Reformun yumuşak karnı (3)

 

Kamu Yönetimi Temel Kanunu'nda denetime geldik takıldık. Çünkü konu önemli, çünkü yasanın bu haliyle yürürlüğe girmesi çeşitli sakıncaları beraberinde getiriyor.
Yasa, denetimi ikiye ayırıyor: İç denetim, dış denetim.
Burada 'iç denetim'in fonksiyonları hayli sınırlı. Daha doğrusu, iç denetim teftişi, soruşturmayı, yani adli sonuçlar doğuran işlemleri içermiyor.
Bu hem olumlu hem de olumsuz. Olumlu, çünkü bugüne kadarki uygulamada mevcut teftiş kurulları, çoğunlukla bakanın-müsteşarın emriyle çalışmaya başlayan kurumlar olduklarından, Türkiye'de yolsuzlukları önlemede yeterince başarılı olamadılar. Zaten, Özal döneminden beri teftiş kurullarının fonksiyonları daha da azaltılmıştı.
Bir teftiş için en önemli özellik, teftişi yapan kurumun siyasi otoriteden bağımsızlığı. Bugün mevcut durumda bu bağımsızlığın hiçbir biçimde olmadığını biliyoruz. Aslında, iktidarlarla birlikte hareket eden devlet memurları, o iktidar döneminde inanılmaz bir dokunulmazlığa sahip oluyorlar. İktidar değiştikten sonra ise yapılan soruşturmaları kolayca 'Siyasi intikam' diye nitelemek mümkün.
Bu anlamda yasanın eskinin teftiş kurullarını (Başbakanlık Teftiş Kurulu dahil) kaldırması o kadar da kötü bir şey değil. Yeter ki, teftişin bağımsız bir kurum tarafından yapılacağı garanti edilsin.
Esasen, diyelim işkence iddiaları, diyelim yolsuzluk iddiaları, diyelim kayırma-görevi kötüye kullanma iddiaları... Bunların hepsi adli olaylar; hepsinin savcılarca soruşturulması gerekir.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilen yasa bunu sağlamıyor. Bu arada teftiş kurulları da kalkıyor. Diyelim işkence yapmakla itham edilen bir polis memurunu savcının karşısına çıkarmak için gerekli izni kim, nasıl verecek? Çünkü memurlar, Memurin Muhakematı Yasası'nın korumasından yararlanmaya da devam ediyorlar bir yandan.
Kamu Yönetimi Temel Kanunu, bu çeşit işleri 'dış denetim'e bırakıyor. Dün de yazdım, hükümetten bağımsız bir kurum olan Sayıştay'ın görevlendirilmesi ilk bakışta, kâğıt üzerinde gayet olumlu gözüküyor.
Ama ortada birtakım problemler yok değil.
Bir kere, halen var olan ve bizim iş yapış biçiminden pek de memnun olmadığımız teftiş kurulları, karapara aklamaktan uyuşturucuya, enerji sektörünün fevkalade karmaşık yolsuzluklarından işkence iddialarına, kültür ve tabiat varlıklarının işletilme biçiminden hayali ihracata dek çok sayıda ve çeşitli konularda teftişler yapıyor. Yani, her bakanlığın kendi uzmanlaşmış kadroları var. Sayıştay'ın bir anda bu kadar çok konuda birden hizmet sunması ne kadar gerçekçi acaba?
Öte yandan, Sayıştay'ın mevcut kanunu ve iç işleyişi bu talebi yerine getirmeye uygun mu?
Ve son olarak, Cumhurbaşkanı'nın veto gerekçesinde dile getirdiği Anayasa engeli nasıl aşılacak?
Doğrudur, bu yasaları, yani Kamu Yönetimi Temel Kanunu ile Yerel Yönetimler Kanunu'nu, İl Özel İdareleri Kanunu'nu vs. hep birlikte okumak gerekir. Bu toplu okumayı yaptığımızda, kamu otoritesinin denetlenebilirliğinin artırıldığı, en azından artırılmak istendiği izlenimine kapılabilirsiniz. Ama zurnanın zırt dediği yer, teftiş konuları. Yoksa, elbette 'halk denetçisi'nin varlığı, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu gibi adımlar olumlu adımlar.
Konuya yarın da devam edeceğim...

İsmet Berkan, Radikal
10.08.04