neyin nasıl olmasını istediğine dair
herhangi bir soru sorulmamış bir toplum, Türkiye toplumu. Tam tersine,
herhangi bir konuda herhangi bir isteğini dile getirmesi akla gelecek
her türlü tedbirle önlenmiş bir toplum.
Önlene önlene, köreltilmiş bir toplum.
Bugün bir şeyleri tartışmaya -yavaş yavaş, ürkek ürkek- başlarken,
tarihimizin, ama özellikle son 25 yıllık tarihimizin, yani 12 Eylül
faşizminin zihnimizin önüne koyduğu engellere takılıyoruz: 'Güvenlik
kurulu olmasa kendimizi yönetebilir miyiz?' yepyeni bir Anayasa
mı, yoksa bu köhne ve utanç verici metnin orasında burasında 'değişiklik'
mi?
Ve aynı şekilde, YÖK üstünde tartışmak mı, yoksa bu ülkede nasıl
bir yükseköğretim (ve nasıl bir 'öğretim') sistemi olması gerektiğine
dair düşünce üretmek mi?
Çeşitli bağlılıkları olmayanlar, mantıken ikincisinin doğru olduğunu
söyleyeceklerdir. Ama bu 25 yılda zihnimiz öylesine köreldi, köreltildi
ki, tartışmamız gereken kurumun içinde yer alan pek çok kişi dahi,
öyle bir tartışma başlarsa ne diyeceğini, ne savunacağını pek bilmiyor.
Bir toplum için bundan büyük bir felaket olamaz.
Murat Belge, Radikal
4.06.04
|