| |
Bazen öyle olur, yazını basılmak üzere gazeteye geçersin, o andan
başlayarak kafanda sorular beliriverir. Benim neredeyse bütün yazılarım
için bu söz konusu. Yazıp da, “Oh, işte dört dörtlük bir yazı” diye
keyiflendiğim neredeyse hiç olmuyor. Ya bir ayrıntıyı eklemeyi unutuyorum,
ya da sormam gereken bir soruyu… “Tamam” dediğim yazılara “Eksik”
diye itiraz eden yakınlarım ve dostlarım da var çevremde. Benim
için yazarlık, 24 saat çile demek sizin anlayacağınız…
Mesut Yılmaz, Sadettin Tantan ve Nail Keçili’nin adları geçen dünkü
Kulis sözgelimi; ya da İstanbul Üniversitesi rektörü Kemal Alemdaroğlu’na
yönelik ‘bilimsel hırsızlık’ iddiasıyla ilgili önceki yazım… Her
ikisi için tebrikler de aldığım halde, benim açımdan ‘tamamlanmamış’
yazılar onlar…
İsterseniz sırayla ele alıp ne dediğimi biraz daha açayım.
Kemal Alemdaroğlu’nun Kulis’te daha 1 Şubat 2002’de sözü edilmiş
‘intihal’ olayını herhalde işittiniz. İntihal, ‘bir başkasının eserinden
kabul edilebilir sınırlar ötesinde yararlanma’ anlamına geliyor.
Kemal Alemdaroğlu, iddiaya göre, altına imza attığı bir kitapta
büyük çapta Amerika’da yayımlanmış bir eserden yararlanmış… Türkçe
ve İngilizce kitapların sayfalarını karşı karşıya internet sitesine
koyan ABD’nin Virginia Üniversitesi olayı bütün dünyaya duyurdu...
‘Olay’ Türk Tabipler Birliği (TTB) tarafından verilen ‘iki ay meslekten
men’ cezasıyla ‘iddia’ olmaktan çıktı. Gerçi, Danıştay, cezayı,
“Bir üniversite öğretim üyesine ceza vermek TTB’ye düşmez, o görev
YÖK’ün” gerekçesiyle bozdu, ama olsun, olayın tartışması sürüyor…
Konuyu burada işledim. İşledim, ama bir noktayı dile getirmeyi
unutarak: Benim birkaç Kulis’e konu ettiğim, Radikal’de Neşe Düzel’in
iki söyleşide ısrarla sürdürdüğü konuya, içinde Oktay Ekşi, Güneri
Civaoğlu, Ertuğrul Özkök, Hasan Cemal gibi bildik isimlerin yer
aldığı ‘merkez medya’nın duyarsızlığı… İstanbul Üniversitesi’nden
‘onur doktoru’ unvanı alan Oktay Ekşi, ‘intihal’ olayını öğrenince
diplomasını iade etse ve durumu okurlarına da iletse ne şık bir
davranış olurdu, değil mi? Cıvaoğlu, Cemal, Ekşi, Özkök gibi meslektaşların
sergiledikleri suskunluk sağırlaştırıcı …
TTB başkanı Gencay Gürsoy, Neşe Düzel’e, “Güçlü bir çevrenin desteği
yüzünden” açıklamasını getirmiş konuşması gerekenlerin suskunluğu
için; iyi de, bu adlarını saydığım gazeteciler, o ‘ilişkiler’ yüzünden
susuyorlarsa, yazarken de o ‘ilişkiler’ sebebiyle yazıyor olmazlar
mı? Hiç yakıştıramam.
İşte, önceki yazımda, bu soruyu sormayı unutmuşum…
Benzer bir eksiklik, dün okuduğunuz, Nail Keçili’nin gündeme taşıdığı
Mesut Yılmaz ve Sadettin Tantan’ın adları geçen olayla ilgili Kulis’te
de fark ediliyor. Siz etmeseniz bile fark edenler çıktı. Bir zamanlar
reklâmcılık dünyasının lideri Nail Keçili’nin ‘Cenajans’ firması
bankalar skandalından ağır darbe aldı. Nail Bey yeniden işlerinin
başına dönmeye karar verdiğinde, bir kozmetik firmasının sahibinin
eşi olan kızı, Süreyya yatına dâvet ettiği Hürriyet, Milliyet, Sabah
ve Vakit gazetesi yönetmenlerine babasının mektubunu da sunmuş…
Vatan, ezcümle “Beni bu hale Sadettin Tantan getirdi, Mesut Yılmaz
da siyasî açıdan beni bitirmeye karar vermiş” iddiasını seslendiren
Nail Keçili’nin mektubunu yayımladı.
Bu da epey eskiden beri benim tâkibimde olan konulardan… Mesut
Yılmaz’ın, “Tantan garip bir adamdı, Berna’nın yurtdışına çıkışlarını
izlettiriyordu” diye yakındığı konuyu yıllar önce burada işlemiştim.
Gerçekten de, Tantan’ın içişleri bakanı olduğu dönemde, Emniyet
Müdürlüğü, Berna Yılmaz’ın Türkiye dışına çıkışlarıyla ilgili bir
araştırma yürütmüştü. Mesut Bey, “Berna, bir dostumuzun uçağıyla
Orhangazi’den seyahat ediyordu” da demiş Vatan’a… Ben de, “Yalçın
Sünnetçioğlu mu o dost?” diye sordum…
Ancak, sormam gerekirken unuttuğum sorular da var bu olayla ilgili
olarak. Şu mâsum üç soru: 1. İstanbul’dan bir yıl içerisinde 30
kez yurtdışına çıktığı Emniyet kayıtlarında görülüyor Berna Yılmaz’ın;
ne seyahatlarıydı bunlar? 2. İstanbul ve Ankara’da oturan bir kişi,
yurtdışına özel uçakla çıkarken, neden uçak onun bulunduğu illerin
büyük havaalanlarına gelmez de o kişi küçük havaalanından çıkış
yapmayı yeğler? 3. Bursa/Orhangazili ‘dost’ uçağını tahsis edebilir
başbakan yardımcısının eşine, ancak başbakan yardımcısı, eşinin
o uçakla seyahat etmesine nasıl izin verir?
Neyse… Sormam gereken bir soru da Vatan’ın “Dört büyük gazete”
diye andığı Hürriyet, Sabah, Milliyet ve Vatan gazetelerinin yöneticilerine:
Estee Lauder kozmetik firması tarafından Süreyya yatında ağırlandığınızı
Nail Keçili’nin sürpriz mektubunun yayını vesilesiyle öğrenmiş olduk.
Güzellik konusuyla ilginizi biliyoruz da, işinizi gücünüzü bırakıp
kozmetik firması dâvetine koşmanız yine de yadırgatıcı. Her dâvete
böyle koşar mısınız?
Dün, konuyla başka bir boyuttan ilgilenen Umur Talu’nun Sabah’taki
yazısında şöyle bir bölüm vardı: “Keçili'nin ajansında, onun himayesinde,
Murat Demirel kanepeye kurulmuş, mütebessim. Çünkü etrafında koca
gazetelerin genel yayın yönetmenleri de muhabbetle yerlerini almış.
Pasta paylaşılıyor.” Medyada hiçbir şey değişmeyecek mi?
Neyse, hiç değilse kendi eksiğimizi giderme imkânına sahibiz.
Taha Kıvanç, Yeni Şafak
07.08.04
|