| |
Türkiye'nin AB ile tam üyelik müzakerelerine başlamaya "her
zamankinden daha yakın" olduğunu söyleyen, İstanbul Üniversitesi
İktisat Ana Bilim Dalı Profesörü ve Avrupa Hareketi 2002 Girişim
Grubu öncülerinden Mehmet Altan'a göre, bu sürecin hızlanmasında,
hem AKP'nin, hem de Türkiye'nin ayakta kalma umudunun AB'ye bağlı
olduğunun anlaşılmasının etkisi büyük.
Altan'a göre, AKP'nin, yüzleri çok farklı noktalara dönük kesimlerin
iradelerinin AB istikametinde birleştiğini görmesi ve bunu iyi değerlendirerek,
kıvrak bir hareketle reformları hızlandırması, Batı'nın bile beklemediği
şekilde Türkiye'yi AB müzakerelerine yaklaştırdı.
AB'ye üyelik başvurusunu 14 Nisan 1987'de yapan Türkiye, artık tam
üyelik müzakerelerine başlama kararı çıkmasını isterken, bunun gerçekleşmesi
için gereken Kopenhag siyasi kriterlerini karşılamak için yoğun
bir çalışma yürütüyor ve bunun önemli bir bölümünü tamamladı. AB
liderleri Aralık'ta yapacakları zirvede, birliğin yürütme organı
olan Komisyon'un Ekim ayında Türkiye'nin üyelik kriterleri konusunda
kaydettiği ilerlemeler hakkında yayınlayacağı rapor doğrultusunda,
Türkiye ile müzakerelere başlayıp başlamama kararı alacak.
Reuters'la yaptığı söyleşide, "Türkiye müzakere tarihine her
zamankinden çok daha yakın... Çok büyük bir gariplik olmaz ise çok
kesindir" diye konuşan Altan, bu sürecin olumlu hale gelmesinde
neyin etkili olduğu sorusunu şöyle yanıtladı:
"Bu süreci bu noktaya getiren iç ve dış dinamikleri bir şekilde
kendi iktidarında birleştirebilen AKP hükümetidir. Amerikalı bir
sosyoloğun Türkiye için yaptığı bir tespit var. Diyor ki; 'Türkiye'deki
en büyük çelişki Anadolu Beylerbeyi ile Rumeli Beylerbeyi arasındaki
çelişkidir'. Burada kastedilen Türkiye'nin bir ileriye bakan, bir
de geriye bakan yüzü olduğudur. İşte bu iki yüz AB istikametinde,
Tayyip Erdoğan iktidarı sayesinde elele vermiş ve bir irade ortaya
koymuştur."
Çok farklı iradelerin aynı noktada birleşmesi ve AKP'nin bunu "iyi
okuyarak" hem Türkiye'nin hem de batılıların bile beklemediği,
hatta belki arzulamadığı şekilde müzakereleri başlatma noktasına
taşıdığını savunan Altan, tüm süreci tek kelimeyle özetliyor: "Çaresizlik"
"Bu çaresizlik nereden kaynaklanıyor?" sorusunu ise Altan,
"Çünkü AKP hükümetinin, bin yıldır egemen olmuş iç sömürgeci
bir zihniyete karşı dış dinamiklerin yardımı olmadan yaşar kalma
umudu yok. İkincisi, Türkiye, sosyal ve ekonomik olarak dibe vurmuş
vaziyette. Örneğin; Birleşmiş Milletler Yaşam Kalitesi Endeksi'nde
Yunanistan 24, Türkiye ise 96'ıncı sırada" diye yanıtlıyor.
Altan'a göre, bu derin umutsuzluğun "bir kezzap gibi"
Türkiye'yi yakıp yıkmaması için bir umuda ihtiyaç var ve bu da AB,
üstelik AKP de bunu çok iyi görüyor.
Herkesin kendi bulunduğu hayatın sıkıntılarının AB ile çözüleceğini
ummasının, reformları hızlandırdığını savunan Altan bu süreci şöyle
özetliyor:
"Bir, AKP'nin ayakta kalma, iki, toplumun dibe vurmasındaki
umutsuzluk bizi bir yıl içinde müzakerenin başlama noktasına çok
hızlı getirmiştir. Bunlar, reformist hareketlerin nüvesini oluşturdu.
Bir de -ki bu çok önemli- Türk toplumunun çok etkin bir kesimi de
tarihsel bir refleksle Türkiye'nin kurtuluşunu haklı olarak Batı
kampında görmeye devam ediyor. Anti-Batıcı, Anti-AB'ci isyanlar,
onların gücü karşısında başarılı olamıyor.
