Güçbirliğine katılırız
 

Yılmaz: Derviş'in arkasındayım

Yılmaz, Derviş'in güç birliği arayışına destek çıktı: ‘‘Bu konuda Derviş'i destekliyorum. ANAP olarak bu işin içinde oluruz.''

ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'la tarihi gecenin sabahında konuşuyorum. İlk sorum şu oluyor: ‘‘TBMM'nin bu kararından sonra Avrupa Birliği bize müzakere takvimi verecek mi?’’

Cevabı şu oluyor:

‘‘Artık vermemezlik edemezler.’’

YÜZDE 100 DESTEK

Ancak Yılmaz'ın yakın hedefi AB değil, 3 Kasım seçimi.

Bunu öğrenince aklımdaki ilk soruyu sordum.

‘‘Kemal Derviş'in güç birliği arayışı için ne diyorsunuz?’’

Net bir cevap geliyor:

‘‘Bu konuda Derviş'i yüzde yüz destekliyorum. Tamamen arkasındayım.’’

‘‘Ne kadar arkasındasınız’’ diye soruyorum.

‘‘Biz ANAP olarak bu işin içinde oluruz’’ cevabını veriyor.

Yani Derviş'in oluşturmaya çalıştığı ‘‘güç birliği’’ içinde yer alabileceklerini söylüyor.

Doğrusu kendisinden bu kadar bağlayıcı ve açık bir cevap beklemiyordum.

Gerekçesini de şöyle açıklıyor:

‘‘TBMM'den bu kanunları çıkarmak, AB'den müzakere takvimi almak yeterli değil. Bunları en az 2-3 yıl sürdürecek bir hükümet gerekir. Yani seçimlerden buna uygun bir hükümetin çıkması gerekir.’’

Peki bunun için ne yapacak?

Yılmaz bu hafta inisiyatif alacağını, merkezin önde gelen aktörleri ile görüşeceğini söylüyor.

Yani Çiller ve Ecevit'le görüşecek.

İki lidere şunu söyleyecek:

‘‘Fransız sistemine benzer bir ittifak sistemini bu hafta Meclis'ten geçirmemiz lazım.’’

YÜZDE 40 BLOKU

Yılmaz 3 Kasım sonrası için en az yüzde 40'lık bir bloktan söz ediyor.

Böyle güçlü bir merkezin, TBMM'de oluşan bu havayı 3 Kasım sonrasında sürdürmesinin Türkiye'yi düze çıkaracağına inanıyor.

Ama ortada bir sorun var.

DYP Genel Başkanı Çiller geçmişte seçim ittifakı sistemini savunuyordu.

Fakat bu görüşü değişti. Şimdi iki turlu seçim istiyor.

Bunun Yılmaz'a hatırlatıyorum.

‘‘Bence ikna olabilir’’ diyor.

Tansu Çiller, Avrupa Birliği'ne uyum kanunlarının geçmesinde çok önemli ve yapıcı bir rol oynadı. Onun bu kanunlara katkısını kimse inkár edemez.

Ben şimdi seçim sonrasında Avrupa Birliği'ne yürüyüşü kolaylaştıracak bir merkezi yapının oluşturulmasında da aynı yapıcı rolü oynayacağına inanıyorum.

Bütün bunlardan şu sonucu çıkarabiliriz.

Bu haftanın ana gündemini, ‘‘merkezde birlik arayışı’’ oluşturacak.

Cumartesi günü DTP Genel Başkanı Mehmet Ali Bayar'la konuştum.

O da, bu seçimden Avrupa Birliği kararlarını sürdürecek bir hükümetin çıkması gerektiği görüşünde.

Onun 3 Kasım seçimi için koyduğu teşhis şu:

‘‘Bu seçim eskinin son, yeninin ilk seçimi olmalı.’’

Bayar işte bu nedenle 3 Kasım seçiminin çok önemli olduğunu söylüyor.

Peki merkez bir araya gelebilir mi?

ORTAK AKIL

TBMM'nin Avrupa kanunlarını çıkarması bir gerçeği ortaya koydu.

Siyasetin merkezi bir araya gelirse, bu ülkenin ihtiyacı olan her şeyi yapabilir.

Avrupa Birliği'ne uyum kanunları şunu açıkça gösterdi.

Bu kanunları sol veya sağ çıkarmadı.

Ülkenin ‘‘ortak aklını’’ temsil eden ‘‘makul çoğunluğu’’ çıkardı.

Bu kavrama, sırf Mehmet Ali Bayar ortaya attığı için uzak durmanın hiç manası yok.

Gerçekten de TBMM'den bu kanunları çıkaran güç, ‘‘makul çoğunluktur’’.

Bu kanunlar, siyasetin merkezinde sağ ve sol kavramlarının hareket alanının çok daraldığını ortaya koydu.

Durum böyleyse, merkezdeki güç birliğinde sağ veya sol diye ayırım yapmanın da bir anlamı kalmamış demektir.

Gerek Yılmaz, gerek Bayar işte bu gerçeğin üzerine bir merkez gerçeği kurmak istiyorlar.

İMKÁN SAĞLAMAK

AKP ve MHP dışındaki partilerin buluşabileceği tek siyasi coğrafya da işte budur.

Bayar, ‘‘Türkiye'de merkezi güçlü tutacak bütün aktörlerin 3 Kasım'dan sonra parlamentoya girmesi gerekir’’ diyor.

Oysa bugünkü sistemle bunu sağlamak mümkün değil.

Yani merkezi güçlendirmek için seçim sisteminin de mutlaka değişmesi gerekiyor.

Fransızlar gibi Türklere de merkez dışındaki eğilimlere karşı sistemi koruma imkánı sağlayacak enstrümanların verilmesi gerekiyor.

O nedenle Yılmaz'ın bu hafta yapacağı görüşmeler hayati derecede önemli. 

Ankara, Hürriyet ; 05.08.2002