| |
Evet, aynen öyle. Artık kabak tadı verdi. Çünkü bin yıldır hep
aynı terane: Devleti yıpratmayın!
Devlet yıllardır için için kemirilir, devlet olmaktan çıkarılır,
ama bu terane hiç bitmez.
Devleti yıpratmayın!
Ama asıl bu teraneyi ağızlarından hiç düşürmeyenlerdir, devleti
en çok yıpratanlar. En masum eleştiriler bile bu cılkı çıkmış zihniyet
tarafından susturulmak istenir.
Genellikle susturulur da.
Gözdağı verilip sindirilir de.
Devlet böyle mi temizlenir?
Hayır.
Pislikler devamlı halının altına süpürülür. Hesap sorulması gerekenlerden
hesap sorulmaz. Hesap vermesi gerekenler hesap vermez.
Güme giden hukuk olur.
Lafta kalan hukuk olur.
Bu ülkede hukuk devletinin kolu kanadı yıllar boyu böyle budandı.
Vatandaşın devlete güveni böyle kalmadı. Vatandaşla devlet arasındaki
uçurum böyle büyüdü.
Bin yıldır bu süreci yaşıyoruz.
Bugünler de farklı değil.
Şimdi de yargı konusunda benzer bir süreç yaşanmakta.
Yine aynı terane:
Yargıyı yıpratmayın!
İyi güzel.
Peki ama kim yıpratmasın?
Yargının en tepesindeki kişi, bu ülkenin en önde gelen mafya babasıyla
bağlantılı biriyle, o babanın dava dosyasını konuşabilecek.
Ama eleştirildiğinde ses verecek:
"Yargıyı yıpratmayın!"
Yargıyı yıpratan kim?
Biz mi, bu ilişkiyi iyi niyetle sorgulayanlar mı? Yoksa Sayın Başkan'ın
kendisi mi?
Kim?
'Yargı etiği'ni, belki daha doğru deyişle, 'yargıç etiği'ni gölgeleyen
bizler miyiz, yoksa o mu?
Herhalde bu tarzı eleştirenler, sorgulayanlar değil. Soru işaretlerinin
aydınlatılmasını isteyenler değil.
Adaletin en yüce makamında oturan bir hukuk adamı, kiminle nerede
nasıl konuşacağını bilmez mi? Bilmesi gerekmez mi? Bu açıdan yazılı,
yazısız kuralların farkında olmaz mı? Olması gerekmez mi?
Bu bakımlardan eğer ölçü kaçmışsa, meslek etiği vicdanlarda yara
almışsa, niyet ne olursa olsun, bunun hesabının verilmesi gerekir.
Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya'nın durumundan söz ediyorum. Eğer
hesap vermekten, eski deyişle imtina edilirse, işte asıl o zaman
yargı yıpranır.
Bunun sorumlusu da bizler değil, Sayın Başkan'ın bizzat kendisi
olur. Yargıyı, makamı korumak isteyen bizler, zora sokan kendisi
olur.
Bir başka malum örnek:
Polis, mafyayı takip ediyor. Bunun için dinleme yapıyor. Telefon
dinleme kayıtlarına, tıpkı Yargıtay Başkanı Özkaya gibi, Yargıtay
üyesi sekiz yargıç da düşüyor.
Ama bu sekiz yargıç hakkında soruşturma açılamıyor. Çünkü, başkanlığını
Özkaya'nın yaptığı Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulu bu konuda soruşturma
açılamayacağına ilişkin bir karar alıyor.
Oysa, Yargıtay Başsavcısı Ok'la Yargıtay 10. Daire Başkanı Güngör'ün
de aralarında bulunduğu birçok hukukçu bu konuda farklı düşünüyor.
Başsavcı Ok, Fikret Bila'ya yaptığı açıklamada şöyle diyor:
"Bir delilin hukuk dışılığını mahkemenin takdir etmesi gerekir.
Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulu bir yargı mercii değildir. Bu
nedenle, böyle bir karar vermiş olmasını ben yanlış buluyorum. Bu
kararı mahkemenin vermesi gerekir."
Şimdi sormakta yarar var:
Polisin mafyayı izlerken telefon dinlemesine düşen Yargıtay üyesi
sekiz yargıç hakkında soruşturma açılmasının engellenmesi mi yargıyı
yıpratır? Yoksa temiz devlet özlemiyle böyle bir soruşturmanın açılmasını
isteyenler mi?
Beyler!
Hesap verilmeyen, hesap sorulamayan yerde ne demokrasi kalır, ne
de hukuk devleti...
Evet, devleti yıpratmayalım.
Evet, yargı yıpranmasın.
Ama nasıl?
Bunu artık hep birlikte düşünelim.
Yoksa kabak tadı vermiş durumda
Hasan Cemal, Milliyet
25.08.04
|