|
Güler Sabancı, Türkiye'nin IMF ile 3 yıllık yeni bir anlaşma yapması
gerektiğini savundu. Sabancı, Başbakan'ın "IMF ile anlaşacağız"
açıklamasının ise faizleri düşüreceğini söyledi
DERYA SAZAK: 'Avrupa Birliği'ne hiç bu kadar yakın olmamıştık' diye
düşündüğünüzü biliyorum. Avrupa'da temaslarınız oluyor, bu umudu
yeşerten dış ve iç dinamikler neler? Batının nabzı nasıl atıyor?
GÜLER SABANCI: Avrupalılar açısından da kolay olmadığını kabul ediyorum,
Türkiye'yi tam üye olarak almak zaman alacaktır. Kopenhag kriterleri
önümüze konduğunda yapılacak çok iş vardı. Çoğunu yaptık. Belki
de Kopenhag kriterlerini yerine getireceğimizi beklemiyorlardı.
Topu taca atıp oyundan çıkabileceğimizi düşünüyorlardı.
Olabilirdi. Bugün geldiğimiz noktada AB çevreleri de 'bravo' diyor.
Demokratikleşme, uyum yasaları Kıbrıs'la ilgili çabalar ve ekonominin
belli bir istikrara kavuşmuş olması sonucu AB ile yıl sonunda müzakerelere
başlanması kararı çıkacağına inanıyorum. Avrupa kamuoyu açısından
Türkiye gibi büyük bir ülkeyi, genç nüfusu yüksek Müslüman bir ülkeyi
hemen kabul etmek kolay olmayacak. Ama önümüzde 8 - 10 yıl zaman
var. Onlar bize, biz onlara uyum göstereceğiz.
Siyasi kriterler tamam olsa bile 'ekonominin kırılganlığı' Türkiye'nin
kendi iç sorunu olarak gündemdeki yerini koruyor. Merkez Bankası
Başkanı'nın 'gevşemeyin' diye yaptığı uyarılar var. IMF ile anlaşmanın
süresi ve niteliği konusunda belirsizlikler sürüyor. Büyümeye rağmen,
istihdam sorunu aşılamadı, ekonomide kriz kuşkusu neden? Hükümet
temaslarınız oluyor, IMF ile 'stand by' yapılacak mı?
Yapılmalı. Türkiye, siyasi ve ekonomik istikrarsızlık dönemi geçirdi.
Çok da dayak yedik. 1990'lar 'kayıp yıllar' oldu. 2001 krizinden
ders çıkarmalıyız. Kemal Derviş geldi, hepimiz bir umut sarıldık.
Gün gün, saat saat IMF'den krediyi alıyor muyuz, alamıyor muyuz,
kaç milyar dolar gelecek diye endişeyle beklemedik mi? Nefeslerimizi
tutup bekledik. O program 3 senelikti. 3 sene doluyor. Rahmetli
Sakıp Bey, hep şunu derdi: 'Yahu aldığımız o paralar borç, bir gün
geri ödenecek!' İşte o günlere geliyoruz. 2005'ten itibaren hassas
bir döneme giriyoruz. IMF ile mutlaka anlaşma yapmalıyız. İkinci
3 yılı garantilemeliyiz. Hükümet diyor ki ben de bir ekonomik program
hazırlayacağım. Tabii ki bunu anlıyoruz. Zaten IMF ile yapılacak
anlaşma hükümetin anlaşması olacak ve bu program karşılıklı konuşularak
hazırlanacak.
Yapılmazsa ne olur, 'IMF bandı'ndan çıkamaz mı Türkiye? Çıkılırsa
ne olur, ekonomi IMF'siz yönetilemez mi, risk nerede?
Bence çok yanlış olur. Bu benim kişisel görüşüm değil, bütün iş
çevreleri böyle düşünüyor. Size en çok borç vermiş kurum 3 yıllık
bir anlaşma yaparsa, size az borç vermiş kişiler de kredi açmaya
güvenirler. Böyle bir güvene ihtiyaç var. İnanın, bugün Başbakan
çıkıp IMF ile anlaşma yapacağız dese, faizlerin 4 puan ineceğini
düşünüyorum.
Seçim kaygısı falan mı var, hükümet IMF'ye 3 yıl angaje olmaktan
niye çekiniyor, Ecevit hükümetinin başına gelenler ürkütüyor olabilir
mi?
Hayır, bu o kadar önemli ki Türkiye için bizler önümüzü görebileceğiz,
dış yatırımcı görecek.
Sayın Ali Babacan ve Başbakan ile görüşüyorsunuz, hükümet ne düşünüyor?
