| |
Çiçek: Yanlış yapanı ayıklayamadık, siyaset çürüdü. Ayrıcalıklar
yargıya da çok zararlı
Adalet Bakanı Cemil Çiçek, yasal telefon izlemelerin mahkemelerde
kanıt sayılmaması kararının, yakında mahkemeleri uyuşturucu, terör,
mafya ve yolsuzluk davalarında karar alamaz duruma getireceği uyarısında
bulundu. 'Avrupa Birliği ile uyum reformları sonucu kararların kanıtlara
dayanmasının öneminin arttığına' dikkat çeken bakan, 'yasal teknik
izleme sonuçlarının dikkate alınmaması sonucu ortaya çıkacak bu
tehlikenin devleti bu suçlarla mücadelede zafiyete sürükleyebileceğini'
söyledi. Çiçek, Yargıtay'ın 'isterse' zaten içtihat niteliği taşımayan
bu kararını düzeltebileceğini de söylüyor.
Son gelişmeler üzerine Radikal'in sorularını yanıtlayan Çiçek, özel
olarak bir davaya yönelik 'yargıya müdahale olarak yanlış anlaşılabilecek
konulara girmek istemediğini' özellikle vurguluyor. Ancak bu saptama
ve uyarıların, Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun 'Neşter-2' davası üzerine
29 Nisan'da aldığı 'dinleme hedefi olmayan telefon dinlemelerin
kanıt sayılmayacağı' kararına atıfta bulunduğu açık. Yargıtay'ın
bu kararı dava dosyasında bazı Yargıtay ve yüksek yargı üyeleri
ile yolsuzluk sanıklarının ilişkisini gösteren kayıtların yer alması
nedeniyle tartışma konusu olmuştu. Konu, Yargıtay Başkanı Eraslan
Özkaya'nın da telefon kayıtlarında geçtiği Alaaddin Çakıcı doyasıyla
yeniden gündeme gelmiş ve Özkaya'nın 'Neşter-2' konusundaki kararın
verilmesi öncesinde kayıtlarda isminin geçtiğinden haberi olduğu
öne sürülmüştü. Özkaya daha sonra bu iddiayı yalanlasa da Çakıcı
soruşturmasıyla ilgili ifade veren müteahhit Hakkı Süha Şen ve MİT
mensubu Kaşif Kozinoğlu ile kararı görüştüğünü kabul etmişti.
'Karar çıkmaz'
Çiçek'e göre bu kararın doğuracağı sakıncalar şöyle ortaya çıkabilir:
"Diyelim savcılık bir organize suç örgütü lideriyle, irtibatı
hakkında soruşturma yapıyor ve suç unsuru bulma şüphesiyle dinleme
kararı alıyor. Bu şahısları dinlerken 'C' şahsı dinlemeye takılıyor
ve suçun oluşumuna ilişkin çok önemli bilgi veriyor. O anda dinleme
kararı çıkarsanız, belki şahıs aynı konuşmayı bir daha yapmayacak.
Bu şahsı önceden bilseniz zaten
onun hakkında da karar çıkarırsınız. Ama bu aşamada söylediklerini
kanıt saymasanız, sağlıklı kararı nasıl vereceksiniz?
Ya da diyelim, çoğunun dış bağlantıları olan organize suç örgütlerini
dinlerken, hakkında karar almadığınız, önceden bilmediğiniz yabancı
uyruklu birinin telefon konuşmasını kaydediyorsunuz. Bu yabancı
diyelim suçun bütün önemli unsurlarını konuşuyor. Bunu kanıt saymazsanız,
o suçu yok mu sayacaksınız? Bu tür uygulamalar, yargının elini kolunu
bağlar."
Adalet Bakanı bu noktada Milliyet gazetesinin dünkü sayısında Fikret
Bila'nın sorularını yanıtlayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri
Ok'un sözlerine atıfta bulunarak şöyle konuştu:
Telefon dinleme
"Başsavcı Ok'a katılıyorum. Dolaylı dinlemeyi delil saymama
kararı bir içtihat değildir. Mahkemeler kendi değerlendirmelerine
göre karar verebilir. Yargıtay, eğer istiyorsa bu kararı düzeltmekte
de serbesttir. Biz karışamayız. Yargıtay zaten içtihat veren, yol
gösteren bir yüksek yargı kurumu. Daha önce de kararlarını düzelttiği
oldu. Kaldı ki önünde daha pek çok uyuşturucu, terör, yolsuzluk
davası var. Bu davaların çoğu telefon dinlemeye teknik takibe dayalı.
Bunlardan birinde karar onaylaması, zaten daha önceki kararın düzeltilmesi
yerine de geçer."