"Türkiye (Ahmet Altan'ın dediği gibi) bir ketçap ülkesidir.
Ketçap şişesinin arkasına vurursun vurursun çıkmaz ...Ama bazen
de bir vuruşta istemediğin kadar akar. Türkiye kendi tarihsel hantallığını
aşan bir dinamizmle bunu düzeltti. Batılıların beklemediği şey,
yıllardır değişmeyen hantal bir yapının bu kadar çeviklikle düzenlenmesiydi.
Şimdiki süreç bu bürokratik yapının zihinsel devrime dönüşme sürecidir.
Onda da yavaş yavaş yol alınmakta."
DÖNÜŞÜM SÜRECİNİN ETKİSİ
Altan, dünyada hiç bir şeyi bulunduğumuz gün itibariyle sabit kabul
etmemek gerektiğini altını çizerek, "Çünkü sanayi devriminde
yaşayan bir toplumun kaotik dönüşme süreci neyse şimdi biz de sanayi
sonrası topluma geçtiğimiz için kaotik bir dönüşme içindeyiz. Buna
AB de dahil... AB'de de kimlik krizi var. AB de dönüşüyor. Türkiye'de
de bu dönüşüm var. Tayyip dönüşüyor Ak Parti dönüşüyor" dedi.
AKP'nin dönüşme sürecini olumlu olarak değerlendiren Altan'ın yorumu,
"Nihayetinde bir kaç yıl önce milli görüşçü olan kadroların
bu kadar Avrupa yanlısı olması, sadece lider kadrosunu değil tabanını
da bu yönde değiştirmeye uğraşması, Türkiye açısından da, dünya
açısından da çok olumlu bir değişim sürecidir" şeklinde.
Batı'nın Türkiye'ye ve AKP'ye güven duymaya başlamasında Müslümanlığın
liberalizasyonunun etkili olduğunu vurgulayan Altan, 11 Eylül sonrası
dünyada, radikal İslama karşı, demokrasiyle, piyasa ekonomisiyle,
insan haklarıyla uyumlu bir Müslüman yorumuna, güvenli bir limana
ihtiyaç duyulduğuna ve Türkiye'nin de bu liman arayışına denk düştüğüne
işaret etti.
EKONOMİK GİDİŞAT AB'YE UYGUN MU?
AB ile müzakereye oturmak için ekonominin birincil mesele olmadığına
dikkat çeken Altan'a göre, Türkiye, ekonomik açıdan şu anda, prostatı,
by- pass'ı, şekeri, tansiyonu olan ancak günlük hayatını sorunsuz
yaşayan ve gece lokantalara gidebilen bir hastaya benziyor; "günlük
hayatta rahat ama kırılganlığı devam ediyor."
Maastricht ekonomik kriterlerinin tam üyelik aşamasında önemli olduğunu
hatırlatan Altan'ın bu konudaki görüşleri ise şöyle:
"Türkiye müzakere masasına oturacak ama bu uzun süreceği için
ekonomik performansın Maastricht'e uydurulması en önemli konumuz
değil. Ama makro dengelerini düzeltme çabaları da sürüyor. Dilerim,
IMF ile stand- by yapılarak devam edilir ve ekonomide sağlıklı bir
noktaya gelmek için gerekli olan 'ekonomik akla' dışarıdan borç
alınmayla devam edilir. Türkiye, bunu kendi kendine üretinceye kadar
da bu gerekli görünen bir durum hissi veriyor."
TÜRKİYE IMF'SİZ OLAMAYACAK MI?
Türkiye'nin ekonomik aklı üretmesi için paylaşımın piyasada olması
gerektiğini söyleyen Altan, Türkiye'nin en büyük talihsizliğinin
ekonomik paylaşımın piyasada değil, devlette ve siyasette olmasından
kaynaklandığını düşünüyor.
Altan'a göre, "Paylaşımı piyasa devralıncaya kadar Türkiye
ekonomik akla ihanet eder. Bu noktaya gelinceye kadar da hep biz
dış iradeye muhtaç kalacağız. Oysa piyasa devralınca en doğal, en
rasyonel müfettişe kavuşmuş olunacak."
"Peki özel sektör her zaman daha mı iyi?" sorusunu ise
Altan,"Hayır, hayır. Özel sektörü de özelleştirmek lazım Türkiye'de.
Özel sektörün devletten geçinmeye alışkın olanıyla, dış piyasada
rekabet ederek faaliyet gösterenlerini de ayırmak lazım..."şeklinde
yanıtladı.
Birsen Altaylı, Reuters
8.07.04
|