| |
Haziran ayının sonunda Yargıtay 1. Başkanlar Kurulu, telefon dinlemesiyle
elde edilen deliller konusunda önemli bir karar aldı. Kararın özü
şu: Diyelim, bir savcı, yürüttüğü bir soruşturmayla ilgili olarak
A kişisinin telefonunun dinlenmesi için mahkeme kararı çıkartıyor.
Sonra, A kişisinin C isimli bir başka kişiyle yaptığı birden fazla
telefon konuşmasında, izlenmekte olan suçla ya da başka bir suç
konusuyla ilgili olarak C tarafından söylenen bazı sözleri delil
olarak kullanmak istiyor. Yargıtay 1. Başkanlar Kurulu, işte bu
konuşmada geçen sözlerin C aleyhine delil olamayacağına oybirliğiyle
hükmetti.
Yargıtay 1. Başkanlar Kurulu'nun, kamuoyunda 'yargıya rüşvet' adıyla
bilinen Neşter-2 soruşturmasında bazı Yargıtay üyelerine yönelik
telefon kayıtlarıyla ilgili olarak alınan bu karar bence eleştirilmesi
değil alkışlanması gereken bir karar.
Ama bazı şartların yerine gelmesi durumunda...
***
Yargıtay 1. Başkanlar Kurulu'nun kararının dayanaklarından en önemlisi
şu: Eğer C kişisi, A kişisi ile sürekli suça konu olan bir şeyler
konuşuyor ve olası bir davada sanık sıfatını hak ediyorsa, savcının
C kişisi için de telefon dinleme kararı aldırtması gerekirdi. Ancak
ondan sonra C kişisinin telefon konuşmaları delil olarak nitelenebilirdi.
Karara böyle baktığınızda, gerçekten karşımızda alkışlanması gereken,
haberleşme özgürlüğünü vatandaş lehine artıran bir karar var.
Ama diyorum ya, mesele o kadar da basit değil. Kararın gerçekten
alkışlanabilmesi için bir dizi koşulun yerine gelmesi gerek.
A ve C gibi harfler kullanmak yerine somut kişilerden söz edelim
isterseniz.
Son örnek Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya. Türkiye'nin en yüksek
yargıcı koltuğunda oturan Özkaya, polis kaynaklarından gelen iddiaya
göre tam 20 kez, evet yanlış anlamadınız tam 20 kez polis dinlemesine
'düşüyor.' Polis, Özkaya'yı değil, onun konuştuğu müteahhidi dinliyor.
Daha ilk andan itibaren konuşmaların Çakıcı olayıyla bağlantısı
var yine polise göre.
Şimdi, Yargıtay 1. Başkanlar Kurulu'nun haziran sonunda, yani Özkaya'nın
20 kez Çakıcı'yı konuştuğu müteahhit savcılıkça sorgulandıktan sonra,
Eraslan Özkaya'nın başkanlığında yaptığı toplantıda aldığı telefon
dinlemeyle ilgili kararını bu gözle değerlendirmek gerek.
1. Başkanlar Kurulu kararına göre, Eraslan Özkaya'ya bir suçlama
yöneltilebilmesi için, Özkaya'nın telefonunun dinlenmesi gerekiyor,
müteahhitin telefonu buna yetmiyor.
Peki, Özkaya'nın telefonunu dinlemek mümkün mü? Teorik olarak evet.
Kim izin verebilir Özkaya'nın telefonunun dinlenmesine? Mesela İstanbul'daki
bir Ağır Ceza Mahkemesi mi? Hayır.
Ancak başkanlığını Özkaya'nın yaptığı 1. Başkanlar Kurulu Özkaya'nın
soruşturulmasına izin verebilir. O soruşturma da, savcı eliyle değil
kurulca belirlenecek bir muhakkik eliyle yürütülebilir.
Çıkmaz sokağı görüyorsunuz değil mi? Yargıtay Başkanı ve aslında
bütün Yargıtay üyeleri öyle bir dokunulmazlığa sahipler ki, neredeyse
Cumhurbaşkanı'nınki kadar, hatta belki daha bile fazla korunuyorlar,
yasalar karşısında fiilen sorumsuz durumdalar.
İşte bu dokunulmazlık zırhı ortada olmasaydı, Yargıtay üye ve yöneticileri
hiç değilse Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından soruşturulabiliyor
olsaydı, 1. Başkanlar Kurulu'nun telefon dinleme kararı alkışlanırdı.
Şimdi maalesef bu karar, alındığı tarih ve o tarihteki ortam nedeniyle
ancak ve ancak eleştirilebilir.
İsmet Berkan, Radikal
19.08.04
|