| |
Ortaçağ’da geriye dönük yaşanıyormuş, bugün anı anında yaşayan
hız çağına geçiyoruz. Ama buradaki eksik günlük hipnozlarla düşünmek.
İnsanı akıl ve ruh diye bölen Newton’dur. Kuantum noktasında insanı
ruhu ve aklı diye bölmenin yanlış olduğu anlaşıldı.
Doğu’da bin yıl evvel insana mucize diyen, insanı kainatın mücevheri
olarak görüp, ‘Yaratılana aşığım Yaratan’dan ötürü’ diyen, Enel
Hak düşüncesiyle büyük açılımlar sağlayan İslam’ın yeniden tartışılması
da, moda düşünce midir sizce?
· İlk önce toprak önemli, toprağı kutsuyor insan. Onun için vatan,
bayrak, mayrak diyoruz. Üretim aracı olarak toprak var, fakat daha
sonra emek ve sermaye gündeme geliyor. Ulus-devlet pazar olarak
çok önemseniyor. Bill Gates’in beyinsel yaratıcılığı bütün Boeing
fabrikasından daha çok servet kazandırıyor. İnsanın beyinsel yaratıcılığı
bütün diğer üretim faktörlerinin önüne geçiyor. Onun için hiçbir
şey kutsal değil, hiçbir şey tabu değil, topraktı, vatandı, milletti,
ulus devletti... AB projesinde insanın kendisi önemli. İnsan kutsalların
kutsalı. İnsana yaşamında kalite katma tabii ki Doğu’da da var.
Ama Doğu bunu üretimden bağımsız, dinginliğin ortasında bulmuş.
Dinginliğin yerine müthiş bir üretim kabiliyeti sahiplenildiği vakit,
Uzakdoğu felsefesindeki insanın mutluluğunu esas alan, doğayla insan
beraberliğini esas alan mantığı niye yaşamına geçirmesin? Daha önce
mümkün olmayan şey Batı’nın modernizmi sayesinde mümkün oluyor.
· Cem Sancar- Modernleşme projesinin fos çıktığı düşüncesi de var
ama. Uyuşturucu kullanımının artması, tüketim çılgınlığı, kredi
kartları, yalnızlık, insanların bencileşmesi... Projenin tersine
döndüğü söyleniyor. Bunu söyleyen El Kaide de olabilir entelektüeller
de! Fark etmez. Çok tartışılan bir şey bu. Modernleşmenin, ilerlemeciliğin,
aydınlanmanın Batılı halinin fos çıktığı eleştirilerine karşılık
ne diyeceksiniz, belki size boş gelecek, oğlunuzla yaptığınız tartışmalara
benzeyecek ama...
· (Kahkahalar) Ha ha ha ha, estağfurullah! Bunu şöyle değerlendiriyorum,
Türkiye’de bir sıkıntı var, insanlık bilinci burada yok. İnsanlık
nereden geliyor, nereye gidiyor? İnsanlığın bir sürecinin, bir parçasını
yaşıyoruz. Bu hiçbir şeyin rövanşı değildir. İnsanoğlu, insanlık
nitelik kazanıyor, bir aşamayı daha geçiyor. Ortaçağ kentlerini
gezdiğiniz vakit, yaşamın 20 yıl olduğunu görürsünüz. Balcaz’ın
30 Yaşında Kadın diye eseri var. Artık insan ömrü uzuyor, 70-80
yıl yaşanıyor. İnsanın geliri artıyor, doğa üzerindeki hakimiyeti
çoğalıyor.
· Doğa tehdit etmeye başladı ama!
· E çünkü doğanın da bir zekası var. Doğayla insan arasındaki mücadele
bitmez. Evren çözülmeden olmaz, insanın beynini bilmiyor daha insanoğlu.
Kendi sistemindeki uydu gezegenlerini bilmiyor alması gereken çok
yol var. Lenin, ‘Evreni çözmeden insan vizyonunu düşünemez’ diyor.
