|
NATO Zirvesi arefesinde İstanbul'daki can alan canlı bomba ve
Ankara'da Amerikan Başkanı George W.Bush'un kalacağı Hilton otelinin
bulunduğu sokakta patlayan bombalar, artık, birilerinin gözlerini
açmalıdır.
Bu bombalı saldırıların Irak'ta cereyan eden saldırılardan hiçbir
farkı yoktur. Aynı "hedef"e "kilitlenmişler"dir.
Irak'ta her gün birkaç, bazan onlarca kişi,benzeri canlı bombalar
ya da yol kenarlarına veya park etmiş arabalara yerleştirilen bombalarla
hayatını kaybediyor. Bunu yapanlara Türkiye'deki kimi çevrelerin
taktığı isim "direnişçiler" ve "kurtuluş savaşçıları".
Hal buysa, Türkiye'deki canlı bombaların ve oraya buraya bomba
yerleştirenlerin adını da öyle koymamız gerekir. Türkiye'deki bu
bombalı saldırılar da, Irak'taki ile aynı "hedef"e yönelik
olduğuna göre, bizdekilerin de, "Irak direnişçilerinin Türkiye
kolu" ya da "Irak direnişinin Türkiye yandaşları"
veya "Türk kurtuluş savaşçıları" olarak selamlanması gerekir.
Bunların adını "terörist" diye koymak; yaptıklarına da
"terörizm" demek işin kolayı ama bazıları için bunun böyle
olduğunu algılamak, işin en zor yanı.
Irak'taki saldırıları gerçekleştirenlerin kimlikleri bir muamma
değil. Canlı bombalar ya da intihar saldırılarına girişenlerin,
El-Kaide ve türevleri olduğu; diğer bombalı eylemlerin eski rejimin
istihbarat servislerinin işi olduğu biliniyor.
15 ve 20 Kasım'da iki sinagogu, İngiltere'nin başkonsolosluğu ve
HSBC Bank'ı hedef alan İstanbul'daki terörist saldırıların altından
tüm çıplaklığı ile "El-Kaide'nin Türk kolu" ya da "Türk
türevleri" çıkmadı mı?
Amerika'ya (aslında tüm Batı Dünyası'na) dünya çapında topyekun
savaş ilan eden Selefi kökenli eylemciler, gökte aradıkları Amerika'yı
Irak'ta bulunca, Irak'ı bir "şiddet laboratuvarı"na çevirdiler.
Onlara bir de eski rejim yandaşları eklendi.
Irak'taki savaş, İkinci Dünya Savaşı'nın sonundaki Almanya ve Japonya'nın
teslim olması gibi noktalanmadı. Hatta, 1991'deki Körfez Savaşı'nın
noktalandığı gibi bile noktalanmadı. Söz konusu örneklerde, "teslim
anlaşması" imzalayan, yani "iktidarını teslim eden"
bir "karşı taraf" vardı. Irak'ta eski rejim, adeta buharlaştı.
Amerikan kuvvetleri, 9 Nisan'da Bağdat'ın merkezinde Saddam Hüseyin'in
heykelini yıkarken ve sonrasında hiçbir "iç direnme" ile
karşılaşmadı. Saddam'ın tepeden tırnağa silahlandırmış olduğu 1
milyon insan, Özel Cumhuriyet Muhafızları, Cumhuriyet Muhafızları,
Saddam Fedayileri, Muhaberat vs. ile birlikte ve silahlarıyla toz
oldu. Ama, yok olmadı.
Irak'ı son 25'i Saddam'ın doğrudan yönetimi altında, 35 yıl boyunca
demir yumrukla ve güçlü bir örgütlenmeyle yönetmiş olan "silahlı
iktidar yapısı" yeraltına çekildi. Geçen yılın Ağustos ayından,
yani güçlerini tekrar organize ettikten beri başlatılan ve giderek
artan "şiddet döngüsü" bunların eseri.
Eski rejim ile dünya çapında bir "şiddet dalgası"nın
ardındaki güçler, "Irak sahnesi"nde buluşarak Amerika'ya
ve müttefiklerine (buna 2003 Ağustos ayında Bağdat'taki merkezi
havaya uçurulan Birleşmiş Milletler de dahil) ve en başta Irak halkının
kendisine yönelik bir saldırı kampanyası yürütüyorlar.
Mesele, "Amerikan işgali"nin sona ermesi mi? Amerika,
Irak'tan ayrıldıktan sonra, "mesele" hallolacak mı?
