'Gerekçeler'e devam: Bu dünyada herşey 'müspet bilim' dairesine mi giriyor?

 

Dünkü yazıda uzun uzun tartıştık; CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol'un bir "hukuk abidesi" olarak nitelediği Cumhurbaşkanı'nın "veto gerekçeleri"nin üzerinde biraz düşününce bunun başka türden bir "abide" olduğu anlaşılıyordu....

Şahit olduğunuz gibi ben "gerekçeler"in peşini bırakmıyorum! Ayrıca -yine yazdığım gibi- bırakılmaması gerektiğini de savunuyorum. Tam tersine bu "gerekçeler"in üzerine gidilmesi, Cumhurbaşkanı'nın kaleminden çıkan cümlelerin başta "sağduyu" olmak üzere bilim ve felsefenin süzgecinden geçirilmesini istiyorum. Eğer "Söz"ü ciddiye alıyorsak, eğer "medeni bir ülke" olmak iddiasını taşıyorsak buna mecburuz. Dolayısıyla bu tartışmadan kimse kaçamaz; herkes açıkladığı sözlerin hesabını entelektüel planda vermelidir. "Medeni dünya" böyle çalışıyor, kimseyi kamusal alana saldığı sözlerle başbaşa bırakmıyor; "Söz"ü olabildiğince hırpalıyor ve eğer "tamamen havada" olduğuna karar verince de ona göre davranıyor...

Yanlış anlaşılmasın; Cumhurbaşkanı'nın şahsına ve işgal ettiği makama karşı saygısızlık sergilediğim filan yok. Benim istediğim sadece, Köşk'ten çıkan bu "gerekçeler"in bilimsel, entelektüel hesabının verilmesi...

Gelelim Cumhurbaşkanı'nın "veto gerekçeleri" içinde yer alan ve özellikle "imam hatipleri" ilgilendiren bölümüne:

Cumhurbaşkanı şöyle diyor: "İkili öğretim, yani bir yanda akla ve bilime öte yanda dinsel öğretiye dayalı öğretim toplumda ikiliğe yol açacaktır, kaos ve karmaşa yaratacaktır. Bunun çağdaşlaşma hedefine ve ulusal birliğe zararı açıktır."

Hiç de öyle değildir.... Dünyada bu türden "ikili öğretim" tabii ki mümkündür ve mevcuttur. Ayrıca hiçbir şeye de zararı yoktur.

Ayrıca, herkesin bildiği gibi, imam hatipler sadece "dinsel öğretiye dayalı öğretim" veren kurumlar da değildir.

Ayrıca, hadi diyelim ki öyledir; buna da mı izin yok?! Eğer herkesin "akla ve bilime" dayalı öğretim görme zorunluluğu olsaydı, bugün Batı'da kapıları açık olan ve "seminer" adı verilen "dinsel öğretiye dayalı öğretim"in kapısına kilit vurmak gerekirdi....

Bir toplumda tamamen ve kısmen "dini öğretiye dayalı öğretim" görmek isteyenler olabileceği gibi tamamen "akla ve bilime dayalı öğretim" görmek isteyenlerin de olabileceği kabul edilmeyecek mi?

Ayrıca devlet doğrudan "akla ve bilime" dayalı olmayan öğretim kurumlarını açacağını ta Tevdih-i Tedrisat'tan itibaren taahhüt etmiş.

Şu da var: Cumhurbaşkanı, "Öğretim Birliği Yasası'nda, imam-hatip yetiştirecek okulların kurulmasının öngörülmesinin amacı, din kültürünü bilimsel ortamda edinmiş, aydın, toplumu batıl inançtan kurtarabilecek din adamları yetiştirmektir" diyor.

Bu cümle özellikle önemli, çünkü Cumhurbaşkanı bu cümlesiyle "din kültürü"nün sadece "bilimsel ortamda" edinilebileceğini söylemek istiyor.

Bana sorarsanız, bu cümle de yanlış; "imam hatipler" nedir, nasıldır o ayrı bir sorun ama, bir "din öğretimi"nin "bilimsel ortamda" edinilmesi şeklinde bir cümleyi de anlamıyorum doğrusu... Belki bazı okurlarım karşı çıkacaktır ama nedeni çok basit: "Din öğretimi"nin "akla ve bilime dayalı"bir öğretim ortamında verilmesi de ne demek? "Din öğretimi" derken "dinler tarihi" gibi tamamen "bilimsel" bir alandan söz etmiyoruz ki... Bu çerçevede aslında "din öğretimi" ifadesi de yanlış; "din eğitimi" demek çok daha doğru.

Sizi bilmem ama benim açımdan "akla ve bileme dayalı" bir din eğitiminde ısrar etmek olmayacak bir şey üzerinde ısrar etmekle aynı şey. "Din eğitimi"nin birtakım "yöntem" sorunları dışında "akla ve bilime dayalı" olduğunu kim iddia edebilir? (Bu çerçevede Türkiye'de iktidarın öteden beri "İslam akla ve bilime uygun bir dindir" şeklindeki tekrarını bir örnek olarak hatırlatırım.) "Din" tabii ki "bilim"den bambaşka bir alan... Ama onun bu bambaşkalığından, öğretiminin ve eğitiminin önüne engel çıkarılması anlamı tabii ki çıkmaz. Bir toplum tabii ki, arzu ettiği bu öğretim ve eğitimi özgür bir biçimde almalıdır.

Yani demek istediğim, bu tutarsız "söylem"den vazgeçmek vakti artık çoktan gelmiştir... "Din"i "akıl ve bilime" ve dolayısıyla "resmi söylem"e uyarlama gayretleri artık son bulmalıdır... Artık kabul edilmelidir ki, bu ülkede de "din eğitimi", "seminer" benzeri özel kurumlarda olduğu gibi, dini eğitime çok daha önem veren ailelerin çocuklarını yolladığı "imam hatip" benzeri okullarda, bu okulların mezunlarının hiçbir "negatif ayrımcılık"a tâbi tutulmadan serbestçe verilebilmelidir. Öyle "akla uygun" ya da "bilimsel" sıfatlar yapıştırılmış bir "din eğitimi"nin olabileceği yolundaki iddia ve hayalden de vazgeçilmelidir.

Geçen gün öğretim üyesi bir köşe yazarı dertleniyordu: Bir derste Darwin'ci evrim kuramını, diğer derste Adem ile Havva'nın hikayesini öğrenecek olan öğrenci bu işin içinden nasıl çıkacak? Amma yersiz bir dertlenme doğrusu... Merak etmeyin, çocuklar önlerine konan ÖSS cevap kartında hangi kutuyu karalayacakların herkesten iyi biliyorlar! Hem sonra size ne? Bu dünya Darwin'e olduğu kadar Adem ve Havva'ya da yetecek kadar büyük bir dünya değil mi?!

Bana sorarsınız herşeyin başı şu: Yeter ki dünyada adına "öğretim" denilen şey "tek başlı" olmasın! Düşünün, yoksa bu dünyayı anlayabilmek mümkün olur muydu?

Kürşat Bumin, Yeni Şafak
7.06.04