Oh neyse, bu da geçti yahu...

 

İSTANBUL'da toplanan NATO zirvesi, Rumeli yakasıyla Anadolu yakası üstüne kurulmuş, 4 bin yıllık tarihsel megapolü, küçüklüğümün Göztepe'deki köşküne dönüştürdü.
Kimi yollar yeniden asfaltlandı, kaldırımlar yeniden düzenlendi, göze görünen tarhların çimleri tazelendi, görevlilerin giysileri sıklaştırıldı.
***
Muhiddin Üstündağ'ın İstanbul Vali ve Belediye Başkanı olduğu yıllarda da, babam İstanbul'daki yabancı şirketlerin denetim görevlisi anlamında, İstanbul Belediyesi'nde Şirketler Komiseri'ymiş.
Bazen yabancı şirketlerin temsilcileri, babamın iç güveyi olarak annesiyle birlikte taşındığı, dedemin Göztepe'deki köşküne yemeğe gelirlermiş.
Evde hazırlıklar bir hafta öncesinden başlarmış. Sofranın, ortasında uzun boylu yıldızlı çiçekleriyle donatılmış, aslanağızları, güller, karanfiller karışımı göbeğin, az ötesindeki atkestanesinin altına mı; yoksa köşkün bahçeye iki basamakla inilen alt balkonuna mı; yoksa giriş kapısının açıldığı taşlığa mı kurulacağı tartışılır ve bir karara varıldıktan sonra da, çifte tabaklı misafir takımları hazırlanır, gümüş çatal bıçaklar parlatılırmış...
Yabancı şirket temsilcileri, eşlerini getirmezlermiş yemeğe; evde de yalnız babam otururmuş sofraya...
Ve bir telaş fırtınası esermiş iç ve dış mutfaklarda...
***
Şark insanı, kendine ve kendi dünyasında kimseye göstermediği bir özen ve itibarı gösterir misafire... Eski İstanbul evlerinde güncel hayatta kullanılmayan misafir odaları, misafir helaları, misafir havluları...
Bütün bunlar, "Şark'ın misafirperverliği" olarak değerlendirilir. Belki de bu özenler Şark'ın, kendi özündeki hırpaniliği, boş vericiliği, üşengeçliği ve her anlamdaki yoksulluğu; dışarıya karşı gözlerden saklama ezikliğinden uzantılı, bir Şark vitrinciliğidir ki; bazen kendi içinde de megalomanyak birtakım garip balonları şişirmeye başlar; "Bize şöyle hayran oldular, bize böyle hayran oldular" gibi...
***
Küreselleşme süreci, Varşova Paktı'na karşı ABD'nin biçimlendirdiği ve bir ölçüde de Türkiye'yi, ucuz asker deposu olarak değerlendirdiği NATO'yu; şimdi Büyük Ortadoğu Projesi'nin - ne kadar inkar edilse de - jandarması kimliğine doğru sürüklemede...
Hem Afganistan'da, hem Irak'ta; orkestra şefliğini Washington'un yaptığı, büyük çobanlar orkestrasının şarkılarına uyumlu, yeni ve küçük çobanlar düzeni kurulacak...
Yeni çobanların ters kafa koyunlara sallayacağı sopa da, bir anlamda NATO...
***
Leninizm, yoksul sınıfları, zengin sınıflara karşı şahlandırmayı bayraklaştırmıştı. Kızıl Ordu'ya ayrılan pay, kapitalizmin kol gücünün yarattığı "artı değer"den sağladığı kar oranını aşınca...
Bu kez Ortadoğu'nun yoksulları, öbek öbek; zengin dünyayı, kendi dünyalarının inancına uygun bir "cennetmekan"lığa zorla itme ve bunun için de beklenmedik şiddet gösterilerine sıvanma ispazmozlarına savruldu...
Yeni küçük çobanlar ve arkadan durumu denetleyen NATO'nun askeri gücü; Leninizmden sonra kendince sakallı bir radikalizme tav olan ilkel bir yoksulluğun görünmez bombalarını sıfırlayacak...
***
NATO'nun Afganistan'daki sivil temsilcisi Hikmet Çetin, Mehmet Ali Birand'la yaptığı bir konuşmada, yılda NATO'nun askeri gücüne harcanan 15 - 20 milyar dolardan söz ediyor ve Afganistan'ın öz mayasındaki sakatlığın, yoksulluktan köklendiğini ima ediyordu...
Temelde yoksulluktan doğan belaları, silahlara daha çok para harcayarak sindirmeye çalışmak mı; yoksa silahlara ayrılan paraları, yoksulluğu eritecek yeni yatırımlara doğru kaydırmaya çalışmak mı?
***
Küreselleşme süreci, yılda silahlara harcanan 1 trilyon doları, yatırımlara dönüştürmeyi getiriyor gündeme...
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'le, Yunanistan Savunma Bakanı Spilios Spiliopulos'un "zirve" sırasında baş başa yaptıkları ikili konuşmalar, silahların karşılıklı indirimiyle ilişkili değil miydi?
***
Avrupa, iki dünya savaşında ölen milyonlarca insandan sonra, silahçıları zengin etme yerine; çobanların sık sık ölüme sürüklendiği koyun ve koçları zengin etmenin daha avantajlı olduğu gerçeğine doğru kırdı dümeni...
Şimdi sıra, yoksulluğun fitillediği Ortadoğu kökenli "şiddet"e yeni çözümler bulmaya geliyor...
***
Şimdilik Türkiye, Washington'un bir çeşit Yakındoğu'yu gözetleme kulesi olmaya ve hızlı itfaiyeciliğine aday...
Derken 20 yıla kadar, Türkiye'ye de küresel yatırımlar artmaya başlayacak...
Sonunda Şark da, vitrincilikten, göz boyamaktan, kendi kendine övünüp durmaktan arınacak; misafire gösterdiği özeni, kendinden sakınmayacak...
***
Enseyi karartmayın. 21. yüzyıldaki değişimi, kimler daha hızlı algılıyorsa, onlar çok daha güzel ve şenlikli yaşayacak...

Çetin Altan, Milliyet
01.07.04