| |
İsrail Başbakan Yardımcısı Ehud Olmert, hem iki ülke arasındaki
ilişkilerin, hem de Şaron yönetiminin zor günlerden geçtiği bir
dönemde Ankara'ya geliyor.
Şaron uluslararası platformda öylesine sıkıştı ki, İsrail basını
"Koca dünyada ABD'den başka dostumuz kalmadı" diye feryat
ediyor, "1967'den, hatta devletimizin kurulduğu 1948'den bu
yana görmediğimiz yenilgilerle karşılaşıyoruz" diyor.
Tabii bütün bunların nedeni, 700 kilometre boyunca uzanacak, 200
kilometresinin yapımı bitmiş olan o ünlü duvar. Hükümete ilk darbe
30 Haziran'da İsrail Yüksek Mahkemesi'nin "Filistinliler'in
topraklarıyla bağlarının koparılmasının insan haklarına aykırı olduğu"
kararıyla geldi.
Bu şokun etkisi geçmeden 9 Haziran'da bu kez Uluslararası Adalet
Divanı, duvarı yasadışı ilan etti, İsrail'i özgürlükleri kısıtlamakla,
Filistinliler'in insanca yaşam, eğitim, çalışma sağlık haklarını
engellemekle suçladı. Kararın can alıcı bölümü, İsrail'i "İşgal
gücü" yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırması. Bu, İsrail'in
1967 savaşında ele geçirdiği toprakların, uluslararası hukukun en
önemli kurumunca, geri verilmesi gereken "İşgal kazanımı"
statüsünde görülmesi anlamına geliyor.
Divan'ın kararı şimdi BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi'nin gündemine
gelecek. Şaron'un tek umudu veya güvencesi ABD'nin veto hakkını
kullanarak İsrail'i -bir kez daha- kurtarması...
Kısacası, Filistinliler'i tecrit amacıyla örülen duvar, İsrail'i
dünyadan ayıran cezaevine dönüştü.
Dostluğu tanımlamak
Türkiye-İsrail ilişkilerine gelince; bizce son aylardaki gerginliğe,
krizden çok "Hükümetin Ortadoğu politikalarında ağırlık merkezini
değiştirmesinden kaynaklanan çizgi kayması" demek daha doğru
olur. Yani, bir yandan İsrail'le ilişkileri tekrar tanımlamak ve
yeni bir dengeye getirmek, bir yandan da Türkiye'nin İslam coğrafyasındaki
tarihsel rolünü canlandırmak.
Peki İsrail'le ilişkilerde dengenin ölçüsü ne? Bunun cevabını Başbakan
Erdoğan'ın geçen ay İsrail gazetesi Haaretz'e verdiği demeçte bulabiliriz.
Erdoğan ilişkileri üç gruba ayırıyor: Hükümetler arasında ilişkiler,
halklar arasında ilişkiler ve bir de ekonomik, ticari, sosyal bağlar.
Halklar arasındaki ilişkiler ile ekonomik, ticari ve sosyal bağlarda
sorun olmadığını belirtiyor. Hükümetler arasındaki ilişkilere gelince,
Erdoğan'ın ifadesiyle, "Türkiye, Ortadoğu'da barış sürecinin
canlanmasını istiyor. İsrail Hükümeti bu çabalara destek vermiyor."
Başbakan "Öldürmeye karar vermeyen bir hükümet olmasını dilerdim"
diyerek sorunun İsrail değil, Şaron yönetimi olduğunu vurguluyor.
Erdoğan'ın bu dileği yakında kısmen yerine gelecek; Şaron gene başta
kalacak ama, Şimon Perez'in İşçi Partisi'nin de katılımıyla ulusal
birlik hükümeti kurulacak.
Şaron böylece tabanının direnci nedeniyle zorlandığı Gazze Şeridi'nden
çekilme ve 25 İsrail yerleşim yerini boşaltma planını uygulamak
için gerekli desteğe kavuşarak, berbat durumdaki imajını biraz olsun
düzeltebilecek.
Türkiye de, Erdoğan'ın geçen ay ABD'de G-8 zirvesi sırasında görüştüğü,
barışçı çözüm ve Filistin devleti kurulması yanlısı Perez'in hükümete
girmesi ve büyük olasılıkla Dışişleri Bakanlığı'nı üstlenmesiyle
İsrail politikalarını daha yumuşak bir zemine oturtabilecek.
Peki bu yumuşama İsrail'in Hamas lideri Şeyh Yasin'i öldürmesiyle
vazgeçilen önce Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, ardından da kendisinin
Filistin ve İsrail ziyaretini yeniden gündeme getirir mi?
İsrail resmen Türkiye'nin arabuluculuğunu istemedikçe, pek mümkün
değil...
Erdal Şafak, Sabah
13.07.04
|