| |
Kamu Yönetimi Temel Kanunu'nda denetime geldik takıldık. Çünkü
konu önemli, çünkü yasanın bu haliyle yürürlüğe girmesi çeşitli
sakıncaları beraberinde getiriyor.
Yasa, denetimi ikiye ayırıyor: İç denetim, dış denetim.
Burada 'iç denetim'in fonksiyonları hayli sınırlı. Daha doğrusu,
iç denetim teftişi, soruşturmayı, yani adli sonuçlar doğuran işlemleri
içermiyor.
Bu hem olumlu hem de olumsuz. Olumlu, çünkü bugüne kadarki uygulamada
mevcut teftiş kurulları, çoğunlukla bakanın-müsteşarın emriyle çalışmaya
başlayan kurumlar olduklarından, Türkiye'de yolsuzlukları önlemede
yeterince başarılı olamadılar. Zaten, Özal döneminden beri teftiş
kurullarının fonksiyonları daha da azaltılmıştı.
Bir teftiş için en önemli özellik, teftişi yapan kurumun siyasi
otoriteden bağımsızlığı. Bugün mevcut durumda bu bağımsızlığın hiçbir
biçimde olmadığını biliyoruz. Aslında, iktidarlarla birlikte hareket
eden devlet memurları, o iktidar döneminde inanılmaz bir dokunulmazlığa
sahip oluyorlar. İktidar değiştikten sonra ise yapılan soruşturmaları
kolayca 'Siyasi intikam' diye nitelemek mümkün.
Bu anlamda yasanın eskinin teftiş kurullarını (Başbakanlık Teftiş
Kurulu dahil) kaldırması o kadar da kötü bir şey değil. Yeter ki,
teftişin bağımsız bir kurum tarafından yapılacağı garanti edilsin.
Esasen, diyelim işkence iddiaları, diyelim yolsuzluk iddiaları,
diyelim kayırma-görevi kötüye kullanma iddiaları... Bunların hepsi
adli olaylar; hepsinin savcılarca soruşturulması gerekir.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilen yasa bunu
sağlamıyor. Bu arada teftiş kurulları da kalkıyor. Diyelim işkence
yapmakla itham edilen bir polis memurunu savcının karşısına çıkarmak
için gerekli izni kim, nasıl verecek? Çünkü memurlar, Memurin Muhakematı
Yasası'nın korumasından yararlanmaya da devam ediyorlar bir yandan.
Kamu Yönetimi Temel Kanunu, bu çeşit işleri 'dış denetim'e bırakıyor.
Dün de yazdım, hükümetten bağımsız bir kurum olan Sayıştay'ın görevlendirilmesi
ilk bakışta, kâğıt üzerinde gayet olumlu gözüküyor.
Ama ortada birtakım problemler yok değil.
Bir kere, halen var olan ve bizim iş yapış biçiminden pek de memnun
olmadığımız teftiş kurulları, karapara aklamaktan uyuşturucuya,
enerji sektörünün fevkalade karmaşık yolsuzluklarından işkence iddialarına,
kültür ve tabiat varlıklarının işletilme biçiminden hayali ihracata
dek çok sayıda ve çeşitli konularda teftişler yapıyor. Yani, her
bakanlığın kendi uzmanlaşmış kadroları var. Sayıştay'ın bir anda
bu kadar çok konuda birden hizmet sunması ne kadar gerçekçi acaba?
Öte yandan, Sayıştay'ın mevcut kanunu ve iç işleyişi bu talebi yerine
getirmeye uygun mu?
Ve son olarak, Cumhurbaşkanı'nın veto gerekçesinde dile getirdiği
Anayasa engeli nasıl aşılacak?
Doğrudur, bu yasaları, yani Kamu Yönetimi Temel Kanunu ile Yerel
Yönetimler Kanunu'nu, İl Özel İdareleri Kanunu'nu vs. hep birlikte
okumak gerekir. Bu toplu okumayı yaptığımızda, kamu otoritesinin
denetlenebilirliğinin artırıldığı, en azından artırılmak istendiği
izlenimine kapılabilirsiniz. Ama zurnanın zırt dediği yer, teftiş
konuları. Yoksa, elbette 'halk denetçisi'nin varlığı, Bilgi Edinme
Hakkı Kanunu gibi adımlar olumlu adımlar.
Konuya yarın da devam edeceğim...
İsmet Berkan, Radikal
10.08.04
|