Hazırlanıyorlar. Ali Babacan, uzun süreli bir programın gereğine
inanıyor. Eylül, ekim gibi netleşir. Sonbahar önemli bir eşik. Merkez
Bankası Başkanı'nın uyarısını da ciddiye almalıyız. Hassas dengeler
var. İşler iyi gidiyor diye 'gevşemeyelim' diyor. Ben de aynı şeyi
düşünüyorum.
2000 sonbaharında da ekonomide patlama yaşanıyordu, TÜSİAD yöneticileri
'10 yıl ileriyi görüyoruz' derken, aralıkta kriz patlamıştı.
İşte o dönemden ders alalım. Gerçekçi olalım. Olay sadece IMF meselesi
de değil. Sayın Başbakan ve hükümet üyeleri, ağırlığı AB politikasına
verdiler. Artık ekonomiye ve ekonomik kararlara öncelik verilmeli.
Yapısal reformlara ihtiyacımız var. Türkiye'nin öncelikli ve acilen
ekonomideki yapısal reformlarda ilerleme kaydetmesi lazım.
2001 krizi ertesindeki kaynakların 17 milyar doları hortumlanan
bankaların yapılandırılmasına gitti. Bankalardaki batıkların toplamı
49 milyar dolar ve geri dönüş yok gibi, bugüne dek yapılan tahsilat
2 milyar doları zor buluyor. Toplumsal belleğimiz zayıf, kriz sonrası
süreci de unuttuk. Milyarlarca dolar, batıranın yanına kâr mı kalacak?
Özelleştirme diyoruz, yapamıyoruz. Ben batıkların tasfiyesini, özelleştirmenin
önüne koyuyorum. TMSF Türkiye'nin en büyük kuruluşu oldu.
'Ortalamanın üzerinde büyüdük'
Sakıp Sabancı'nın ölümünden sonra Sabancı Holding'de yönetim kurulu
başkanlığını üstlendiniz. Nasıl bir gelecek yapılanması içindesiniz,
sizinle birlikte Sabancı'da gelecek vizyonu nasıl oluşacak?
Sakıp Bey öyle olağanüstü bir kişilikti ki açıkçası hastalığı da
hep yenecek, onu da alt edecek diye bekledik. Maalesef öyle olmadı,
son 3 ay çok umutluyduk, birden kaybettik. Sakıp Bey'den sonra kardeşlerinden
hayatta olan Şevket Bey ve Erol Bey'den birinin bu göreve gelmesi
normaliydi. Ancak Şevket Bey, bayrağı bir jenerasyon gençlere devretmeyi
önerdi, Erol Bey de destekledi. İcra ile yönetim kurulunu ayırdık,
ben göreve geldim.
Sakıp Bey çok özel biriydi, 'kurumsal yönetim' diye tanımladığınız
yeni yönetim biçimi ve sizin icra sorumluluğunu üstlenmeniz Sabancı
Grubu'nu nasıl etkileyecek?
Sakıp Bey döneminde yönetim anlayışı farklıydı. Sabancı Holding
yönetimi, Sakıp Bey'in liderliğinde 5 kardeşten oluşuyordu. Tam
bir aile meclisi yapısı vardı. Yeni dönemde bunun olması mümkün
değil. En önemli fark bu. Benim başkanlığımda CEO'muz Celal Metin'in
içinde olduğu, tamamı profesyonellerden oluşan bir yürütme kurulu
göreve başladı. Sabancı Grubu'nun A takımı olan yönetim ekibimiz
hissedarlara karşı sorumluyuz.
Sabancı kabinesi oluşturdunuz ve göreve başladınız, sancısız bir
geçiş oldu...
Çok şükür...
Şevket Bey'in Ali Sabancı'nın Esas Holding adıyla yapılanmaları
ne anlama geliyor. Holding içinde holdingleşme mi?
Hayır. O zaten başlamıştı. Emine Sabancı, Ak Sigorta'dan ayrılmış
ve Esas Holding'in başına geçmişti. Bu çok doğal, yarın başka örneklerini
de göreceğiz.
Sabancı'nın genel büyümesiyle...
Hiç ilgisi yok. Benim kardeşim de yıllar önce ayrılmıştı, Ömer Bey'in
kardeşi Mehmet Sabancı da ayrılıp şirket kurmuştu. Sabancı Holding
çok büyük bir müessese. Büyük hissedarlar Sabancı ailesi, sadece
onlar değil, yabancı ortaklarımız var, halka açık şirketiz. Bu kişiler
isterlerse Sabancı Holding'de bir profesyonel gibi çalışabilirler,
o zaman yönetim kurulunda olmazlar. Şöyle düşünün, siz bir yerde
temettü alıyorsunuz, oradan aldığınız kârla başka bir iş yapabiliyorsunuz.
