| |
Seçime giden Türkiye’nin önünde
artık bir yol haritası var: Kopenhag zirvesinde AB’den müzakere
takvimi alınabilirse önümüzdeki 5 - 7 yıl içerisinde tam üyelik
mümkün olabilir. Bu da iki seçim dönemi demektir.
AB dışındaki faktörler de gelecek
yapılanmasında rol oynayacak. ABD’nin olası Irak operasyonu, Kıbrıs’ta
çözüm baskısı ve IMF destekli ekonomik programın geleceği de 2003
yılına ışık tutacak.
Ordu, Türkiye’de kurumlaşmanın, stratejik
planlamanın en gelişkin adresi olduğu için Ağustos Şurası’ndaki
kimi tercihlere bakıp ülkenin güvenliğinden sorumlu Silahlı Kuvvetler’in
‘hangi değişkenleri’ önemsediğini çıkarmak mümkün.
Kıvrıkoğlu Paşa, Genelkurmay Başkanlığı’nı
Hilmi Özkök’e devretti. Özkök Paşa’dan boşalan Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na
Jandarma Genel Komutanı Aytaç Yalman atandı.
Aytaç Paşa, PKK ile mücadelenin doruğa
çıktığı yıllarda Güneydoğu’da görev almış, Kuzey Irak’ı tanıyan,
deyim yerindeyse ‘cephe’de bulunmuş bir komutan!
Ordunun zirvesindeki Yalman tercihi,
ABD’nin Bağdat’a saldırması halinde Kuzey Irak’ta oluşacak duruma
hazırlık sinyali veriyor.
Genelkurmay Karargahı’nda İkinci Başkan
Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a bir yıl daha süre tanınmakla, Özkök’ten
sonra komutanlık yolu da açılmış oldu.
Silahlı Kuvvetler’in komuta kademesinin
gelecekte duyarlı olacağı alanlardan birisi de iç politika. TBMM’den
geçen AB yasaları toplumu umutlandırdı. Ancak AKP’nin birinci parti
çıkması halinde Kopenhag süreci bundan ne ölçüde etkilenecek?
İdam konusunda AKP’nin ‘anayasal güvence’
manevrası yüzünden paket az daha deliniyordu. Komisyonda MHP üyeleri
çekinser oy kullanmasalar, idam belki de kalkmayacaktı! AKP Grubu
bu ikircikli tutumunu TBMM’deki oylamada da sürdürdü. Dolayısıyla
Erdoğan ve arkadaşlarının, AB hedefini ne ölçüde benimsediklerinin
‘netleşmesi’ gerekiyor.
AKP’nin politikası askerleri de daha
temkinli olmaya yöneltiyor.
Bekle - gör politikası AKP ‘iktidarda
denenene’ kadar süreceğe benziyor. İkinci ‘Erbakan vakası’ yaşamayı
kimse istemez!
Tayyip Erdoğan’ın ‘değiştim’ sözü
yeterince güvence oluşturacak mı?
AKP yönetiminin verdikleri mesajlara
bakarak bu konuda ‘iyimser’ düşünüyorum. Hele 3 Kasım 2002 seçimleri
bir ‘AB referandum’una dönüşür ve AB yanlısı partilerle MHP gibi
bunun dışında kalanlar kesin olarak ayrışırsa durum iyice netleşir.
AKP eğer AB müzakereleri doğrultusunda kendini bağlayacaksa, seçimden
kaçıncı parti çıkarsa çıksın, tam üyelik yolunda uğraş verecektir.
Güneydoğu dahil, toplum artık etnik ve dinsel kimlik temelinde yapılan
politikanın gerginlik yaratmasını istemiyor. AB süreci, özgür, demokratik,
barışçı bir dünyada yer almanın iradesidir.
AKP’ye karşı ‘çekim alanı’ yaratmaya
çalışan Derviş’e gelince.
DSP’nin küskünlerinden sonra CHP’nin
küskünlerine el atan Derviş’in tereddütleri sürüyor.
Bu kararsızlık Derviş’i ‘bir bölen’
yaparsa, yazık olur!
Derya Sazak, Milliyet ; 05.08.2002
|