Bu projenin fosladığı doğru değil, ama insanoğlu değişim dönemlerinde
çok sıkıntı yaşıyor, bunu söyleyen insanları ben Londra’ya götürseydim
1700’lerde, sanayi devrimine götürseydim neler olurdu, demek ki
her dönemeç inanılmaz sıkıntılar getirir. İnsanoğlunun 200 yıl süren
bir sanayi toplumundan kurtulup, gerçek insan olmaya doğru adım
atması büyük bir sıkıntıyı da beraberinde getiriyor. Tarımın ortadan
çıkması gibi, şimdi de işçi sınıfının sahneden çıkması söz konusu.
Ama işçi sınıfı o kadar büyük bir sınıf ki, öyle kolay kolay çıkmıyor
ve bu müthiş bir sıkıntı yaratıyor. Beyinselliğe alışkın olmayan,
kol gücüyle aynı işi yaparak hayatı idame ettiren, 3 asırdır bununla
yaşayan, her şeyi tanımlı olarak gören, her şeye bölünebilir, birbiriyle
bağlı basit nedenlere ilintili hadise olarak bakan ve böyle bir
alışkanlıktan gelen insanoğlu bunu görmezse büyük sıkıntıya düşer.
Kolay formülü var, babamın söylediği, çok hoşuma giden bir formül,
‘Kaybettiğine üzüleceksen o an mutlusun!’ Budist tapınaklarda oturup,
‘oh ne güzel her şey sakin’ diyemeyiz, doğayla savaş olmadığı vakit
hiçbir şey olmaz.
· C.S- Ama bizim bilgelerimizin Budistlerden bir farkı var, 15-20
bin kişi bir araya gelip dans ediyorlar, bilimleriyle, vizyonlarıyla
Batı’nın Rönesansını fişfikliyorlar, ‘insan mucizedir, dünya hepimizin’
diye bağırıp yollara düşüyorlar. Selçuklular’dan beri bu coğrafyada
Müslüman asileri, dervişleri 15 bin 15 bin kesmişler. Budistler
farklı, siz onları kıpırdamadan duruyor diye tarif ediyorsunuz ama,
bizimkiler devletleri rahatsız edecek kadar hareket halindeler,
gidiyorlar. Yunus Emre böyle, Tebrizi böyle...
· Burada bu konuların konuşulması çok hoş, çağın değişiminin ortaya
çıkardığı tartışmalar ve sorunlar olarak görüyorum. Batı-Doğu diye
ayırmıyorum. insanlık var.
· Çok hakkı yenmiş, çok kötü davranılmış Doğu’ya!
-İşte onun rövanşını almaya çalışıyoruz, Batılılar da fazla yok,
eksiğini, gediğini gideriyor. Ama Merihliler dünyaya saldırmaya
kalksa acaba Batılılar ve Doğulular diye ayırarak mı saldıracaklar.
Merihlilerin bize dünyalılar diye saldırması mantıklı değil mi?
Merihlilerin bize verdiği sıfatı biz neden benimsemiyoruz?
· Çünkü Amerikalılar diyorlar ki, Merihliler saldırsalar da, hediye
getirseler de bize Amerika’ya getirecekler diyorlar. Doğu’ya, bize,
‘siz yoksunuz’ diyorlar. Bize bir nevi cahil köle muamelesi yapıyorlar,
insan biraz bozulur buna, normal değil mi?
· Zamanın ruhu var. Şimdi Roma’dan, Frigyalılar’dan bahsetmiyoruz.
Zamanın ruhu o dönemin en etkin gücünün üstünde de bir güce sahip.
Zamanın ruhunu okumak önemli, ama insanlar günlük hayatta, emperyalist,
kapitalist, güneydoğu, Amerika falan deyip duruyorlar. Esas değişim
dinamiği ne, onu atlıyorlar. Zamanın ruhu Ortaçağ’da geriye dönük
yaşıyormuş. Bugün anı anında yaşayan hız çağına geçiyoruz. Ama buradaki
eksik, günlük hipnozlarla düşünmek. İnsanı akıl ve ruh diye bölen
Newton’dur. Newton mekanik yasalarını buluyor, ama makro düzeyde.
