|
"MİT ve Emniyet, Çakıcı'yı neden koruyor?" sorusuna
Aşık, "Yeni bir görevlendirme olabilir! MİT niye bu işin içinde
olduğunu, Çakıcı bağlantısının ne olduğunu açıklasın. Bu ilişkiler
şahsi dostluk ya da düşmanlık üzerine kurulabilir mi? Çakıcı gündemden
düşmeli" yanıtını veriyor
Yargıtay - MİT - mafya üçgeninde gelişen olaylar, 1998'de Mesut
Yılmaz'ı başbakanlıktan düşüren Türkbank skandalının aktörü Alaattin
Çakıcı'yı yeniden gündeme taşıdı. Sizin de adınız Çakıcı'nın ABD'ye
kaçtığı dönemde 'yer değiştirmesi'ne ilişkin telefon kayıtlarında
geçmişti. Kasetler ortaya çıkınca istifa ettiniz. Altı yıl sonra
'ikinci Çakıcı' skandalı patladı; bu defa Yargıtay Başkanı Özkaya
zor durumda. Çakıcı'nın gücü nereden geliyor?
Çakıcı olayında beni de hayrete düşüren bir şey var: MİT Müsteşarı
diyor ki, 1998'den sonra Çakıcı'nın MİT'le ilişkisi kalmadı. O zaman
benim dönüp sormam lazım, benimle dalaştığı zaman MİT'le de ilişkili
miydi? Bizim hadise 1998'de oldu... Kasedin hazırlanması, banda
alınması 1997'ye, bizim hükümetin kurulduğu günlere kadar gider.
Çakıcı'yla '1998'ten sonra hiçbir ilişkimiz kalmadı' ifadesi doğruysa,
benim işin içinde MİT de var demektir. Yargıtay Başkanı da tuzağa
düşmüş.
Nasıl bir tuzak?
Özel kurulmuş bir tuzak değil de, bir mayına basmış. Olayı değerlendirirken
şuna bakılması lazım: Bunda bir menfaati var mıydı? Devlete millete
zarar verecek bir şeyin içinde bulundu mu?
Yargıtay'da binlerce dosya var, Çakıcı davasını takip, başkanın
işi olmasa gerek... Aracı müteahhit MİT'le bağlantı kuruyor, MİT'çi
Kozinoğlu'yla görüşmeden önce MİT Müsteşarı'nı araması gerekmez
mi?
Yargıtay Başkanı Çakıcı'ya yardım etmiş mi? Kendi iradesiyle etmemiş
gözüküyor. MİT niye bu işin içinde olduğunu, Çakıcı bağlantısının
ne olduğunu açıklasın. Bu ilişkiler şahsi dostluk ya da düşmanlık
üzerine kurulabilir mi?
Çakıcı'yı 1998'e dek kullandılarsa bugün korumaları şaşırtıcı değil
Kozinoğlu, Yargıtay Başkanı Özkaya'ya 'devlet sırrı' niteliğinde
bazı bilgilerden söz ediyor. Bu bilgilerin tehlike yaratabileceğini
anlatıyor.
Çakıcı'yı kullanmışlar. MİT Başkanı diyorsa ki, 'Ben 98'den sonrasına
kefilim' 1998'den sonra kullanılmamıştır! Ben de şu sonucu çıkarıyorum,
'Benim olayda da beraberdiniz!' Gizli örgütler bu tür adamları ellerinde
tutarlar. Başka ülkenin istihbaratları da yararlanmak ister Çakıcı
ABD'ye kaçmış, CIA bundan yararlanmak istemez mi? Amerika'ya iki
defa dosya gidiyor, eksik çıkıyor. Fransa'dan istendiğinde aynı
şey oldu, şimdi Avusturya'dan benzer haberler geliyor, insan anlamakta
güçlük çekiyor.
Çakıcı olayına siz nasıl girdiniz?
Türkbank'ın satılacağı ve bu satışından rüşvet alınacağı iddiasıyla.
Bilgi vereceğim diye bir arkadaşımdan benim telefonumu almış.
Niye sizi arıyor?
Ana muhalefetim. Aynı Özkaya'nın eleştirilmesi gibi 'Niye görüştün?'
diye soruldu. Niye görüşmeyeyim? Bilgi veriyor. O bilgiyi kullanmadım.
