| |
Hızlandırılmış tren faciası ertesinde, gerek kamuoyu odaklarının,
gerek AK Parti iktidarının karşılıklı tepkileri ve olaya dönük farklı
algılamalar, işin olması gerektiğinden farklı bir zemine kaymakta
olduğunu gösteriyordu.
Hep tekrarladığımız bir Gaziantep özdeyişini yine hatırlatalım:
- Adamın ağzını büzmesinden Ömer diyeceği belliydi
Ne yazık ki, başta Başbakan ve Ulaştırma Bakanı olmak üzere, iktidar
sorumluları, meselenin tren faciasından çıkıp bir siyasi faciaya
dönüşebileceğini göremediler.
Olayı bir ideolojik tepki biçiminde yorumladılar.
Olayı ideolojik tepki rayına oturtmak isteyenler de, iktidarın siyasi
miyopluğu sayesinde, gerçekten bu zemine meseleyi taşımaya başladılar.
Sonuç ortada.
Kimi diyor ki:
- Tayyip Erdoğan'ın hızlandırılmış diplomasisini birileri raydan
çıkarabilir.
Veya şöyle diyenler de var:
- Hızlandırılmış demokratlıkla, AB'nin gözünü boyamak mümkün mü?
AK Parti'ye kökten karşı olanlar ise, hızlı tren faciasının, bu
iktidarın gerçek yüzünü açığa çıkardığını düşünerek zaten ağızlarına
gelen her sözü söylüyorlar.
Belli ki, iş tırmanacak.
Anlaşılması zor olan, Erdoğan ve kadrosunun siyasi basiret bağlanması
vakasını, neden bu kadar yoğun yaşadıklarıdır.
Daha önce de en radikal Anayasa değişiklikleri yapılırken, nedense,
"YÖK Reformu" adı altında imamhatipler meselesini gündeme
getirmişlerdi. Kendilerine en yakın insanların bile anlamakta zorlandıkları
bu zamanlama hatası sonunda, yıpranarak geri çekilmişlerdi.
Şimdi de normal bir siyasi ve idari sorumluluk tartışmasını, bir
siyasi ve ideolojik komplo gibi ele almalarını anlamak, gerçekten
mümkün değil.
Peki bütün bunlardan alınması gerekli dersler neler olmalıdır?
En önemli durum, Tayyip Erdoğan ve kadrosunun, içe dönüklüğüdür.
Belli ki, "Danışman" olarak kullandıkları kadrolar, bunlara
aklın ve gerçeğin gereğini gösteren tarzda danışmanlık yapmak yerine,
zor konularda patronlarına danışıp ona göre düşüncelerini seslendirmektedirler.
Hatırlarım. Bir keresinde Vehbi Koç'un evinde, baş başa oturmuş,
sohbet ediyorduk.
Birden, "Mehmet Bey galiba tansiyonum yükseldi" dedi.
Hemen yakındaki eczaneyi arayıp, tansiyon ölçecek birini çağırdım.
Biraz sonra, genç bir eczacı kalfası elinde tansiyon ölçme aleti
ile geldi. Tansiyonunu ölçeceği kişinin Vehbi Koç olduğunu anlayınca
da çok heyecanlandı. Aleti Vehbi Bey'in koluna takıp pompaladı.
Sonra çıkardı aleti. Vehbi Bey'e "Efendim, sizin her zamanki
tansiyon rakamlarınız kaç acaba" dedi.
Herhalde gerçek rakamlar yüksek çıkmıştı ve bunları Vehbi Koç'a
söylemenin saygısızlık olacağını düşünmüştü.
Eğer Tayyip Erdoğan'ın danışmanları ve güvendiği yakın çevresi de,
o genç tansiyoncu gibi yapıyorlarsa, hepimizin işi çok zordur.
Gerçekten sadece sorumluların bedel ödemesini isteyenlerin, çalışkan
ve iyi niyetli ama aceleci Ulaştırma Bakanı'nın kellesini istedikleri
de sanılıyorsa, ortada ciddi bir siyasi facia vardır.
Mehmet Barlas, Sabah
27.07.04
|