Ve o makro düzeyde dünya hareket yasalarını bulurken bütün düşünce
sistemimizi belirleyen bir anlayışa oturtuyor, basit saat gibi hadiseye
bakıyor. Ve bunun sadece mekanik yasalardan oluşu insanın ruhunu
saf dışı ediyor. Ama insanın aklının dışında bir de duygusu var.
Bugün Kuantum noktasında insanı ruhu ve aklı diye bölmenin yanlış
olduğu anlaşıldı. Din de bir kültürdür. Kültürün beslendiği kaynaklardan
biridir. Müslümanlığın bugünkü noktada tartışılmasının nedeni çok
genç olmasıdır. İkincisi hem ceza kanunu hem medeni kanun hem de
anayasanın yerini tutan bir bütünsellik içinde olmasıdır. Kutsal
metinle, deniz hukuku problemlerini çözemeyiz.
İnsanlık din sosyolojisi açısından bir kültür olarak bakılan ama
devletin yahut yaşayışın ortak gücü olmayacak bir noktaya gidiyor.
Türkiye’nin yapmaya çalıştığı AB süreci açısından önemli. Kuran’a
göre istediğin gibi yaşayabilirsin ama devlet aparatın ideolojisiz
olur.
· Çok güzel bir nokta, acaba yeni bir İslam tartışması kapıda mı
?
· Zaten tartışılıyor!
· C.S-Tamam hocam tartışılıyor da, çok büyük bir cahillikten geçtiğimiz
için, kendi kültürümüze ecnebi olduğumuz için iyi ki bir tartışma
oldu da kendimize geldik. Ama şimdi en azından, İbni Arabi’nin kafasının
en az Hegel’in kafası kadar değerli olduğunun farkına vardık. Zor
oldu ama...
· Böyle bakabilirsin, çünkü insanlığın ortaya çıkardığı düşüncelerin
özünde farklı bir şey yok. Uslubu farklı. Rasyonel bir adamla çok
inançlı bir adam da tartışabilir. Allah akıl dışı olamaz, Allah
irrasyonel olamaz. Sen onun söylediğine ‘ben modernim seni dışlıyorum’
gibi bakmazsan aynı noktada buluşursunuz!
· Evet, zamanın ruhu diyerek çok doğru bir şey söylüyorsunuz biz
aslında İslam’ı tartışsak bile bu zamanın ruhu içinde tartışıyoruz,
bu doğru...
· Biz İslam’ı tartışmıyoruz aslında.
· Pek neyi tartışıyoruz hocam?
· Biz sosyo-ekonomik olarak sisteme entegre olmamış varoşlardakilerin
çığlıklarını tartışıyoruz. O bazen komünizm olabilir, MHP olabilir,
aşırı sol olabilir, dincilik, şeriat olabilir o insanlar sisteme
entegre edildiği zaman bunlar sadece çığlık olmaktan çıkar bir kültürün
parçası haline gelir.
· C.S- Bu büyük yoksulluğun ve aşağılanmanın entegrasyonu söz konusu
olabilir mi ?
· Bugün AKP o insanları sisteme entegre etmek açısından çok önemli
bir görev üstlenmiştir. Türkiye’deki Kemalist mantık insanları sistemin
dışına itmeye yönelik. Şimdi onlar entegre oluyor. Üstelik oraya
da da entegre olmuyor AKP’nin AB’ye endekslenmesi, arkasındaki kitlelerin
de AB’yi desteklemesine neden oluyor. O yüzden çok önemli bir işlev
içinde şu anda sosyolojik açıdan Türkiye’deki hükümet. Elitlerden,
devletten ibaret bir anlayışa halk ve kitleler entegre oluyor şimdi.
