| |
Tatilde Başkan Clinton'ın Hayatım adını taşıyan özyaşamöyküsünün
sayfaları arasında dolaşırken şu satırların altını çizdim:
"Siyaset yaparken eğer kendini bir çukurun dibinde bulursan,
ilk kural kazmaktan vazgeçmendir. Ama eğer yanlış yapma ihtimaline
gözlerini kapatmışsan ya da hatanı kabullenmek gibi bir derdin yoksa,
o zaman isabetli olan, kendine daha büyük bir kazma bulmandır."
(*)
Bu satırları okuyunca ister istemez bizim siyasetçiler gözümün önünden
geçti. Türk siyaset sahnesinde yanlıştan dönebilen, hatasını kabullenebilen
başoyuncular var mı diye düşündüm.
Pek bulamadım.
Bir Karadenizli idama mahkum edilmiş. Sehpada ilmik boynuna geçirilirken
sormuşlar, son arzun nedir diye. "Bu bana ders olsun"
demiş...
Bizim siyasetçiler de öyle.
Siyaset sanki onlar için bir inatlaşma. Sonuna kadar kendi burunlarının
doğrultusunda gitmeye bayılıyorlar. O son, siyaseten çukur da olsa
kendilerini sorgulamak, yanlıştan dönmek yine de akıllarının ucundan
geçmiyor. Duvara toslayıncaya kadar inat ediyorlar.
Kim bilir, bir kısım siyasetçinin bir zamanlar hiç ağzından düşmeyen,
"Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın!" deyişi belki de bu
kültürümüzün bir parçası...
1950'lilerden 1990'lara bunun ne kadar çok örneğini yaşadık.
Bu kültür devam edecek mi?
Yoksa 2000'lerde değişecek miyiz?
Bu soru işaretlerinin çengellerini zihnime hızlandırılmış tren kazası
astı. Bu soruların penceresinden Başbakan Erdoğan'a ve hükümetine
baktım.
Değişimin ipuçlarını bulamadım.
İki haftalık tatile çıkarken yaşanan bu korkunç kaza, AKP iktidarının
da bazı bakımlardan geçmişe benzediğini, davranış kalıplarının pek
farklı olmadığını sergiledi.
Haluk Şahin bir yazısında "AKP'yi tren çarptı!" demiş...
Nuray Mert, AKP kadrolarındaki demokratik tahammül eksikliğini,
eleştiriye tahammülsüzlüğü anlattığı yazısına demokrasi kazası başlığını
koymuş...
Mehmet Altan'a gelince:
"AK Parti, devlet yönetiminde ehil olma ve teknokrat kimlik
açısından özenini kaybetmiş gözüküyor. Cemaatçi bir refleksle her
eleştiriyi sinirli bir şekilde reddediyor. Devletin tüm toplumu
içeren teknik bir hizmet örgütü olduğunu unutuyor. Partizanları
nitelik aramadan devlete entegre etmeye kalkışmak, kitleleri demokrasiye
entegre etmek gibi olumlu bir sonuç vermiyor. Bunu söyleyenlerin
tümünü de düşman gibi görüyor. Başarılı olan teknik kadrolara dokunmanın,
kör bir partizanlığı rehber almanın nelere mal olabileceği acı biçimde
görüldü."
Haklı Mehmet Altan.
Bir:
Bu korkunç kazadan sonra Ulaştırma Bakanı'yla Devlet Demiryolları
Genel Müdürü istifa etmeliydiler. Soruşturmanın selameti bunu gerektiriyordu.
İki:
Başta Başbakan Erdoğan olmak üzere AKP kadroları eleştiri karşısında
tahammüllü olabilmeliydiler.
Üç:
Başbakan Erdoğan, gazetecilere haddini bildirmek, habercileri paylamak,
azarlamak yerine onlarla daha iyi ilişkiler kurmanın yollarını arayabilmeliydi.
Hiçbiri olmadı.
Dileriz, bundan sonrası iyi gelir. Geçmişten dersler çıkarılır,
yanlışta inat edilmez, hatadan dönülür.
(*) Bill Clinton, My Life, Alfred A. Knopf, New York, 2004, s.103.
Hasan Cemal, Milliyet
10.08.04
|