Aile bireylerinin isimlerinin giderek kendi işlerine yönelmeleri
Sabancı Holding'i zamanla güçten düşürmez mi? Türkiye'de iş dünyasındaki
rekabet uzun yıllar, Koç - Sabancı yarışı olarak izlenmişti.
Bu bizim meydan okumamız, bundan vazgeçmeyiz. Sabancı Holding, mali
açıdan çok güçlü. 2003 yılını 7.3 milyar dolar ciroyla kapattık.
Bir önceki yıla göre yüzde 39 artış gösteriyor. Aktif büyüklüğümüz
25.4 milyar dolar. 2004'ün ilk 6 aylık sonuçlarını ağustosta açıklayacağız.
Şu kadarını söyleyeyim, Sabancı Holding yılın ilk yarısında Türkiye
ortalamasının üzerinde büyümüştür.
2005'te hangi alanlarda yeni yatırımlar planlanıyor. Sabancı, 1990'larda
Toyota başta olmak üzere, dış yatırımcıyı Türkiye'ye çekmekte çok
başarılıydı. Ufukta yabancı ortaklıklar var mı? Örneğin AB süreci,
özellikle finansta yeni evlilikleri tartıştırıyor.
Sabancı Grubu olarak bugün 8 işkolunda çalışıyoruz. Bunların hepsinde
büyümeyi öngörüyoruz. Önümüzdeki dönemde global işlerimiz var. Bir
kısmı zaten yürüyor, naylonda Dupont ile yaptığımız ortaklık, Brezilya,
Arjantin, Güney Amerika'da her yerde varız. Çin'e ve Endonezya'ya
da gideceğiz. Yüzde 100 Sabancı olan bir polyester üretimimiz var.
Teknolojisi bizim olan bu işte dünya çapında büyüyeceğiz.
Dünya liginde oynayarak, küresel büyümeyi hedefliyoruz.
İşkollarımızı yerel, bölgesel ve küresel olarak sınıflandırdık.
Hangileri yerel, hangileri bölgesel, hangileri küresel oyuncu olacak?
Bunları yeniden tarif ediyoruz. Küresel işlere daha çok yükleneceğiz.
Türkiye'nin geleceğinden çok umutluyum. AB'den yıl sonunda müzakere
tarihi alabileceğimize inanıyorum. Müzakereler başladıktan sonra
üyelik süreci 8 - 10 sene de sürebilir. Önemli olan takvimi alabilmek,
tünelin sonunda bir ışık görebilmektir.
'Tren kazasında güven konusunda sarsıldık'
AKP iktidarı geçmişteki İslamcı köklerinden uzaklaşıp 'merkez'e
yerleşirken, son dönemde bazı kırılmalar oldu. İmam hatipler, türban
gibi sorunlar öne çıkmaya başladı, son tren kazası da 'kadrolar'
konusunda kuşkular uyandırdı. Bilimsellikten çok 'Her şey Allah'tan'
retoriği öne çıktı? İktidara nasıl bakıyorsunuz?
Hükümetin şu ana kadarki karnesi kötü gözükmüyor. AKP, 28 Mart yerel
seçimlerinde yüzde 40 oy aldı. Artık merkeze oynayan bir hükümetimiz
var. Merkezi temsil edecek politikalardan uzaklaşmamalı. İmam hatipler
tartışması zamansızdı. Çünkü Türkiye'nin eğitimle ilgili bir büyük
sorunu var. Sadece İmam hatiplere takılmamalıydı. Hükümet geri adım
atmayı bildi. Tren kazasında hepimiz güven konusunda sarsıldık.
Bu tip krizlerde hemen bir şey söylemek, hemen savunmaya geçmek,
sonuca gitmek yanlış. Bilime inanıyorsak önce araştıracağız. Çıkan
sonuç neyse onu uygulayacağız.
Hata varsa Bakan gitmeli mi?
Gitmeli. Hata varsa siyasi sorumluluğu bakan ve bürokratları üstlenmeli.
4 gün sonra geldik bu noktaya. Sayın Başbakanımızın bir sözü var:
'Bundan önceki iktidarlar gibi olmayacaklarını' söylüyor. Öte yandan
araştırma olmadan konuşanlara da şaşıyorum. Biz depremde de böyle
yaptık. Toplum olarak çabuk heyecanlanıyoruz.
'Beyin göçünü tersine çevirmeye çalışıyoruz'
Türkiye'nin geleceğinde temel sorun, genç ve nitelikli nüfusa çalışma
olanakları sunabilmek. Sabancı Grubu, son yıllarda en önemli yatırımlardan
birini üniversite açarak yaptı. 'Eğitimde Sabancı modeli', Sakıp
Bey'in ve Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı olarak sizin
eseriniz. İnsana yatırım nasıl bir duygu?
