|
Sorulan soru şu: Kim yalan söylüyor? MİT Daire Başkanı ve MİT
Müsteşarı mı yoksa Yargıtay Başkanı mı?
Temsil ettikleri kurumların çapına ve işlevine bakıldığında, bu
sorunun varlığı, bu soruyu sormak zorunda kalmak bile durumun vahametini
sergiliyor.
Karmaşık, karanlık ilişkilerin tarafları arasındaki ilişkilerin
şifre çözücüsü, aracısı, Mesut Yılmaz-Korkmaz Yiğit olayında olduğu
gibi yine aynı isim, Çakıcı...
Çakıcı'nın "saray içi kavgalar"ın, resmi kisve altında
yürütülen gayrimeşru faaliyetlerin, yolsuzluğun, mafya-resmi kurum
ve siyaset yoz ilişkilerin son dönemdeki anahtar ismi haline gelmesi,
bu kişinin gücünden, çapından kaynaklanmıyor.
Tersine karmaşık ve karanlık ilişkilerin geldiği noktadan, kimi
resmi kurum ve şahısların Çakıcı gibi cüreti ve kullanma eğilimi
sonsuz olan, her adımıyla bir skandala yol açma ihtimali taşıyan
bir isme mahkum olmasından ileri geliyor.
"Derin devlet, yolsuzluk, yozluğun zeka, akıldan tümüyle azade
sıfır noktası" bu olsa gerekir.
Çakıcı kim?
Karısını, iş ortağını uluorta öldürten, türlü ihale yolsuzluklarında
başrolde yer alan, parti kongrelerine, Futbol Federasyonu seçimlerine
tehditle ağırlık koyan, hükümetlerin devrilmesine, eski bir Başbakan'ın
Yüce Divan'a gitmesine yol açan bir isim...
Zora düştüğü Susurluk günlerinde MİT bu kişiyi 1990'lara kadar
elaman olarak kullandığını kabul etmişti.
Ardından bu ilişkinin bittiği söylenmesine rağmen Çakıcı'nın yurdışına
ilk kaçışında üzerinde bir MİT mensubuna ait kırmızı pasaport, ikinci
kaçışında başka MİT mensubuna ait başka bir pasaport bulundu.
Son olarak MİT'ten bir Daire Başkanı'nın Yargıtay Başkanı'ndan
Çakıcı lehine tavassut talebinde bulunduğu iyice çıplak bir durum
inkarı haline geldi.
Açıklamalar ne yönde olursa olsun, resim yeterince net...
Peki ya madalyonun diğer yüzü...
Yargıtay Başkanı'nın kendi adına ya da bir kurumu adına kendisiyle
temas kuran bir şahısla, MİT Daire Başkanı'yla bu konuda uzun görüşmeler
yapması ne anlama gelir?
Yüksek mahkeme başkanının bu tavassut talebini yerine getirmediğini,
bundan bir menfaat sağlamadığını varsayalım, yine de böyle bir talebi
görüşmesi, ya da fiili bir durumla karşı karşıya kalmışsa suç duyurusunda
bulunmamış olması bir yargıç, üstelik ülkenin en üst yargıcı olması
nedeniyle kabul edilemez bir durumdur.
Başkan Özkaya'nın görüşmeleri talep MİT'ten geldiği için sürdürdüğünü
söylemesi ise, ortaya koyduğu yargı-bürokrasi ilişkileri açısından
son derece vahimdir.
Nitekim MİT Müsteşarı da durumu kurtarmak için Yargıtay ile MİT
arasında 50'ye yakın görüşmenin yapıldığı söyleyerek asıl soruna,
yargının devlet çerçevesinde siyasileşmiş olmasına tüm çıplaklığıyla
işaret etmiyor mu?
Kozinoğlu Yargıtay Başkanı'yla ister kendi adına, ister MİT adına
görüşmüş olsun, Başkan, Kozinoğlu'nu ister MİT temsilcisi olarak,
ister kişi olarak dinlemiş olsun, durum değişmiyor.
İş neresinden tutarsanız orasında akıyor...
Kimin yalan söylediğinin ne önemi var...
Gerçek "Yargıtay'ın Susurluk Çetesi davasına ilişkin gerekçeli
kararı"nda gizli:
"Terörle mücadele adı altında da olsa, bir hukuk dışı örgütlenmeyle,
devletin meşru güçleri gibi güç kullanarak yürürlükteki yasalar
yerine, kendi güç ve kuralları ile sözde yasalar oluşturmak, devleti
hukuk devleti olmaktan çıkarır... Gelişmeler olayın derinliğine,
devlet içini de kapsayacak şekilde çok yönlü araştırılmasını gerekli
kılmıştır. Bu bağlamda yapılan soruşturmalar, ulaşılan bilgi ve
belgeler, olayın arkasındaki bilgilerin çözülmesinin güç, karmaşık
ve duyarlı makamları ve görevlileri de kapsayacak ölçüde olduğunu
ortaya çıkarmıştır.
Mahkumiyet verilen sanıklar dışındaki kimi görevliler ile bunlara
yardım edenlerin yargı önüne çıkarılmaları görevi, devletin yetkili
organlarınındır..."
Susurluk bir sistem sorunu olarak yaşamaya devam ediyor.
Ali Bayramoğlu, Yeni Şafak
17.08.04
|