| |
Son bilgiler dahil her şey, polisin Çakıcı'yı ve tüm bağlantılarını
sürekli izlediğini gösteriyor. Sanki kaçışı da sadece seyredilmiş
Günlerdir yeni bir mafya-devlet kurumu-adalet skandalının peşinde
koşuyor Türk basını. Pek çok sayıda değerli ayrıntı ortaya döküldü,
ilişkiler sistemi bir anlamda deşifre olmaya başladı. Ancak yine
de, Alaattin Çakıcı'nın etrafındaki büyük yap-bozun en önemli ve
en büyük parçaları hâlâ kayıp.
Bizim bugünlerde uğraştığımız konu, Çakıcı'nın yurtdışına kaçışından
aylar önceye ait bir konu. O sıralar Çakıcı, Yargıtay'da halen sürmekte
olan davasının ya bozulmasını ya da sürüncemede bırakılarak zamanaşımına
girmesini temine çalışıyor.
Biliyorsunuz Çakıcı'nın ve onun adına devreye girdiği öne sürülen
MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu'nun çabaları boşa çıktı, Yargıtay Çakıcı'nın
mahkûmiyetini onayladı. Bu onay sonrası Çakıcı yurtdışına kaçtı.
Şimdi burada temel soru şu: Çakıcı nasıl oldu da yurtdışına kaçabildi?
Çünkü baksanıza polis, Çakıcı'nın yurtdışına kaçma olasılığına karşı
daha aylar önceden alarme olmuş durumda. Sadece Çakıcı'yı değil
onunla bağlantısı olduğunu düşündükleri herkesin telefonlarını takip
ediyor.
Zaten bu takipler sayesinde Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya'nın
Bodrum'daki yazlık evini onaran müteahhid de takibe alınıyor. O
müteahhidin hem Çakıcı ile hem de MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu ile
ilişkisi var.
Kaşif Kozinoğlu ise iki ayrı sebeple Çakıcı'yı ve etrafını takip
eden polislerin dinlemelerine takılıyor. Birinci sebep, Kozinoğlu'nun
Çakıcı'nın yeğeni ile yaptığı telefon konuşması. Burada, söylendiğine
göre konu Çakıcı'nın yazdığı bir sahte ihbar mektubu. (Gerçi basına
sızanlar doğruysa Kozinoğlu sadece bu konuyu konuşmamış, araya bazı
tahsilat meseleleri de girmiş.)
Kozinoğlu'nun Çakıcı'yı kaçırmamak için kurulan ağa ikinci yakalanışı
ise Yargıtay Başkanı'na Çakıcı'nın davasını uzatması için ricacı
olmasıyla olmuş.
Görüyorsunuz, polisin ağı hayli geniş ve duruma göre genişlemeye
de devam etmiş. Bütün telefon dinlemeleri yasaya uygun yapılmış,
yani mahkeme kararları ihmal edilmemiş.
Peki sonra ne olmuş? Çakıcı yine de kaçmayı başarmış.
Çakıcı'nın kaçtığı günleri hatırlayın. Hemen gerçekte kime ait olan
pasaportu kullandığı ortaya çıkarıldı Çakıcı'nın. Onun ardından
İtalyan Konsolosluğu'ndan vize alınmasına Beşiktaş Kulübü'nün aracı
olmasına kadar pek çok şey bir anda ortaya döküldü.
Bütün bunlar polisin iz üzerinde, hatta Çakıcı'nın ensesinde olduğunu
gösteriyor.
Bir kez daha soruyorum: Madem öyle Çakıcı nasıl oldu da kaçtı?
Tamam, Yargıtay kararının İstanbul'da infaz savcılığına tebliğ edilmesi
20 gün sürdü. Bu, tutuklama yapmayı geciktirdi. Bütün bunlar kaçışı
kolaylaştırdı.
Ama hâlâ daha benim ikna olmakta zorlandığım bir mesele var: Polis
nasıl oldu da Çakıcı'yı elinden kaçırdı?
Yurtdışına kaçmaya hazırlandığı bu kadar ayan beyan olan bir kişiyi
hem bu denli yakından ve özenle izleyeceksiniz hem de onun yurtdışına
gitmek üzere bir yata binmesini, sahte pasaportuna yurtdışına çıkış
damgası vurdurmasını fark edemeyeceksiniz...
Bana hiç de mantıklı gelmiyor.
Şimdi MİT'i, Yargıtay'ı vs. tartışıyoruz ama polisi tartışacağımız
dönem de yakın gibi geliyor bana.
İsmet Berkan, Radikal
17.08.04
|