| |
Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu, zinanın suç sayılması girişimine
karşı çıktı ve referandum önerisinde bulundu.
Kültür ve Turizm Bakanı Ahmet Erkan Mumcu’yla sohbete başladıysanız,
bilin ki, konuşmanızın son saniyesine kadar aç ve susuzsunuz. Diyelim
ki, