Kanımızın son damlasına kadar

 

'Tam Avrupa Birliği'nin topuğunun ucu ufukta görünmüşken, sırası mıydı 'zina yasası'nın?'
Zamanıydı zahir! Toplumun bir kesimi, "Avrupa'ya gireceksek de, daha büsbütün ölmedik!" demenin yolunu burada bulmuş olmalı.
Onların öncelikli tasası 'ahlak' olsa gerek. Yasayla, Avrupa'nın getireceği zinalara, yuva yıkmalara daha iyi direneceklerine inanıyorlar herhalde.
Ülkücüler ne yaptı bu arada? Onlar da Rum Ortodoks Patrikhanesi'ne karşı yürüyüşe geçti. Onların öncelikli kaygıları da bu alanlarda geziniyor: Türk'ün Türk'ten gayrısıyla dost duruma düşürülmesi felaketine karşı ayaklanmışlar.
Sloganları, simgeleri çok hoş ve duruma çok uygun. Patrik asıldığı için açılmayan kapıyı protesto ediyorlar.
Bunu protesto etmek üzere şimdiki Patriğin maketini yapmışlar, onu asıyorlar, galiba yakıyorlar da.
Türk milliyetçilik geleneğinde böyledir. 'Ben onu yapmadım' derken ('Ermeni kıyımı olmadı' derken, sözgelişi), 'ama ısrar edersen şimdi hemen yaparım' der gibidir. Burada da, belli ki, kıvanç duyuyoruz bir Patriğe yaptığımızdan; bu vatanperver çocuklara imkân verilse, hemen gene yapacaklar aynı işi. Ama zaten bu Yunanlar Türk düşmanlığından başka bir şey bilmezler.
Şimdi, şu basit olay karşısında da hemen aynı düşmanlıkları yapıyorlar.
Yok, teessüf etmişler, yok bilmem ne! Hele birileri 'Türk basını olayları kınamaktan kaçındı' demiş. Doğrusu, kınayanı görmediğim gibi, Yunanistan'ın bu sistemine yer verenini de görmedim, Radikal'den başka. Muhtemelen benim dikkatsizliğimdir.
Belki de değildir. 'Türk basını' şu günlerde 'zina yasası'nın AB'ye girmeye çalışan bir ülkeye ne kadar yakıştığı, ne kadar yakışmadığıyla ilgili. Onunla kıyaslandığında Patrik suretini simgesel olarak asmak ve yakmak herhalde eşit derecede yakışık almaz bir davranış değil ki, ona kafa yoran pek çıkmadı.
Çünkü, tabii, 'dincilik -ümmetçilik' çağdaş- olmayan, 'aydınlanma-öncesi' ideolojiler. Oysa 'faşizm' bal gibi çağdaş ve 'aydınlanma-sonrası', hatta aydınlanmış değilse de 'aydınlık'lanmış sayılabilir.
Evet, Avrupa fikri yaklaştıkça, 'Türklük ölmedi ya!' tepkisini ortaya koyanlar da çoğalacak sanıyorum. Nitekim, Verheugen'in İzmir'e gittiğinde oradaki ülkü sahibi 'Aydınlıkçı'larının bir protesto gösterisiyle karşılaştığını görüyoruz.
Resmi düzeyde ve resmi hiyerarşik piramidin tepesinde Avrupa ile demokratikleşme ile kıran kırana mücadele edenler yavaş yavaş eleniyor; elendikçe, bu tür tepkileri gösterme görevi Ülkü Ocakları'na, İşçi Partisi'ne, yani toplum içindeki, çoğu zaman marjinalize gruplara kalıyor. Bu, herhalde böyle devam edecek, çünkü bir yandan Avrupa sağının da, örneğin tarih verilmesini önleyerek, bize yardım edeceği umudu var. Dolayısıyla, demokrasi istemeyen kesimin bu direnişini her an ayakta, diri tutmak gerekiyor.
Bu cephenin medyadaki sözcüleri de konuyu sokağa indirmeye yardımcı olacaktır herhalde, bundan böyle: Patrikhane kapısı konusunda gördüğümüz işbirliğinde olduğu gibi. Tabii bu arada Yunanistan'daki maç sırasında olanları gazeteden okumak, oranın ülkücülerini sonuçta seyircilerin susturduğunu öğrenmek, insanı fena utandırıyor.

Murat Belge, Radikal
10.09.04