AB bu dinamiği hızlandırdı. Tasavvuf dediğiniz şeyi netleştiren
Lavazzie’dir; hiç birşey yoktan varolmaz, hiçbir şey varken yok
olmaz. Atomlarla ifade edilen ben tanrıyım, değilim vesaire tartışması
değildir bu. Ama bunun duyulması noktasına geliyor dünya. Daha evvel
duyamazdı, nitelik kazanıyor dediğim şey bu. Küreselleşme bu demek.
Küreselleşme komünizme doğru giden bir süreç. Yeryüzü solu Leninizmden,
Marksizme geçemedi. Leninizmde takıldı kaldı. Marksizm insan odaklı.
Solcu olmak enternasyonalist olmak demektir. Liberalizm ile Marksizmin
kesiştiği üst üste geldiği bir sürü konu var: Anti devlet, bireyin
yüceltilmesi. Ama sen siyaset yapmak istiyorsan ve Lenin’de kaldıysan,
Marksizm insanı düşünür olmaya zorlar, bu işten siyaset umma dönemi
bitiyor, sol siyaset bitiyor, ben solcuyum diyenin değişimbilimci,
filozof olması Marks’ın dinamiklerini algılaması lazım.
· C.S. Tabii, zaten ‘Kabul Edilmiş Solcular Locası’ da hayatta
iki seksen uzandı. Özgürlük benim ve arkadaşlarım için geçerlidir,
ama Müslümanlar için geçerli değildir ya da anarşizan fikirler için
hayır diyorsun. Darbe, marbe istiyorsun. Tuhaf
· Gibi ama bugün bir takım önemli fikirlerin duyulması, yeniden
keşfedilme hadisesi kulak eşiğinin açılmasıyla ilgilidir. Nihayetinde
doğayla kavga ilerledikçe, insanın kutsalların kutsalı olduğu iyice
derinlik kazandıkça...
· Tabiatla kavga etmeden uyum olmuyor diyorsunuz..
· Doğayla kavga etmeden de doğanın empoze ettiklerini kabul edince
de çok derin bir düşünce çıkar. Çok uyumlusun ama savaşmadan! Diğeri
o uyumu bir tur attıktan savaştıktan sonra kazanıyor. Sen bazı şeyleri
ben söylemiştim diyorsun, ama sen hiçbir şekilde doğayla kavga etmeyi
kendi kültürürün içine koyamıyorsun. O yüzden bugün en büyük sefalet
de böyle söyleyen adamların coğrafyasında var. Sevdiğim bir örnek
var, eskiden İstanbul’da Ramazan’da, çok hafif çalarmış davullar,
dın dın dın dın diye. Bugün kalkmayanı tehdit edercesine çalıyorlar.
Psişik konular, birinci derecede tatmin edilmemiş ihtiyaçlar, onların
elindeki her türlü inancı, idelojiyi, düşünceyi banalleştiriyor.
Silah haline getiriyor. Onlara bakarak ben bir karar vermem. İnsanlığın
yol alma süreci var.
· İnsanlığın macerasına şefkatle bakıyorsunuz, aslında buna çok
ihtiyacımız var, şefkate, merhamete.
· Evet, niye hipnozlara gireyim ki! Her şeyin bir süreci var. Mesela
1940’larda bütün beyin ameliyatlarında hastaların ön lobunu alıyorlarmış.
On yıl sonra ‘yanıldık’ demiş tıp dünyası. Yanılma payın da var.
Hipnozlara girmemek lazım Bu toplum yapabildiğini yapıyor, dünya
da bu kadarını yapmış. Aslında şu noktada banalleşme diye de bakabiliriz
olaya. Aristokrasi varken çok elit, ama binlerce de köle var. Çok
küçük bir havuz, havuza giren sayısı az, ama havuzun suyu çok derin.
