Zina niye suç olsun?

 

Zina hapis cezasını gerektiren bir suç sayılmak isteniyor, gerekçe olarak da, eğer Bakan Cemil Çiçek'in açıkladığı üzere, 'toplumsal beklenti' gösteriliyorsa, ona verilecek en iyi yanıt, böyle bir siyasetin popülizm olacağıdır. Oysa siyaset, salt toplumsal beklenti doğrultusunda değil de toplumun ilerisine geçecek, toplumu o yeni algılamaya ikna edecek bir anlayışla yapılırsa tarihle özdeşleşir, tarihsel anlamda ilerici bir nitelik kazanır.
Hükümetin karşısında duran sorun budur. Öte yandan, mevcut iktidar partisinin kendisini muhafazakâr olarak nitelendirmesi de onun bu yönde bir adım atmasını engellemez. Çünkü, aynı muhafazakâr iktidar bugüne kadar da kendi 'hıfz' ettiği hususlarla ilk bakışta ters düşecek birçok adımı yüreklice ve takdir toplayarak attı. Sıra niçin şimdi zinada olmasın?
Anayasa Mahkemesi'nin bundan epey bir yıl önce verdiği karar zina konusunu hukuksal çerçevesine tam manasıyla ve kusursuz bir biçimde oturtuyordu. Yüksek mahkeme zinayı bir boşanma nedeni sayıyor, ama suç gerektirmediğini vurguluyordu. Ergin, kendi iradesine sahip iki tarafın bilinçli bir karar vererek birlikte olması, ahlaki açıdan şudur veya budur; o ayrı bir mesele. Ama niteliği
bu kadar açık bir kararın suç kapsamına girmesini neyle açıklayacağız?
Bunun nedeni geleneksel ve feodal bir mantık bileşimidir.
Feodaldir; çünkü, zina suçu (hele ilk haliyle) tamamen kadına dönüktü. Suç bağlamında kadınla erkek arasında hiçbir mantığın kabul etmeyeceği farklar vardı. Kadın bir kere bile yapsa suçlu olacaktı; erkekse bunu 'kurumsal' hale getirdiği takdirde. Gelenekseldir; çünkü, zina, şu kadar 10 bin yıldır, her yönüyle değişmiş insanın kurumsal yapısı itibarıyla asla değişmeyeceği kabul edilen evlilik kurumunu, dinsel ve toplumsal kültürle korumanın yanı sıra bir de yasayla korumayı öngörüyordu. Gerçekten de, zinayı suç sayan ana kaynak dindir; dinsel mantıktır.
Oysa, çağın insanı bunları aştı. Böyle bir iddiayı öne sürerek, kimsenin zina savunuculuğu yapması gerekmez. Tersine, zina kendisine özgü bir mantıkla yargılanacaksa yargılanır. Ama zinanın yasal suç sayılması kurumsal bir mantığın herkesi tutsak edecek şekilde dayatılması anlamına gelir. Bu da içinde bulunduğumuz çağdaş hukuk anlayışına göre kabul edilecek bir şey değil. Ayrıca, şunu da belirtelim: zinanın yasal olarak suç sayılması, Türkiye gibi kadının her düzeyde ikincilleştirildiği ve namus cinayetlerine kurban gittiği bir ülkede bu olumsuzluğa zemin hazırlamak, gizli destek vermek anlamına gelir. Çünkü, yasanın suç saydığı, müeyyideye bağladığı bir fiil, geleneksel dünyada haydi haydi, hem de en şiddetli bir biçimde cezalandırılacaktır. Hele 'Toplumsal beklenti bu yönde' demek, işte bu çarpık ve zalim mantığın içinde kalmaktır.
Gene de eğer mutlaka ceza verilecekse, spekülatif düşünüp, zinayı, erkek için bir suç haline getirelim. Bugün, 'eşini aldatmak' bir sorunsa bunun neredeyse erkeğe verilmiş bir hak(!) gibi görüldüğü ve kadınla erkeğin bu konudaki eşitsizliği ortada. Maksat eğer aileyi ve evliliği korumaksa gene öyle, erkeğe yükleyelim öncelikle bu sorumluluğu. Herkesin elini kolunu sallaya sallaya pavyona, geneleve, randevuevine girdiği bir dünyada zinayı çift taraflı suç saymak galiba biraz abes. Bu, yargının, yasanın, yasa koyanın kendi kendisini aldatmasından öte bir şey değil.
Evliliğin doğrudan kendisinin tartışıldığı bir dünyada zinayı Anayasa Mahkemesi kararına rağmen suç saymak galiba
suçun ta kendisi demek! Bir öğrensek insanları kendi hallerine bırakıp onları gütmeye kalkışmamayı...

H. Bülent Kahraman, Radikal
01.09.04