Bunun bir tür "iktidar mücadelesi" olduğunu görmeyenler,
böylesine bir safdilliğe düşebilirler. "Amerikan işgali",
Irak'ta "hukuki" olarak 30 Haziran'da yani İstanbul'daki
NATO Zirvesi'nin kapanışının ertesi günü son buluyor. Irak Geçici
Hükümeti, yasa yapma yetkisiyle, yönetimi devralacak. Yeni Irak
yönetiminin "meşruiyeti", BM Güvenlik Konseyi'nin son
1546 sayılı kararıyla da tanındı.
Irak'ta "şiddet döngüsü" duracak mı?
Artması bile söz konusu. Irak'taki şiddet olaylarının, intihar
saldırılarının, yol kenarlarına yerleştirilen bombaların ve havaya
uçurulan park etmiş arabaların aldığı Iraklı masum insan sayısı,
Amerikan askerlerinin neredeyse on misli. Bir yıl içinde öldürülen
Amerikan askerlerinin sayısı 800 dolayında. Iraklıların ki ise binlerle
hesaplanıyor.
İstanbul'daki 15 ve 20 Kasım 2003 El-Kaide imzalı terörist saldırılar,
Ak Parti hükümetinin yönettiği bir Türkiye'de gerçekleşti. Eğer,
terörizmden korunmak, terörizme hedef olmamak için "Türkiye
Amerika'dan ve NATO'dan uzak durmalıdır" diye bir formülün
geçerli olduğunu düşünür ve bunu Ak Parti hükümetine benimsetmek
isterseniz; bu terörist saldırıları düzenleyenleri, "Türkiye'nin
AB hedefi"nin, "NATO'da etkili bir üye olmaya devam etmesi"nin
ve "laik-demokratik bir yönetim şekline sahip olması"nın
da kesmeyeceğini bilmelisiniz. Hatta, karşı oldukları tam da bunlardır.
İstanbul'da önümüzdeki hafta başında toplanacak olan NATO Zirvesi,
2002 yılında Prag'da yapılan ve "NATO'nun Dönüşümü"nün
kararlaştırıldığı zirvenin ardından ve 26 üyeye çıkmış sayısıyla
yapılacak ilk üst düzey toplantı. NATO, artık Avrupa'yı Avrupa topraklarında
savunmaya göre dizayn edilmiş bir "territoryal savunma örgütü"
olmaktan, Avrupa dışında "konvansiyonel olmadığı anlamda belirsiz
bir tehdit" olan "terörizm"in önünü kesmeye yönelik
bir "kollektif sefer örgütü" olmaya dönüşüyor. NATO'nun
varoluş gerekçesi ve uğraşacağı hedeflerin başında, Irak'ta ve Türkiye'de
patlayan bombaları yerleştirenleri bertaraf etmek geliyor.
Bu durumda, İstanbul ve Ankara'daki bombalı eylemlerin şaşılacak
bir tarafı yok. "Terörizm" artık küresel bir olgu. Türkiye'de
"terörizm"in yenilgisini istiyorsanız; ülkemizin barış
ve istikrar içinde yaşamasını arzuluyorsanız; aynı şeyleri Irak
için de istemeli ve arzulamalısınız. Irak'taki teröristlerin yenilgisinden
yana olmalısınız.
NATO Zirvesi, anlamlı ve "doğru yerde", Avrupa'yı Avrupa'nın
ötesine bağlayan İstanbul'da yapılıyor. Türkiye, "Irak direnişçileri"nin
sempatizanlarının medyaya hakim olduğu, serbestçe at koşturduğu,
her türlü dezenformasyon ve kişilik katlini serbestçe yaptığı ve
"İslam Dünyası ile Batı" arasında, "iki arada bir
derede" ülke konumunda kalamaz.
"Terörizme karşı dünya çapındaki savaş"ı buluşturacak,
Avrupa ile Avrupa dışı arasında bir güvenlik ve istikrar köprüsü
–NATO Zirvesi'nin logosu Boğaz Köprüsü gibi- rolü oynayacak bir
ülke olmak zorundadır.
NATO Zirvesi, bu anlamda, AB'ye giden yolda Türkiye için önemli
bir virajdır; bu virajda "terör pususu" kurmak da, Türkiye'nin
AB yolunu kesmek ile eş anlamlıdır...
Cengiz Çandar, Tercüman
25.06.04
|