Sabancı Üniversitesi 10 yıllık bir emeğin ürünü. Toplumsal duyarlılığı
yüksek, ne istediğini bilen, ülkenin geleceğinde söz sahibi, parlak
öğrenciler yetiştirmek istiyoruz. Rektörümüz Tosun Terzioğlu'nun
deyimiyle Sabancı Üniversitesi bir 'Sırça Köşk' üniversitesi olmayacak.
Lisansa verdiğimiz önem kadar lisans üstü eğitimi ve uygulamalı
araştırmayı öne çıkarıyoruz. Şu anda geldiğimiz nokta çok umut verici.
6 öğrencimiz kendi işini kurdu, Özge adlı bir kızımız dünyada çok
az kişiye verilen MIT rektörlük bursunu kazandı, ABD'ye gidiyor.
Genetik mühendisliğinde doktora yapacak. Özge'ye ilk sorduğum, 'Geri
dönecek misin?' oldu. Çünkü Sabancı Üniversitesi'nde 'beyin göçü'nü
tersine çevirmeye çalışıyoruz. Doğru imkânlar verilince gençlerimiz
çok başarılı oluyor. Üniversite pahalı bir yatırım, ancak Sabancı
ailesi bunu bir gider gibi görmüyor.
Türkiye'nin geleceğine yatırım yapıyoruz. Türkiye'nin geleceğinde
fark yaratacak gençler yetiştirmek istiyoruz. Ülkemizi çok seviyoruz,
geleceğe güvenle bakıyoruz. Bizim her şeyimiz burada. Türkiye'nin
iyiye gideceğine inanıyoruz.
'Çukurova anlaştı diye çok sevindim'
TMSF adeta KİT gibi oldu...
Portföyünde bankalar var, medya var, sanayi kuruluşları, futbol
takımı bile var. Yatlar, katlar, yalılar... Türkiye'nin en büyük
grubu TMSF. Öncelikle bunların tasfiyesi gerekiyor. Satılacak mı,
devredilecek mi, kiraya mı verilecek? En kısa sürede karar verilmesi
gerekiyor. Sürüncemede kalmasın. Seyahatteydim. Çukurova Grubu anlaşma
yaptı diye duydum, çok sevindim. İnşallah arkası gelir. İmzalıyorlar.
Ekonomide 2000 çağrışımı uyandıran bir başka gelişme de ithalat
patlaması olsa gerek. Dış ticaret açığı şimdiden 8 milyar doları
buldu. 'Aşil'in topuğu' benzetmesini yapmış İSO Başkanı. İhracat
artıyor ama başka bir uçurum büyüyor.
IMF ile 3 yıllık anlaşma yapılacağı açıklanır ve yapısal reformlar
gerçekleşirse dengeler kurulur. Henüz yatırıma geçemedik. Neden?
Ülke riskinin azalması lazım.
Önümüzü görmemiz lazım. Daha çok güven ortamı ve faizlerin düşmesi
lazım. Bütün bunların olabilmesi için de ekonomide yapısal reformlara
öncelik verilmesi lazım. Vergi ve SKK düzenlemeleri dahil.
Türkiye, bugün yakalamış olduğu ekonomik ve siyasi istikrarı 3 sene
daha devam ettirirse istihdam da artar. Bu yıl ilk 5 ayda 1000 kişiyi
işe aldık. Ekonomide büyümeye geçiş başladı ama bunun sürdürülebilmesi
çok önemli. IMF ile anlaşmayı da sürdürülebilir büyüme ve istikrar
açısından savunmalıyız. Şu anda mevcut fabrikalara yatırım yapıp
kapasite büyütüyoruz. 2005 sonrası tablo kalıcı yabancı sermayenin
girişi açısından da önemli olacak.
GÜLER SABANCI KİMDİR?
Güler Sabancı, TED Ankara Koleji ve Boğaziçi Üniversitesi İşletme
Bölümü mezunu. 1978 yılında çalışma hayatına LASSA Lastik Sanayi
A.Ş.'de başladı. Daha sonra 14 yıl KORDSA Genel Müdürlüğü yaptı.
Son olarak Sabancı Holding Lastik Grup Başkanlığı görevinde bulunan
Sabancı, Mayıs 2004'te Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkan ve
Murahhas Üyeliği'ne seçildi.
Akademik dünyada da faal olan Güler Sabancı, halen Sabancı Üniversitesi
Mütevelli Heyeti Başkanı'dır.
TÜSİAD, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı yönetim kurulu üyesi olan
Güler Sabancı, kendi özel markasıyla şarap üretmektedir.
Sohbet Odası - Derya Sazak, Milliyet
02.08.04
|