| |
EĞER NATO zirvesi İstanbul'da değil de, başka bir üye ülkede yapılmış
olsaydı, çıkan sonuçları Türkiye açısından oldukça sıradan sayacak
ve üç gün boyunca (gece - gündüz) bu olaya kilitlenmeyecektik...
İstanbul'daki zirveye "tarihi" sıfatı verilmekle beraber,
aslında toplantılardan göz kamaştırıcı sonuçların alındığı söylenemez.
Afganistan ve Irak konusunda güçlükle varılabilen kararlar, daha
önceki hazırlık aşamasında belirlenen çerçeve içinde kaldı. Bosna'dan
terörizm ile mücadeleye kadar bildiride yer alan çeşitli meseleler
üzerindeki mutabakat da, aynen Brüksel'de hazırlanan belgelerdeki
ifadeleri taşıyor. En önemlisi, İstanbul'daki görüşmeler sonunda,
"Trans - Atlantik çatlağın" giderilebileceği umulurken,
Afganistan, Irak, Türkiye'nin AB üyeliği, NATO'nun yeni görev alanının
sınırları gibi konularda, özellikle ABD ile Fransa arasındaki anlaşmazlıkların
devam ettiği görüldü...
Bu zirveden ileriye dönük bir projeksiyon niteliğinde çıkan en önemli
belge, İstanbul İşbirliği Girişimi'dir. Bunu da ABD, zamanla geliştirilebilecek
Büyük Ortadoğu Projesi'nin ilk adımı sayarken, diğer bazı müttefikler
daha mütevazı bir girişim olarak görüyorlar. Ancak, İstanbul zirvesi
herhalde önümüzdeki aylarda ve yıllarda, kentimizin adını taşıyan
bu dokümanla epey anılacak...
* * *
TÜRKİYE için bu zirvenin en önemli kazanımı, kuşkusuz tüm dünyanın
dikkatlerinin İstanbul üzerinde odaklanması, kentin güzelliği ve
kültürü sayesinde, olağanüstü bir tanıtım işlevinin gerçekleşmesidir...
Zirvenin İstanbul'da yapılması, liderlerin Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren
meselelerde de ikili veya çok yanlı görüşmeler yapmasını sağlamıştır.
Nitekim Türkiye'nin AB üyeliği konusunun, konferans salonunun dışındaki
temaslarda ön plana çıktığını, bu konuda Fransa Cumhurbaşkanı Chirac
ve Almanya Şansölyesi Schröder dahil, pek çok liderin olumlu tavırlarını
açıkça ortaya koyduklarını gördük.
Zirvede ele alınan belli başlı meselelere gelince, varılan kararların
Türkiye'yi (NATO'ya ideolojik nedenlerle karşı olan çevreler dışında)
rahatsız edecek bir yanı yok. Örneğin Afganistan'da NATO'ya bağlı
gücün (ISAF) 6500'den 10 bin askere çıkartılması isteniyor. Türkiye
önümüzdeki şubatta devralacağı komutanlık görevinin dışında, Afganistan'a
yeni birlikler göndermeyi planlamıyor. Bu aşamada "Bölgesel
İmar Timleri"ne de katılmayı düşünmüyor... Irak konusunda da,
zirvede alınan karar, sadece Irak güvenlik güçlerinin eğitilmesiyle
ilgili. Bu eğitimi Türkiye isterse (muhtemelen Ankara da) yapabilir.
Ama Irak'a asker gönderme gibi bir konu zaten ortada yok...
* * *
İSTANBUL İşbirliği Girişimi adlı belgede belirtilen hususlar ise,
Ortadoğu'da isteyen ülkelerle güvenliği sağlayacak bazı projelerin
geliştirilmesiyle ilgili ki, buna Ankara'nın bir itirazı yok. Ancak
Türkiye bölgesel bir güç olarak kendi belirleyeceği sınırlar içinde
bir rol alabilir.
Kısacası, NATO'yu düşman olarak görmeyenler, aksine Türkiye'nin
onun içindeki varlığını ve rolünü ulusal çıkarlar açısından yararlı
ve gerekli sayanlar, İstanbul zirvesinden, olumlu bir bilanço çıkaracaktır.
Aynı şey ikili görüşmelerden (Başkan Bush'la yapılan dahil) aşırı
beklentileri olmayanlar için de geçerlidir...
Sami Kohen, Milliyet
01.07.04
|