Daha sonra Mesut Bey'den, 'Çiller hükümetini düşürdüm' diye bir
bedel istemiş.
Ne istemiş Mesut Yılmaz'dan?
Yavuz Ataç'ın MİT'te iyi bir göreve getirilmesini istiyor. Mesut
Bey de Yavuz Ataç'ı Çin'e gönderiyor! Bu olay Çakıcı'nın bize savaş
açmasına sebep oluyor.
Tehdit mi ediyor?
Haber gönderiyor, asacağım keseceğim diye... Beni değil, Mesut Bey'i.
Telefonda 'Mesut Bey Amerika'ya beni öldürmek için tim yollamış
veya özel adam yollamış' diyor. Telefonda ben, yanlışsın falan diyorum.
Çakıcı da, bu bilgiyi Konut'tan birinci elden aldığını söylüyor.
Mesut Bey öyle adam öldürecek bir adam değil, diyorum. Çakıcı da
birkaç kere 'Sen bana yardım ettin, yer değiştirmemi sağladın' diyor.
Birden çok kaset var. Bantlar montajlanmış. İleride bunu silah olarak
kullanmak üzere...
Çakıcı'ya yerini değiştir demediniz mi?
Demedim. Biz Çakıcı'yı koruyan değil, yakalayan pozisyondayız. Adam
yakalanınca elindeki kasetleri açıklıyor.
MİT, kasetlerden sizi haberdar etmiş.
Başbakan'a haber veriyorlar, Çakıcı'nın elinde kaset var diye...
Üzerinden 6 ay geçmiş, devlet bakanıyım. Kaset medyada haber olunca
derhal istifaya karar verdim. Mesut Bey karşı çıktı, yarım saat
beni ikna etmeye çalıştı.
Sonuçta bir bakanın mafya lideriyle telefon konuşmaları yayımlanıyor.
İstifayla haklılığımı ancak mahkeme yoluyla kanıtlayabilirim diye
düşündüm. DGM'de yargılandım, beraat ettim.
Türkbank ihalesi ikinci kez mafya bağlantılı işadamına nasıl verildi?
Başbakan'ın duyarlı olması gerekmez miydi.
Herkesin yaşamında hatalar olmuştur. Türkbank'ta Başbakan, 250 -
300 milyon dolarlık bir bankayı '550 milyon dolardan aşağı vermem!'
diye devreye giriyor.
Fiyat pazarlığı Başbakan'ın işi mi?
Şimdi Başbakan Erdoğan gidiyor Fransa'ya, diyor ki, '35 tane Airbus
uçağı aldım' yani Türkbank'ı sattım, Airbus'ları aldım, fark yoktur.
Yeşil'i tutanağa geçirdik
Siz bir ara Güneydoğu'da faili meçhul cinayetlerin ardındaki 'Yeşil'
kod adlı Mahmut Yıldırım'ın peşine düşmüştünüz. JİTEM'in 'derin
devlet'teki rolünü sorgulamıştınız.
İnsan Hakları Komisyonu Başkanı'yken, 1990'da Tunceli'den gelen
şikâyetlerde Yeşil diye bir adamdan söz ediliyordu. Meclis'ten bir
heyet gönderdik. Yeşil diye biri var mı diye resmen yazı yazdım.
O heyetin getirdiği rapor üzerine, ben Tunceli Bölge Komutanı'na
durumu sordum. Oradan da bana resmen böyle bir adamımız vardı ama
Çakıcı olayındaki gibi şu tarihten itibaren ilişiği kesilmiştir
gibi bir yanıt geldi. İlk defa 1990 yılında Yeşil kod adlı Mahmut
Yıldırım benim komisyon başkanı olarak müdahalemle tutanağa geçti.
Ondan sonra o işler büyüdü, 'Yeşil kontrol altında, öldürüldü' gibi
şeyler söylendi.
'Yeşil kontrol altında' sözünü siz ettiniz.
Benim o zaman Mehmet Eymür'le şöyle bir konuşmam oldu, Amerika'den
görevli gelmişti, bir gün karşılaştık. Yeşil'in Eymür'ün adamı olduğu
söylenir. 'Yeşil ne oldu?' diye sordum. Dedi ki: Öldü! Cesedi nerede,
bilmiyoruz, dedi. Bu görüşmede Mesut Bey de vardı. Aramızda şu konuşma
geçti: 'Sen hem diyorsun ki 'Türkiye'nin en önemli istihbaratçısı
benim, dünyanın da sayılı isimleri arasındayım. Yeşil senin adamın,
öldü diyorsun ve kimin öldürdüğüne, nerede olduğuna ilişkin bilgin
yok!' Nasıl olur?'