'Yargıyı ayrıcalıklar yıpratıyor'
Türkiye'de birçok yapısal sorunun, o arada anayasal sorun ve sıkıntıların
faturasının da yargıya çıkarılmasından yakınan Adalet Bakanı, bununla
beraber yargıyı yıpratan unsurlar arasında yüksek yargı mensuplarının
yargılanma ayrıcalıklarının geldiğini öne sürüyor. Çiçek'in değerlendirmesi
şöyle: "En son olaydan örnek vereyim. Bir tren kazası oldu,
insanlarımız öldü. Ankara Savcılığı bununla ilgili olarak Devlet
Demiryolları Müdürü Süleyman Karaman hakkında soruşturma izni istedi.
Savcı düz memura soruşturma açabiliyor, ama genel müdür, müsteşar
söz konusu olunca izin gerekiyor. Yargıya saygılı olunması gerektiğine
inandığımız için izni veriyoruz.
Ama Ulaştırma Bakanı izin vermese, yargının yapacağı hiçbir şey
yok.
Ya da bakan veya milletvekili suç işliyor, dokunulmazlığa giriyor.
Birkaç dönem de seçilirse, adalet yerine getirilemiyor. Bazı devlet
görevlileri, yüksek yargı üyelerini suç şüphesiyle izlemeye almak
için bazen kurullara başvurmak gerekiyor. Bazıları zaten o kurulun
üyesi, ortada ne gizlilik kalıyor, ne suç takibi.
Bakan, milletvekili, yüksek yargı üyesi, yüksek bürokratları yargı
önüne çıkarmak çok zor, pratik olarak imkânsız. Siyaset gibi, yargıyı
da ayrıcalıklar yıpratıyor. Geçtiğimiz dönemde pek çok yolsuzluk
dosyası bu nedenle açıklık kazanamadı. Anayasa'nın 83, 100 ve 129'uncu
maddeleri ve bazı yasaların değişmesi lazım. Ayrıcalıkları sınırlayalım
derken kendimi de içine koyarak söylüyorum. Öte yandan yargı ayrıcalıklarını
tamamen kaldırmak devletin sağlıklı işlemesi ve yargının tarafsızlığını
olumsuz etkiler.
Ama nasıl sınırlanacağı üzerine hukukçular tartışmalı, biz de CHP
ile uzlaşmalıyız. "
'Demiri çürüten kendi pasıdır'
Adalet Bakanı Çiçek, son gelişmelere farklı bir açıdan da yaklaşıyor:
"Siyasetçiler olarak yıllarca birbirimizi önce yıprattık, sonra
akladık. İki parti 4-5 yıl birbirini suçladı, sonra bir Meclis soruşturma
komisyonu kurup bir gecede birbirlerini akladılar. Akladıklarını
düşündüler ama, bu vatandaşın vicdanını yaralamadı, kanattı. İçimizde
yanlış yapanları ayıklayamadık. Demiri çürüten kendi pasıdır. Pas
başkasını çürütür, bize dokunmaz sandık, yanıldık. Neticede siyaset
itibar yitirdi. Vatandaş siyasetçiyi hırsız olarak görmeye başladı.
Seçim çalışmalarında selamımızı almamaya, bela okumaya, uzattığımız
eli boş bırakmaya başladı. Nelerle karşılaşacağımı bilsem 3 Kasım
2002 seçimlerinde belki aday olmazdım. 3 Kasım siyasetin dibe vurduğu
noktadır. Yeni yeni toparlanıyoruz. Bu durum her kuruma örnek olmalı."
'Özkaya ile görüştüm'
Adalet Bakanı Çiçek, Yargıtay Başkanı Özkaya ile Çakıcı skandalı
patladıktan sonraki görüşmesi konusunda şu bilgiyi verdi:
"Yargıtay Başkanı sayın Özkaya ile olayın gazetelere yansıdığı
ilk gün İstanbul'dan telefonla görüştüm. Ben hem Adalet Bakanı,
hem de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanı olarak yargının,
10 bin hâkim ve savcının hukukunu savunmak, korumakla yükümlüyüm.
'Geçmiş olsun' dedim, bir açıklama yapmak istediğimi söyledim. Üzerinde
konuştuk. Daha sonra, AA'ya açıklama yapmamın ardından bir daha
aradım, açıklamamı okudum, teşekkür etti."
'6 Eylül'de oradayım'
Çiçek, Yargıtay Başkanı Özkaya'nın 6 Eylül'deki yeni adli yıl açılışında
konuşma yapıp yapmayacağı, ya da bu skandala değinip değinmeyeceği
konusundaki tartışmalar hakkında sorduğum soruya şu karşılığı verdi:
"Yargıtay Başkanı neredeyse yarım yüzyıl Türkiye'ye hizmet
etmiş bir hukuk adamı. Nerede, nasıl davranacağını söylemek bana
düşmez.
6 Eylül'deki tören adli yıl açılışıdır. Ben de Adalet Bakanıyım.
Törene gideceğim, gitmemek olmaz."
Murat Yetkin, Radikal
25.08.04
|