| |
Bu ülkede kadın sorunu yalnız kadınların sorunu değildir. Kadın
sorunu aynı zamanda 'erkek sorunu'dur. Kalkınma sorunudur. Laiklik
ve demokrasiye dayalı bir çağdaş yaşam sorunudur.
Bu nedenledir ki:
Kadın sorunu çözülmeden Türkiye'nin önü açılmaz. Kadın sorunu çözülmeyen
bir Türkiye, çıkmazlarından kurtulamaz. Kadın sorunu çözülmeyen
bir Türkiye'de demokrasi, hukuk ve insan hakları çıtası yükselmez.
Bir başka nokta:
Kadın sorununu doğru dürüst çözemeyen bir Türkiye'nin Avrupa Birliği
yolu da kesilir. Kadınların insan hakları, unutmayın, AB'nin Kopenhag
kriterleri arasındadır.
Onun içindir ki:
Kadın sorununu yalnız kadınların değil, Türkiye için demokrasi ve
refahı hayat tarzı olarak gören erkeklerin de önemsemesi, kadınların
eşitlik mücadelesine erkeklerin de el vermesi gerekiyor.
Türkiye'nin kadın sorunuyla ilgili olarak önümüzde iki tarih var.
Biri, 13 Eylül.
Boğaziçi Üniversitesi'nde kadınların insan hakları konusunda bir
sempozyum düzenleniyor bu tarihte. Eczacıbaşı grubunun sponsorluğunu
yaptığı toplantının başlığına gelince:
Türkiye ve AB'de kadınlar...
Bu sempozyum için Prof. Fatmagül Berktay'ın araştırma yöneticiliğini
yaptığı, Türkiye'de ve AB'de Kadının Konumu adını taşıyan ilginç
bir rapor da yayımlanmış durumda.
Kadına karşı erkek şiddeti, aile içinde dövülen, tecavüze uğrayan
kadının eşitsizliği, koca dayağı, erkek karşısında kadının fırsat
eşitsizliği gibi konuları ele alan ve bu açılardan ülkemizin nasıl
tel tel döküldüğünü anlatan raporun bir yerinde şu cümle var:
"Toplumsal cinsiyet eşitliği, demokrasinin temel bir ilkesi
olduğu kadar, sürdürülebilir kalkınmanın da koşullarından biridir."
Bu ülkede demokrasiyi eğer içtenlikle istiyorsak, aş ve iş sorununun
çözüm yoluna girmesinden yanaysak, çoluğumuzla çocuğumuzla güzel
bir Türkiye'de yaşamayı arzuluyorsak, o zaman kadınların da insan
olduğunu unutmayalım.
Eğitim açısından, çalışma yaşamındaki eşitsizlikler açısından, kadınların
parlamentodaki temsili ve siyasal katılımları açısından, kadınlara
karşı şiddet açısından kadınların mücadelesine toplum olarak, siyaset
olarak destek vermeliyiz.
İkinci tarih ise 14 Eylül.
O gün de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Türk Ceza Yasası'nda değişiklikler
görüşülmeye başlayacak.
Bu konuda kadın örgütlerinden Başbakan Erdoğan'a KA - DER imzalı
bir açık mektup gönderildi. Namus cinayetleri, ayrımcılık, müstehcenlik,
bekaret kontrolleri, reşit olmayanla cinsel ilişki konularında haklı
talepler yer alıyor bu mektupta. Öngörülen yasal değişikliklerde,
kadınların insan haklarını ihlal eden ve demokratik hukuk devleti
normları ile uyuşmayan düzenlemeler eleştiriliyor.
Dileriz, bu istekler iktidarla muhalefet tarafından göz önünde tutulur.
Bir de zina konusu var.
Yani zinanın Türkiye'de yeniden suç haline getirilmesi... Uygar
ülkelerde zina suç değil, ancak boşanma konusudur. Doğru olan da
budur, çağdaş olan da...
Sözde kadın - erkek eşitliği gerekçesiyle zinayı Türkiye'de yeniden
suç haline getirmek, pratikte sadece kadını cezalandıracak yolu
açar.
İleri ve demokratik ülkelerde savcıların yatak odalarında işi yoktur
ve olamaz.
Son söz:
Erkek karşısındaki eşitlik mücadelesinde kadınlara arka çıkmak ve
kaderlerini kendi ellerine almaları için kadınlara destek olmak
aynı zamanda demokrasi ve çağdaşlık kavgasıyla eşanlam taşır.
Hasan Cemal, Milliyet
02.09.04
|