Yeni agoramız kutlu olsun

 

BAŞBAKAN ‘agora demokrasisini’ çok seviyor.Girdiği bir ev, geçerken uğradığı bir oto galerisi, onun için bir referandum sandığı.

Ama öyle bir sandık ki, işine geldiği zaman bir bakkal dükkánına giriyor, gelmediği zaman semtine uğramıyor.

Dün, ‘zina’ konusundaki kararını, bir oto galerisine girerek oylattı.

Sonuç: Oybirliği ile ‘zinaya hapis cezası’.

Böylece zina konusundaki referandum sonuçlanmış oldu.

Şimdi buradan aldığı güçle, Meclis’e gidecek ve şunu diyecek:

‘Bakın halk böyle istiyor.’

Peki oto galerileri, köy meydanları ve bakkal dükkánlarındaki görüşü bu kadar önemsiyordunuz, zinadan çok daha önemli bir konuda, mesela, ‘İdam cezasını kaldıralım mı, yoksa bırakalım mı’ diye neden sormadınız?

Neden, oto galerisine girip, ‘Apo’yu yakaladık, şimdi ona ne yapalım’ diye görüş almadınız?

* * *

Almadı, çünkü oradan gelecek cevabı biliyordu.

Çünkü dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, bir bakkal dükkánına, bir oto galerisine, bir pazarcıya ‘İdam cezası kalksın mı, kalsın mı’ diye sorsanız, alacağınız cevap bellidir:

‘İdam cezası kaldırılmasın...’

Ama dünyanın birçok medeni ülkesi, idam cezasını kaldırdı.

Başbakan seçim öncesinde ‘Kanun dışı gecekonduları yıkacağız’ dedi.

Bu demeci vermeden önce, İstanbul’da bir gecekondudan başını uzatıp ‘Merhaba’ dedikten sonra, ‘Gecekonduları yıkalım mı, yıkmayalım mı’ diye sorsaydı, alacağı cevap sizce ne olurdu?

Bunu bilmek için müneccim olmak gerekiyor mu?

Soğuk Savaş yıllarında pazar yerine gidip, ‘Komünist partiye izin verelim mi’ diye bir soru sorsaydınız alacağınız cevap şu olurdu:

‘Sakın ha...’

O nedenle gelişmiş demokrasilerin siyasetçileri, böyle kararları alırken pazar yerinin değil, gelişmenin, modernleşmenin, demokrasinin sesini dinlerler.

Öğrendikleri ilk gerçek de, ‘Demokrasinin, çoğunluğun azınlık üzerindeki tahakkümünü önleme rejimi olduğu’dur.

Yine o nedenle bu demokrasilerde hiçbir lider, sorusunun nasıl sorulduğu belli olmayan bir anketle ortaya çıkıp, ‘Yüzde 80 böyle istiyor’ diyerek, ahlaken çözülmesi gereken bir olayı, ceza kanununa sokmaya kalkmaz.

Gelişmiş demokrasilerin siyasetçileri şunu çok iyi bilirler.

Agora, popülizmin kapısıdır.

Kıraathane de öyle.

Futbol sahaları da.

Hepimiz bu mekánların müdavimleri olabiliriz. Ama çoğumuz bu mekánlarda daha çok hislerimizle, coşkularımızla, tepkilerimizle bulunuruz.

* * *

Başbakan dün bir anket sonucu açıkladı.

‘Halkın yüzde 80’i zinaya ceza verilmesini istiyormuş.’

Anketlerden başladıysak, o zaman istatistiklere de bakalım.

Türkiye’de geçen yıl 30 bine yakın boşanma kararı alınmış.

Bunların içinde kaçı zinadan?

Sadece 69’u...

Şimdi sık durun.

Bu boşanmaların 64’ü, kadın zina yaptığı için gerçekleşmiş.

Ya erkekler?

Erkekler yüzünden gerçekleşen zina sayısı sadece 5...

Bu istatistiğe bakarsanız, bu ülkenin kadınları ‘zinacı’ ama erkeklerinin hepsi birer namus timsali.

Siz hayatınızda böyle ikiyüzlü bir istatistik gördünüz mü?

* * *

Bu rakam doğruysa, bunun bir tek anlamı var.

Erkek, karısı zina yapınca yakalatıyor.

Ama bu ülkede zina yapan erkek sayısı, kadınlara göre kat kat daha fazlayken, kadın erkeği yakalatmıyor.

Şimdi siz kalkmış, ‘şikáyete bağlı zina suçu’ yaratmaya çalışıyorsunuz.

Bu kanun zaten var olan eşitsizliği daha da pekiştirmekten başka işe yaramayacaktır.

Şikáyet edilen ve yakalanan kadın sayısı artacak, erkekler ise boşanma istatistiklerindeki o ‘mütevazı’ yerleriyle, her köşebaşında kendilerine bir namuslu meçhul erkek abidesi dikeceklerdir.

O nedenle diyorum ki, hadi kadın için ‘pozitif ayrımcılığı’ kabul etmediniz, hiç olmazsa ‘negatif ayrımcılık’ yaratmayın.

* * *

Ve son bir hatırlatma.

‘Vurun Kahpeye’ filmindeki o ünlü recm kararı bir kasaba meydanında alınmıştı.

Alınmış ve anında infaz edilmişti.

Ertuğrul Özkök, Hürriyet
08.09.04