| |
Bu satırların yazarı ideolojik takılmaz. Arz ve talebe inanmayı
ve piyasaya güvenmeyi de bazıları gibi ideoloji saymaz! Ekonomiyi
sosyal bilimlerin en bilimseli olarak sayar! Bu nedenle de arz,
talep, rekabet, piyasa gibi kelimeleri de ideolojik değil, bilimsel
olarak sınıflandırır! Üstelik, tersine, siyasetin ekonomiyi yendiği
Türkiye'de, piyasa kavramlarına, rekabete dikkat çekmeyi, ikazlar
yapmayı, özellikle sever.
Ancak bu satırların yazarı oldukça da gerçekçidir. Dünyada çifte
standart diye bir şeyin var olduğunu gözlemler ve vurgular. Ekonomik
milliyetçiliğin, pasaport, vize, çalışma müsaadesi, gümrük, kota
gibi piyasaların çalışmasını engelleyen kötü unsurlarının fakir
ile zenginin, gelişmiş ile gelişmeye çabalayanın arasını açtığını,
farklılıkları koruduğunu bilir. Serbest dış ticarete inanır, ama
sanayileşmiş ülkelerin de etrafa serbest ticaret dersi verirken,
kendi ticaretlerini sıkı korumacılık altında yaptıklarını bilir.
Tarımda korumacılığın da sanayi ülkeleri tarafından gündemde tutulduğunu
anlamıştır.
Ancak bugün tüm dünya değişmekte. Görülüyor ki Dünya Ticaret Örgütü'nün
daha önce Katar-Doha ve Meksika-Cancun'da tamamlayamadığı görüşmelerin,
27-30 Temmuz 2004 arasında, sürpriz bir şekilde yeni bir çerçeve
anlaşmasına bağlanması dünya ve Türkiye açısından çok büyük bir
önemi olan gelişmedir. Üzücüdür ki ülkemizde bu konunun önemini
meslektaşım Mehmet Altan dışında anlayabilen pek çıkmadı. Bu çerçeve
anlaşması ile gelişen ülkeler çifte standarta son verip 300 milyar
dolara varan kendi tarım ve ihracat sektörlerini korumayı, bir takvim
içinde, azaltacaklar ve böylece bazı fakir ülkeler ve bazı gelişen
ülkeler rahatlayacaktır. (Bazı gariban ülkeler de daha kötü duruma
düşeceklerdir) Peki ya Türkiye'ye ne olacak? Nüfusunun yüzde 35
kadarı tarımda kilitli, tarımın üretimin yüzde 13 kadarını yapabildiği,
verimsizlik abidesi, korumacılık ve destek cenneti Türkiye ne yapacak?
Türkiye AB ile anlaşırsa, ne tür gelişmeler ve zorlamalar olacak?
Meslektaşım Mehmet Altan, Sabah Gazetesi'ndeki köşesinde, topluca
uyuduğumuzu, bizim için en önemli konu olan tarım, destek ve ticaret
teşviki konusunu, bırak vatandaşı, medyanın bile takip etmediğini
gayet doğru bir şekilde pazartesi günü köşesinde gündeme getirmişti.
Gelişmiş ve zengin ülkelerin tarıma ve ihracata verdikleri desteklerin
dünya ticaret düzenini bozduğu bir gerçek. Bu nedenle de uluslararası
anlaşma ile elimine edilmeleri normal. Ancak Columbia Üniversitesi
Ekonomi bölümü öğretim üyelerinden A. Panagariya, Financial Times
Gazetesi'nde salı günü son derece güzel vurgulamış. Çok özel konumdaki
birkaç gelişen ülke ve ürün dışında, gelişen ülkelerde tarım ve
ticaret desteklerinin azaltılması ve liberalleşmenin, gelişen ülkelere
(garibanın kibarca ifadesi) yarayacağı da kesin değil. Yazarın tezine
göre bu liberalleşmeden ortaya çıkacak faydanın büyük kısmını gene
gelişmiş ülkelerin tüketicileri kapacak. Orta gelir düzeyindeki
Brezilya gibi bazı gelişmekte olan ülkeler fayda sağlayabilir. Ama
fakir ülkelerin durumu değişik.
Önce bakalım, Cenevre'de yapılan anlaşma ne içeriyor? İlke olarak,
ABD temsilcisi Robert Zoellick'in ifadesi ile, gelişen ülkelere
tarımdaki karşılaştırmalı avantajlarını gerçekleştirebilmek ve ihracat
yapabilme fırsatı verilecek (gelişmiş ülkelerin tarım ürünleri destekleme
ve ihracat teşviki sonucu suni olarak düşük fiyatla piyasaya dökülüyor
ve garibanların tarım sektörü rekabet edemiyor, tarım ürünlerini
satamıyorlardı)! Bunun karşılığında ise gelişmiş sanayi ülkelerinin
mal ve hizmetlerine garibanlar tarafından uygulanan korumacılık
da zaman içinde kaldırılacak!
Gelişmiş sanayi ülkeleri (Japonya, AB ve ABD) bu bağlamda ilk yılda
tarım desteklemesini yüzde yirmi azaltacaklar. Gelişmiş sanayi ülkeleri
ihracat teşvikinde indirim konusunda da, henüz takvimi belirlenmemiş
olmasına rağmen yüzde 50'ye varabilecek indirim yapmayı taahhüt
ediyorlar. Yani ticareti serbestleştirmeyi garanti ediyorlar.
Korumacılık aslında çok yaygın. Mesela Japonya'da pirinç ithalatının
yüzde 490 gümrük tarifesi ile korunduğu biliniyor. Tabii Türkiye'de
pancar şekerinin yüzde 135 duvar ile korunduğu da unutulmamalı!
Bu destek düşürme olgusu karşılığında, gelişmiş sanayi ülkeleri
de, dünya ticaretinin yüzde 60 kadarını oluşturan imalat sanayi
ürünlerinde, garibanlardan, sanayi ürünleri ithalatına karşı kurmuş
oldukları gümrük duvarlarını kaldırma sözünü almış bulunuyorlar.
Bundan sonraki adımlar 2005 yılı Aralık ayında Hong Kong'da yapılacak
görüşmelerle atılacak. Yarın konunun teknik yönüne eğileceğiz! Yarın
bu gelişmeler dünyada bazı fiyatları yükseltip bazı fiyatları düşürürken,
garibanlardan hangisine ve nasıl yarar konusuna değineceğiz.
Deniz Gökçe, Akşam
05.08.04
|