| |
Zinanın yeniden suç sayılmasına ilişkin yasa değişikliğiyle ilgili
tartışmalarda, bu tartışmanın, nasıl bir hukuk düzeni içinde yapıldığı
konusunda ciddi bulanıklık yaratacak görüşlerle karşılaşmak mümkün.
Kısacası, bu toplumda insanlar arasındaki ilişkileri belirleyecek
temel kuralların meşruiyetinin nasıl temellendirileceği konusunda
ortaya çıkan bir bulanıklık bu. Böyle yaklaşınca, çok uzun ve derin
kökleri olan bu sorun bağlamında yeni bir tartışma konusu karşısında
olduğumuz da söylenebilir.
Tartışmaya genel olarak bakıldığında, kendini, basit bir şekilde
taraf tutma ve bunu belli bir medeniyet tasarımının basit gerekçesi
olarak sunmaktan alıkoyan çok az yorumcu olduğu da görülüyor. Genellikle,
getirilmek istenen yasal değişiklikle zinanın bir suç sayılmasını
eleştirmek, Türkiye'deki yaygın bakış açısının bir sonucu olarak,
zina serbestisinin ya da alabildiğine bir cinsel özgürlüğün savunusu
olarak nitelenebiliyor. Böylece, tartışma ekseninin iki uca itildiği
bu konu kısırlığı içinde bir sonuca varmaya çalışılıyor. Bu olanaksız
olmasa da, sonuçta varılacak sonucun bir uzlaşma ya da çözüm bulmaktan
çok, bir güç üstünlüğünün dayatılması niteliğini taşıdığı gün gibi
açık. Bundan belli kısa vadeli çıkarlar elde edecek taraflar elbette
olabilir. Ama, Türkiye'deki tüm toplumsal tartışma konularında olduğu
gibi, bu konuda da, aslında tartışmanın özünü oluşturan konu, gücün
belirleyici olmasının nasıl engellenebileceği üzerinde toplanmak
zorundadır.
Basında, CHP'nin, AB uyum sürecine köstek olmamak için bir uzlaşma
formülü olarak önerdiği belirtilen ve zina suçu konusunda, güya
cinsler arasında bir eşitlik vurgusu taşıyan görüş de dahil, böyle
bir anlayışı hâkim kılacak etkili bir çabadan eser yok. Çünkü zinanın,
hem kadın hem de erkek eş bakımından, aynı koşullara bağlı olarak
bir suç halinde düzenlenmesi, fiilen toplumsal ilişkilerdeki güç
faktörünü tamamen ortadan kaldırmış veya etkisiz kılmış bir formül
olarak nitelenemez. Bugün, insanın haklarının korunması amacıyla
yapılan çabalarda ve buna ilişkin yasal düzenlemelerdeki esas, herhangi
bir insanlararası ilişkide, görece zayıf olan tarafın güçlendiril-mesi
için gerekli ortamın sağlanması veya buna yöneltici araçlardan yararlanma
olanağının artırılmasıdır. CHP'nin, çok eşitlikçi gibi görünen 'uzlaşma'
formülü, Türkiye toplumunda, kadının güçsüzleştirilmiş konumuna
ilişkin yüklü sorunlar karşısında, oldukça paçası sarkan bir görüşü
ifade ediyor.
Hükümet kanadında, bu yasal değişiklik çabasının, aslında 'Anadolu
kadınınca istendiği' yolunda bazı görüşler ortaya atıldı. Bu görüşün
dayanaklarının hangi verilere dayandığını bilmiyoruz. Kaldı ki,
adalet istatistiklerinin gayet yetersiz, ceza adaleti ve kriminoloji
alanındaki çalışmaların neredeyse yok mertebesinde bulunduğu, bu
sorunları kuşatan toplumsal konularda nitel ve nicel, sürekli ve
tutarlı alan araştırmalarının yapılmadığı bir ülkede, toplum ve
adalet kavramları arasındaki bağlara ilişkin çok isabetli çözümlemelerde
bulunup, etkili yasal önerilerde bulunulması olasılığı da zayıftır.
Dolayısıyla, hükümet kanadından gelen bu açıklama, örtülü bir tarzda
da olsa, 'kentli kadınlar bildiğini okusa da Anadolu kadını milli
ve dini değerlerine sadıktır' gibi bir anlayıştan hareketle, olsa
olsa muhafazakâr seçmene selam anlamına geliyor.
Evlilik dışı ilişkilerin, o aile ilişkisinde bir medeni hukuk sorunu
doğurması, zaten mevcut Medeni Kanun'da da düzenlenmiş durumdadır.
Bu, bir boşanma ve tazminat nedeni olabilir. Ancak böyle bir talepte
bulunmak, eşlerin takdirine bırakılmıştır. Kısaca bu konu, Medeni
Kanun bakımından, tamamen o özel ilişkinin taraflarının takdiri
çerçevesinde düzenlenmiştir. O halde, bu özel ilişkiye, tüm ceza
ve infaz kurumlarıyla birlikte, bir anda kamusal bir gücün müdahalesine
olanak verecek bir yasa önerisi, Anayasa Mahkemesi'nin kararı ve
Medeni Kanun karşısında, Türkiye hukuk sistemi bakımından da bir
sapma niteliği taşır.
Hükümet, AB'ye uyum sürecinde, asıl cinsler ve farklı cinsel yönelimler
arasındaki ayrımcılığın giderilmesine yönelik olarak, toplumsal,
ekonomik, siyasal veya kültürel olarak zayıf bir konumda bulunan
kişilerin bu konumunun güçlendirilmesi için çaba göstermelidir.
Ve bilinmelidir ki, bu güçsüzlüğün kaynakları devlet aygıtlarının
işleyişinden doğabileceği gibi, tamamen bunun dışında bazı güç ilişkilerinden
de doğabilir.
Turgut Tarhanlı, Radikal
02.09.04
|