| |
Şiddetli yağmur sonucu yetersiz kalıp taşan lağımlar gibi, Türkiye'deki
devlet sistemi içindeki pislikler de her gün bir yerlerden fışkırıyor.
Yargıtay-MİT ilişkisinde yeniden su yüzüne çıkan Susurluk türü pislikle,
yasalara karşı inşa edilmiş mahallelerde patlayan lağımların pisliği
birbirileriyle akraba aslında... Tıpkı büyük depremden beş yıl sonra
hala süren rezillikle, Van'da aşiretlerin dokunulmazlığıyla, tren
kazaları sonrasındaki tavrın, üniversite sınavlarındaki sıfır puanlı
öğrenci sayısının bağlantılı olması gibi... Yaşar Okuyan'ın pazartesi
günü Radikal gazetesinde Neşe Düzel'e SSK'daki soygun, talan ve
çürümüşlük hakkında anlattıkları da zaten bu akrabalığın somut kanıtlarını
sunuyordu kamuoyuna.
Gözler önüne serilen bu çöküntünün özünde Türkiye'nin hukuk devleti
olmayı becerememiş olması yatıyor. Güçlü olmayı ceberrut olmakla
karıştıran bir toplumsal ve idari kültürde bu sonuca çok şaşmamak
gerekir aslında. Bu nedenledir ki Türkiye'de devlet, düşman belleyip
yakaladıklarına işkence etmeyi çok iyi becerirken; modern devletin
olmazsa olmaz özelliklerinden vergi toplama işini hala beceremez.
Adil değildir, şeffaf değildir, etkin değildir.
Günümüzde devletin güçlü olmasının ölçüsü hukuk sınırları içinde
kalarak hukukun üstünlüğünü sağlamaktan, toplumla etkileşim içinde
olarak onun enerjisinden beslenmekten ve kurallarını uygulayabilmekten
geçer. Küreselleşme döneminde küçülen veya kalkınmadaki ekonomik
ağırlığı azalan devlet idari olarak daha da etkili ve becerikli
olmak zorundadır. Hantal devlet nasıl güçlü değilse hatta tersine
o hantallık nedeniyle ciddi zaaflara sahipse, küçük devlet de zayıf
devletle eşanlamlı değildir.
Türkiye'de toplum ile devlet arasındaki itişmenin ana nedeni bu
ülkedeki merkeziyetçi, kendi kurallarına uymayı zül addeden, içe
kapalı, imtiyazlarını kıskançça korumaya odaklı bir devlet anlayışıdır.
Bunun çaresi devleti külliyen reddetmek değildir. Toplum, devletin
alternatifi, onun yerine ikame edilebilecek unsurlar da değildir.
Kaldı ki güçsüz bir devletin sivil toplumu da ancak bir yere kadar
etkili veya güçlü olabilir. Devletin modern anlayışa uygun şekilde
örgütlenmediği, sorumluluk taşımadığı ve kendi kurallarını ihlal
ettiği bir ülkede modern toplumun etkisi değil cemaatçiliğin sultası
gündeme gelir.
Devlette çöküşün işareti
Hukukun üstünlüğü modern devlet olmanın ana kaidesini oluşturduğu
içindir ki Yargıtay Başkanı'nın ve Yargıtay'ın birimlerinin içinde
olduğu yeni Çakıcı vakası mühimdir. Milli İstihbarat Teşkilatı'nın
hâlâ gangsterlerle ilişkide olması, en yüce yargı kurumunun içindeki
kuşku uyandırıcı kararlar, kendini denetim dışında tutma çabaları
herhangi bir devlette çöküşün işaretleridir.
Ancak aynı işaretler yeni bir yapılanmanın sancıları ve vurulan
neşterle cerahat temizliğinin başlaması olarak da görülebilir. Türkiye'de
şeffaflık isteme konusunda toplumsal talep aslında çok cılız. Hukuksuzlukta
bulunan işbirliği imkanlarından hemen herkes memnun. Bunlar yapısal
değişimin çok ağır gitmesine neden oluyor. Ancak AB sürecinin getirdiği
rüzgarlar, küreselleşmenin dayattığı hukuksal çerçeveye uyum sağlama
gereği gibi dayatmaların da etkisi hissediliyor. Türkiye zorla itilerek
de olsa kendisini yenilemeye başlıyor. Muhtemelen tam bu dönemde
Yargıtay-MİT skandalın patlamasında da bu baskıların etkisi var.
Devletin yeniden yapılandırılması ve bir hukuk devletine dönüşmesi
demokratik toplum isteyenler için de uluslararası sistemde güçlü
bir Türkiye arzulayanlar için de gereklidir. Bunun gerçekleşmesi
ise yalnızca devlet içindeki reformcuların gayretlerine bırakılamaz.
Toplumun bu meseleyi sahiplenmesi ve işin takipçisi olması şarttır.
Soli Özel, Sabah
19.08.04
|