Bugün sistem entegrasyonu var; mesela bluejean, Madonna, gözlük,
spor ayakkabı insanların kitleselleştirildiği bir dönem. Bu komünizm
zaten. Sıradanlaştırıyor ama havuza girenlerin sayısı büyüyor. Aristrokrasi
öyle hemen gelmez çok uzun zaman lazım. Mutsuz olmaya devam edeceğiz.
· Ne kadar daha devam edeceğiz mutsuz olmaya?
· Çok! Her şey değişiyor, edebiyattan sanata kadar her şey değişiyor.
Butik azalıyor. Sıradanlaşılıyor. Baktığın yere bağlı. Dünya çok
iyiye gidiyor. Çok korkulacak bir şey yok.
· Türkiye?
· Türkiye de iyiye gidiyor AB süreci özellikle iyi oldu. Korkulacak
bir şey yok.
· İklimler patlıyor ama bu arada?
· Evet iklimler patlıyor. Maalesef. 2700’de bu hayat bitecek diyorlar,
böyle de bakmak lazım. Şimdi biz Doğu’yu da Batı’dan okuyoruz. Batı’dan
alıyoruz her şeyi, Doğu bir şey yapmıyor, Batı organik gıdaya geçiyor
mesela. Batı, Batı diyoruz ama Batı dediğimiz şey patent. Herif
geri çekerse ne olacak. Benim oğlum kızıyor bana çok Batıcı olduğum
için ama, telefonu çekse, elektriği, arabayı çekse ne olur? Batı
dediği bu. Bir taraftan hem lüksünden yararlanayım, bir taraftan
da Doğu çok derindir diyeyim. Öyle bir şey yok. Batının sayesinde
Doğunun gizemini fark ettik. Oğlumla çok tartışıyorum bunları.
· Oğlunuz mutlu mu peki?
· Oğlum 22 yaşında. Zor bir dönem. Mutsuz oluyorlar. Benim oğlum
da öyle. Duygusallık yıkılıyor artık, kimse kimseye şiir okumuyor,
dokunmuyor.
· Aile kavramı da bitiyor...
· Bilgi toplumuna geçince aile kalmaz zaten ortada. Hayat bir televizyon
ekranı gibi çok renkli, akışkan ama sığ. İnsanın kendi içini keşfetmeye
yönelik çok uzun bir zaman geçecek. Çünkü bu demokratikleşme meselesi
havuza bütün herkesin girmesini sağlamak başta duyarlılığı olmak
üzere her şeyi geciktiriyor. Bu da bir süreç geçecek. Gençlerin
sıkıntısı büyük. Öğrencilerimin çoğu mutsuz, çünkü nereden nereye
geçtiğinin farkında değil. Ona veri olarak verilen hayatı yaşıyor,
ki o hayat bir geçiş dönemi. Büyük sıkıntı yaratıyor. Müziksiz yerde
duramıyorlar, ödleri patlıyor, konuşacak şeyleri yok. Hepsi pijamasını
giyip makarna yemeğe meraklı, kendi hayatını arkadaşına olduğu gibi
anlatmak yerine, sanal bir dünyanın aktörü gibi yaşıyor. ‘Dün gece
smokin giydim, istakoz yedim, Reina’daydım’ diye yalan söylüyor.
İletişimi yok eder bu.
· Yemekle aranız nasıl ?
· Kebap seviyorum, Türkiye’nin lezzetine bayılıyorum. Türkiye’nin
Batı’ya en öykünmeyecek noktası lezzeti, yemek kültürü. Beyinselliğe
önem vermiyor, nobeli yok, teknoloji, araştırma geliştirme konusunda
duyarsız, patent sayısı 1700 yılındaki İngiltere’den daha az. Beyinsel
hasletleriyle ilgili hiçbir şeyi yok. Batı gibi tüket demişler,
bizim meselemiz, Batı gibi üretme meselesine bakmamızdı.
Serda Kıvılcım - Mehmet Altan ile söyleşi, Star
17.08.04
|