Çatlı gibi belki Yeşil de farklı kimlikle dolaşıyordu.
Olabilir. Türkiye'de yani 90'lı yıllar biraz da terörün etkisiyle
mafya bağlantılarının ayyuka çıktığı bir dönem oldu. Mesut Bey'le
bu işlerin üzerine gittik; Topal olayından Akın Birdal suikastına
yüzlerce dosya aydınlatıldı. 100'den fazla örgüt yakalandı, 700
adam tutuklandı.
Yılmaz'a gözdağı vermek istediler
Derin devlet, Gladio türü örgütlenmelerde devleti eli geçirmediler
mi? Susurluk'ta görüldü... Abdullah Çatlı'lar, Çakıcı'lar... Mesut
Bey'in Budapeşte'de yumruklanması olayı neydi?
Gözdağıydı. 90'lı yıllar, bizim bu güçlerle mücadeleyi parti politikası
haline getirdiğimiz yıllardır. Parti içinde karşı çıkanlar vardı.
Bizler, Mesut Bey'le çetelerin üzerine giderken devletin güvenliğini
zaafa uğratmak endişesiyle tepkiyle karşılaşıyorduk. Türkiye'nin
bence bugün tartışması gereken şey, telefon dinlemelerinde kanunsuz
yoldan elde edilmiş delili delil sayacak mıyız? Biz Susurluk'ta
dedik ki, 'Kanunsuz her türlü şeye karşı çıkacağız.'
Çiller, 'Devlet için kurşun atan da yiyen de birdir' demişti.
Hayır, sadece Çiller değil, partimizin içinde de pek çok insan dedi
ki, 'Ülke güvenliği için adam öldürülebilir!' Ben dedim ki: Öldürülemez!
Çünkü siz ona bir kere göz yumdunuz mu, nerede duracağı belli olmaz.
Ülke güvenliği nedir? Türkiye'nin en önemli müessesesi Milli İstihbarat
her şeyi yapabilir derseniz yandınız.
Şehit cenazesinde Güreş beni sordu
Başınız beladan hiç kurtulmadı...
Zor bir dönemdi. Güneydoğu'da başımdan geçen bir olayı hiç unutmam.
Hakkari'ye gittik, insan hakları ihlallerini incelemek üzere. Çukurca'ya
indik askeri helikopterle. Tabur komutanıyla münakaşa etmek zorunda
kaldık. Ben askeri çok severim ama olayları da incelemek durumundayız.
Şehit vermiş, sen gelmişsin sınır karakolunda işkence yapıldı mı,
onu soruyorsun... Tabur komutanı demez mi, 'Buraya nasıl gelirsiniz,
bize haber verilmedi. Helikopterini düşürseydim, ne olacaktı?' Ben
de heyet başkanıyım, tepem attı: Düşürseydin bari, dedim. Buraya
Cavit Çağlar'ın helikopteriyle gelmedik, askeriyenin helikopteri.
Düşman da değiliz. Sonra yatıştı ortalık. Doğan Güreş Genelkurmay
Başkanı'ydı, duymuş olayı. Kocatepe'de bir şehit cenazesinde, 'Eyüp
Aşık nerede?' diye sormuş. Bazen böyle yanlış anlaşılmalar oluyor.
Felaketten döndük
Yargıtay, Çakıcı - MİT olayında bundan sonra ne olmalı?
Ben Alattin Çakıcı'yı suçlu kabul ediyorum, kamuoyunun gündemini
bu kadar meşgul etmemeli. Koymuşuz Çakıcı'yı terazinin bir kefesine,
koskoca Türkiye'yle tartıyoruz.
Siz de bu işleri az kovalamadınız, adınız 'Hafiyesi Eyüp'e çıkmıştı.
90'lı yıllarda Türkiye büyük bir felaketin eşiğinden döndü. Mafya
Türkiye için de büyük tehditti, 1990'lı yıllara göre daha rahatız.
Derya Sazak - Sohbet Odası, Milliyet
30.08.04
|