| |
Varsın devletin ilgili mekanizmaları harekete geçmesin...
Cumhurbaşkanı, Devlet Denetleme Kurulu'nu (DDK) soruşturma yapması
için görevlendirmesin...
Tarih, notlarını almıştır nasıl olsa, o ne yapacağını bilir. Alemdaroğlu,
'O kürsülerde konuşmaya başladığı zaman, Atatürk tüm portrelerinde
gözlerini yumardı' diye, hatırlanacak, eminim.
Devlet mekanizmalarının, DDK'nın sessiz kalması da, anlaşılmaz bir
şey değildir.
Bir çok yetkilinin, Alemdaroğlu için 'Bir çuval inciri berbat etti'
diye iç geçirdiğinden eminim.
Çünkü, bugüne kadar, ne yaptı etti, kamuoyunda 'yılmaz bir Atatürk
savunucusu' imajı yaratmayı başardı.
Kendisini eleştirenleri 'Atatürk düşmanı olduğu için bana karşı'
diye lanse ederek, dikkatleri başka taraflara çekmeyi becerdi.
Onun bu misyonu yüklenmesine sessiz kalmış, hatta teşvik etmiş bir
devlet ricalinin onu görevden alması beklenemez.
Son olarak, intihalle ilgili gündeme gelmiş olmasını da, 'Nasıl
olsa bir süre sonra unutulur' beklentisiyle, gün sayarak susmayı
tercih ediyorlar.
Rektörün Cem'i Demiroğlu olduğu 1990'lı yıllarda İstanbul Üniversitesi
İletişim Fakültesi'nde asistandım.
Fakültedeki bazı hocaların kendi aralarında, Alemdaroğlu'nun rektörlük
düzeyinde yaptığı kulisler üzerine konuştuklarını duyardım.
'Bizans oyunları' gibi bir tanımla özetlenirdi yapıp ettikleri...
Bugün, Kemal Alemdaroğlu'nun rektörlük görevinde kalıp kalmaması
kişisel bir mesele değil.
Ancak, bir rektörün varlığını, bilimsel çalışmaları ve iyi yöneticilik
vasıflarıyla değil, sadece 'Bizans oyunlarını en iyi icra eden aktör'
olmasına borçlu olmasını kabullenmek zor. Resmi cemaatin sessizliği
anlaşılabilir bir şey, medyayı da bir kenara koyalım, ama akademik
dünyada yer alan insanların büyük sessizliğine ne demeli?
Bu büyük sessizliğin, insanı sağır eden bir gürültüsünden kimsenin
rahatsız olmaması, ne garip...
İstanbul Üniversitesi utancından, ellerini Beyazıt Meydanı'na bakan
yüzüne
kapamış, görmüyor musunuz?
Adnan Ekinci, Radikal
06.08.04
|