Bilmece gibi ama...

 

Sıkılabilirsiniz. Yine aynı konuyu yazıyorum. Kimileri, kısa yoldan bir yazı çıkarmak diye düşünebilir.
Türkiye böyle.
Sorunlar biriktikçe, çözümler geciktikçe sözün hükmü kalmıyor. Ama pes etmek olmaz. Önemliyse, yazmak gerekiyor. Bir defayla yetinmek olmuyor.
Konu ne mi?
Yargıtay - MİT - Çakıcı...
Benim bir alışkanlığım vardır. İçinden tam çıkamadığım bir konuyla ilgili ne kadar haber ve yorum varsa, önemsediğim yerlerin altını çizerek okur, sonra da hepsini keser önüme koyarım. Yazı öncesi tümünü masamın üstüne şöyle bir yayarım. Bu arada konuyu iyi bilenlerle konuşur, notlar alırım.
Sonra hepsini bir yana bırakır, hatta bazen buruşturup kağıt sepetine attıktan sonra yazmaya başlarım.
Bu yazı da böyle çıktı.
Tabii bilmeceyi, çelişkileri çözebilmiş değilim. Ama doğrusu uzun yıllardır böylesini görmedim.
Yargıtay ve MİT başkanları.
Söyledikleri birbirini tutmuyor. Birbirlerini yalancılık ile suçluyorlar.
Üstelik kamuoyu önünde...
Gerçek nedir?
Bir mafya liderinin mahkumiyetini bozdurmak ya da geciktirmek için Yargıtay Başkanlığı'na kadar uzanan bir kulis söz konusu. Bu kulise MİT de karışıyor veya karıştırılıyor.
Alaattin Çakıcı öylesine bir ağ kurmuş, kendisine öylesine düzenli bir bilgi akışı şebekesi kurmuş ki, sanki Yargıtay'ın kalp atışlarını dinliyor. MİT'çileri işin içine sokabiliyor.
Yargı içi çekişmeler ilginç...
Sonra, MİT - Emniyet kavgası...
Yargıtay Başkanı ile MİT arasındaki ilişki tarzı ya da Başkan'ın bir MİT yöneticisiyle kurduğu ilişkilerin seyri, yargı bağımsızlığı açısından gölgeleyici sinyaller veriyor.
Emniyet'in Çakıcı hakkındaki telefon dinleme kayıtlarına düşen Yargıtay Başkanı isminin yarattığı soru işaretleri...
Bilmece gibi!
Bu bilmece devletin zirveleriyle ilgili. Onun için de çözülmesi gerekiyor. Yargıtay'ın Başkanı ile MİT'in Başkanı birbirlerini üstelik kamuoyu önünde yalancılıkla suçlayabiliyorlarsa, gerçeği öğrenmek kamuoyunun hakkıdır.
Ortada bir çelişki yumağı var.
Eğer hukuk devleti, demokrasi vesaire diyorsak, bu yumağın çözülmesi şart. Her şeyin sonuna kadar soruşturulması lazım.
Biliyorum kolay değil.
Ama başka çaresi yok.
Ancak bu düğümler çözüldükçe, vatandaş devlete güven duyabilir. Bu bilmeceler çözüldükçe, devlet vatandaşın hizmetine girer. Bu düğümler çözüldükçe, bizim ülkemizde de hesap sorma - hesap verme kültürü gelişir.
Bunlar olmadan demokrasi olmaz.
Elbette yargısız, MİT'siz devlet de olmaz. Ancak, kurumların bazen kendi içlerine dönüp neyin yanlış, neyin yamuk gittiğini ele almaları, zaman zaman temizlenmeleri gerekir.
Bunları belirtmek, bu bakımdan yaşananları eleştirmek, kurumları yıpratmak değildir. Tersine, kurumları demokratik hukuk devletinin çağdaş düzeyine çıkarmanın gereğidir.
Çıtayı yükseltmek zorundayız.
Hukuk çıtasını...
Bunu başaramazsak, devleti devlet yapan temel kurumlar daha beter zaafa düşer, içindeki değerli insanların çabaları da boşa gider.

Hasan Cemal, Milliyet
17.08.04