Hukuk devleti, hukukçular devleti

 

YARGITAY Başkanı Sayın Eraslan Özkaya'ya göre, "dolaylı telefon dinleme" delil sayılamaz. 8 Yargıtay üyesi hakkında yolsuzluk soruşturması açılmasına izin verilmemesinin gerekçesi bu.
Yargıtay Başsavcısı Nuri Ok ise, bu görüşü yanlış buluyor. Ok'a göre, Yargıtay Başkanlar Kurulu bir mahkeme değildir, "Şu delil geçerli, şu delil geçersiz" diye karar vermesi yanlıştır. (Milliyet, 24 Ağustos 2004)
Hangisi doğru? Elbette Sayın Ok'un görüşü doğrudur. Yargıtay 1. Başkanlık Kurulu 'idari' bir kuruldur, delillerin geçerliğini takdir edemez. Tıpkı "lüzumu muhakeme" veya "men'i muhakeme" kararı veren idari kurullar gibidir.
Suça dair "şüphe sebepleri" varsa soruşturma açılmasına izin vermesi gerekir. 10. Daire Başkanı Şener Güngör de bu yönde mütalaa yazmıştı zaten.
Savcılık evrakında, 8 Yargıtay üyesi hakkında, en azından bunlardan birkaçı hakkında, soruşturmayı gerektiren "şüphe sebepleri" yok muydu? Biri çıkıp bunu söyleyebilir mi?
* * *
BAŞKANLIK Kurulu'nun kararında çok dikkat çekici bir bölüm var:
Bu 8 Yargıtay üyesinden birinin "arada en küçük bir çıkar ilişkisi olmasa da, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyesi olduğu dönemde... bir hakimi telefonla makamına çağırarak görülmekte olan bir davaya ilişkin tedbir kararının kaldırılmasını istediği hususlarıyla ilgili olarak yeterli kanıt elde edildiğinden..."
Yargıtay Başkanlık Kurulu "disiplin kovuşturması" izni veriyor!
Halbuki Türk Ceza Kanunu'nun 232. maddesine göre, "arada hiçbir çıkar ilişkisi olmasa da" görülmekte olan bir davada hakimi etkilemek için "nüfuz" kullanmak bile suçtur! Adli soruşturma gerekir!
Ama Başkanlar Kurulu bunu "disiplin" meselesi sayıyor!
Bu nasıl açıklanabilir?!
Açıklanması zor olduğu için yargı mensupları da tepki gösteriyor bu karara.
* * *
SAYIN Özkaya, Anayasa'nın 38. maddesindeki "Kanuna aykırı olarak elde
edilmiş bulgular delil sayılmaz" hükmüne dayandıklarını söylüyor.
Evvela, kararda 38. madde hiç geçmiyor!
İkincisi, "bulgular" hükme esas olamaz elbette; ama soruşturma açmayı gerektirmez diye bir kural yoktur.
Üçüncüsü, "özel hayatın gizliliği, haberleşme özgürlüğü" gibi gerekçeler, delilleri takdir yetkisinin mahkemeye ait olduğu hükmünü ortadan kaldırmaz.
Yargıtay üyelerinin telefonlarını dinlemek için, yasaya göre, 9 daire başkanının toplanıp onay vermesi lazım! Halbuki Sayın Özkaya "Yargıtay 250 üyeden ibaret, herkes her şeyi gayet iyi biliyor" diyor. Kalabalık kurulların "gizli telefon dinleme" kararı "gizli" kalabilir mi?!
Burada, tıpkı milletvekili dokunulmazlığı gibi, hatta daha 'oligarşik' bir "dokunulmazlık" sistemi var.
Yine sistem meselesi!
Hukuk devleti "hukukçuların devleti" demek değildir. Hukukçuların da hukuka uymalarını sağlayacak bir "kontrol ve denge" sistemidir ve sistemin bel kemiği yargıdır.
Oligarşileşme gibi eğilimler her kurumda görülebilir. Çağdaş hukuk devletinin buna karşı geliştirdiği tedbir "şeffaflık" ve "kontrol ve denge" mekanizmalarıdır.
Bütün sistemimizi bu açılardan gözden geçirmenin zamanı gelmiştir.
Not: Değerli arkadaşım, dürüst siyasetçi ve devlet adamı Veysel Atasoy'un vakitsiz vefatından büyük üzüntü duydum. Kendisine Allah'tan rahmet, kederli ailesine ve dostlarına başsağlığı diliyorum.

Taha Akyol, Milliyet
25.08.04