| |
Bush ziyareti ve NATO Zirvesi nedeniyle günlük düzenlerini bozmak,
yollarını değiştirmek, işyerlerini kapatmak durumunda kalan Ankaralılar
ve İstanbullular için bir avuntu olabilir mi bilmem ama, aynı sıkılıkta
önlemlerin son dönemde ABD Başkanı nereye gitse alındığını rahatlıkla
söyleyebilirim.
Birkaç hafta önce G - 8 Zirvesi'nin yapıldığı ABD'nin Sea Island
tatil beldesi halkın giriş çıkışına tamamen kapanmış, zirveyi izleyen
gazetecilerin kaldığı Savannah ise halkın boşalttığı yollardaki
panzerler, barikatlar, askerler sayesinde kuşatma altında bir hayalet
kente dönüşmüştü.
Cumartesi günü İrlanda'nın Shannon kenti yakınındaki Dromoland Şatosu'nda
yapılan AB - ABD Zirvesi de, İrlanda polisini seferber etti. Bush'un,
İrlanda Başbakanı Bertie Ahern ve AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi
ile yapacağı ortak basın toplantısına ulaşmak üzere, İrlanda ve
Türkiye ziyaretlerini izlemek için Washington'dan gelen Beyaz Saray
basın ekibi olarak Ennis kababası yakınındaki basın merkezinden
yola çıkan otobüslerimiz, 600 kadar göstericiden çekinerek geçitleri
tutan "Garda" mensuplarının defalarca döndürüp dolaştırması
sonucu gecikince, Bush ve AB liderleri de basın toplantısı için
bir saate yakın biz gazetecileri beklemek zorunda kaldılar.
Aynı gece Ankara'ya vardığımızda, hem güvenlik kaygısıyla hem de
göstericilerle karşılaşma olasılığına karşı, Esenboğa Havaalanı'nı
kente bağlayan asıl yoldan ayrılıp kocaman bir "o" çizdirdiler
bize.
Dün sabah Bush'un Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la görüşmesini izlemek
için Başbakanlık Konutu'na giderken in cin top oynayan bir Atatürk
Bulvarı'nı tırmandık; öğleden sonra vardığımız İstanbul'da kendimizi
halka tamamen kapalı bir NATO Vadisi içinde bulduk.
Aslında bütün bu toplantılar - G - 8, ABD - AB ve NATO zirveleri
- Washington gözünde birbirine bağlı ortak bir sürecin halkaları.
Beyaz Saray buna "Haziran Süreci" adını veriyor ve Normandiya
Çıkarması'nın 60'ıncı yıldönümüyle başlayıp İstanbul'daki NATO buluşması
ile noktalanacak bu sürecin sonunda, tüm dünyaya şu mesajı gönderebilmek
istiyor:
"ABD ve Avrupa arasındaki, Irak anlaşmazlığı büyük ölçüde aşıldı;
2003'e damgasını vuran transatlantik bölünme geride kaldı; ittifak
yeniden, üstelik Irak'ı, geniş Ortadoğu'yu da içine alan bir kapsamda
birlikte çalışmaya başladı."
İrlanda Zirvesi'nin sonuç bildirgesi ve NATO'nun Brüksel'de aldığı
kararlar, esasen ABD yönetiminin bu amaca büyük ölçüde ulaşacağını
gösteriyor. Müttefikler, Irak konusundaki ilkesel ayrılıkları ne
olursa olsun, şimdi bu ülkede güvenliğin, istikrarın ve siyasi yeniden
yapılanmanın hızla sağlanmasında ortak çıkarları olduğunu görüyor
ve söylüyorlar. Bu yakınlaşma, her ne kadar NATO ülkelerinin Irak'ta
tam bir görüşbirliği içinde olduğu anlamına gelmese de, Başkan Bush'u,
hele seçim yılında, kuşkusuz memnun ediyor.
İstanbul'da bugün ve yarın en çok konuşulacak konulardan birinin,
NATO'nun Iraklı askerlerin eğitiminde görev alması olacağı kesin.
Beklentiler, müttefiklerin bu konuda anlaşacağı, eğitimin ne kadarının
Irak sınırları içinde ve hangi ülkeler tarafından üstlenileceği
konusundaki görüş ayrılıklarının da krizsiz aşılabileceği yönünde.
İşte gerek bu adım, gerekse Irak'ta egemenliği çarşamba günü devralacak
olan geçici yönetimin uluslararası destek görmesi, Bush yönetiminin
haziran sürecini kendi açısından nisbi bir "başarı" ile
noktalayacağının işareti.
Ancak bu başarının "darlığı" da ortada. Irak'ta güvenliğin
sağlanamaması, istikrarlı bir geleceğin çok şüpheli olması, savaşın
başlamasından 16 ay sonra hala her gün akan kan ve teröristlerin
en son üç Türk vatandaşını kaçırıp öldürmekle tehdit etmelerine
de yansıyan vahşet, bu darlığı belirliyor.
Gerçekten de dün, Başkan Bush'un Ankara ziyaretini izleyen medyamızın
nedense çok geri planda gördüğü Türk rehineler olayı, 11 Eylül'le
başlayan ve Irak Savaşı ile boyutlanan süreçte, terörizmin yenilemediğini
ortaya koyuyor.
Haziran sürecinin yukarıda anlattığım kent görüntülerine yansıyan
diğer başarısız yönü ise, ABD Başkanı'nın hala, dünyanın hemen hiç
bir yerinde kendisini gönülden bir "hoşgeldin" ile karşılamaya
hazır halk bulamayacak halde olmasında gizli.
Bu çerçeve içinde, Başkan Bush'un yarım güne sıkışan Ankara ziyareti
ise, Washington'ın Türkiye'nin AB üyeliğine bilinen net desteğini
yinelemesinin ötesinde, K. Irak'taki PKK varlığına son verilmesi
ve KKTC'ye iktisadi açılım başta olmak üzere bir dizi beklentinin
karşılığının tam alınamadığı görüşmelere sahne oldu.
Bush, NATO Zirvesi'ne endeksli olarak geldiği Ankara'dan, görüştüğü
yetkililere bilmedikleri hiçbir şeyi söylemeden, yeni bir jest ya
da açılım yapmadan, gazetecilerin sorularını almayı reddederek ve
halka hiç görünmeden ayrıldı.
Gel de şimdi, Kasım 1999'da, Bill Clinton'a el sallamak için yol
kenarlarında bekleyen Ankara ve İstanbul halkını, elini sıkma umuduyla
birbirinin üstüne çıkan, kucağına bebek veren depremzedeleri ve
onu "He's a Turk" diye başlık atacak kadar benimseyen
Türk medyasını hatırlama!
Yasemin Çongar, Milliyet
28.06.04
|