| |
BİRTAKIM yerel koşullanmaların tutsağı olmaktan kurtulabilmiş
olanlar; sevdikleri bir meslek alanında, örneğin güneş sistemindeki
en uzak gezegene inebilecek nitelikte, elektronik bir robot yapımında;
beyinsel enerjilerini, somut ve evrensel bir ürüne çevirebiliyorlarsa;
Başbakan Tayyip Bey'in, İran gezisinden hangi olumlu sonuçlarla
döndüğünü merak etmelerine gerek yoktur.
Breh breh breh, çıtaları çok mu yükselttik?
Biraz indirelim.
***
Diyelim ki, sevdiğiniz bir alanda enerjinizi - evrensel bir kalitede
- somuta dönüştürebilecek bir mesleğiniz yok...
Kala kala millete hizmet etmek için, nutuk söylemek kalıyor. Biliyorsunuz,
son yerel seçimlerde aday adayı 5 milyon nutukçu çıkmıştı, millete
hizmet aşkıyla tutuşan...
Genç kızlar içinse, türbanlı yahut açık belli, en kestirme çare
zengin bir koca bulmak...
Ve "keyifli" bir yaşam için, ne yapıp yapıp para bulmak...
***
Türkiye de, ister istemez yerel koşullanmaların iç içe geçmiş çemberlerinden
sıyrılarak, küreselleşmenin ufuklarına doğru kaydıkça; nutukçuların
sayısı da azalacak...
Zengin koca sayısı çoğalacak mı, bilemiyorum.
***
Şöyle bir düşünün, tüm tren yollarını Japonlar yönetiyor; sağlık,
hastane ve uzman hekim örgütlenmesini, İsveçliler; karayollarını
Almanlar; denizyollarını Hollandalılar; sağlıklı besin denetimini
Amerikalılar; eğitim ve üniversite sektörünü İngilizlerle Fransızlar;
eğlence ve "keyif" sektörünü de Türkler...
Uluslararası sınırlar kalkmış; millete hizmet için nutuk söyleme
dönemi aşılmış; Hazine'den geçinmelilerin şatafatı rendelenmiş...
Ola ki, 21. yüzyıl süreci içinde gerçekleşebilir böyle bir tablo...
Ve Türkiye'de söylenmiş siyasetçi yalanlarından da, evrensel mizah
müzelerine harika malzemeler çıkmaya başlar.
***
Çarşamba günkü Sabah'ta insanın gözüne mızrak gibi batan bir haber
vardı:
"300 kelimeyle konuşuyoruz"
Haber şöyle başlıyordu:
"Uzmanlar uyarıyor: Türkçe tehlike çanları çalıyor. Gençler
kitap okumuyor, kelime dağarcıkları azaldı. Kendilerini ortalama
300 kelime ile ifade eder oldular..."
***
Kendi adının verildiği sözde hızlı trenin de; sağa sola savrularak
onca ölüme ve yaralanmaya neden olduğu Yakup Kadri Karaosmanoğlu,
1926'da şöyle yazıyordu:
"Muassır Frenk şairlerinden biri de kendisi için: 'Ben suya
taş atan adamım' diyor; buradaki sudan maksat ammenin ruhu değil
midir? Şair bir havuz kenarında eğlenen bir çocuk gibi, bu suya
taşlar atıyor ve her taş, kendi sıklet ve cesametine göre birtakım
halkalar açarak ve sesler çıkararak suyun dibine dalıyor.
Ey Türk şairi! Senin taş attığın yer ise, hiç dalgalanmayan ve hiç
ses vermeyen karanlık ve ıssız bir boşluktur."
***
Yakup Kadri'nin sözünü ettiği "muassır frenk şairi" Henri
de Regnier idi...
"Yer" küresi üstündeki 6.5 milyar insan; "okyanusları
kullananlar ve kullanmayanlar" diye nasıl ikiye ayrılıyorsa;
okyanusları kullanmamış olanlar, politik kanlı bataklıkların içinde,
ne kadar çağdaş olmaya uğraşırlarsa uğraşsınlar, Üçüncü Dünya'nın
tek heykeli bir ülkesi olmaktan nasıl kurtulamıyorlarsa; kendi anadilinin
süzülmüş lezzetiyle sevişme birikiminden yoksun kalmış şifahi toplumlar
da; kendileriyle ne kadar övünürlerse övünsünler, insanlığın ortak
yaratıcılık bahçelerinde yeterince "var" olamıyorlar...
Yakup Kadri, Henri de Regnier'nin şair ve şiir tanımlamasından esinlenerek
boşuna şöyle demiyordu:
"Ey Türk şairi! Senin taş attığın yer ise, hiç dalgalanmayan
ve hiç ses vermeyen karanlık ve ıssız bir boşluktur."
***
Emir, demiri kesse de; Türkçenin eriye eriye artık 300 kelimeyle
konuşulur olmasını, emirle zenginleştirme olanağı yok; tıpkı ekonomiyi
füzelendirme olanağı da olmadığı gibi...
Emekli militerlerimize, vaktiyle bir türlü anlatamadık bunu...
Ne yapalım onlar da, kendi anadillerinin "yazı" lezzetinden
alabildiğine yoksundular ve "yazacaksa vatanı yazsın"
demenin ötesinde; tabularla, dogmaları fiskeleyen bir kalem esprisinden
pek bir şey anlamıyorlardı.
***
"Yapısalcılık" diye bilinen bir değerlendirmeye göre de;
toplumların düzeyini, kullandıkları kelime sayısı belirler... Bu
açıdan da Türkiye, yine çok alt basamaklarda...
Enseyi karartmayın. 21. yüzyılın dinamikleri, mesleksiz nutukçularla,
Hazine'den geçinmeli makam sahiplerinin saltanatını azaltsa da;
bireylerin güvencesini artıracaktır.
Türkçenin ne olacağına gelince...
Anadillerinin tadıyla bütünleşmiş kalemlerin unutulmuş dünyalarında,
yaşamayı sürdürür o da...
Çetin Altan, Milliyet
30.07.04
|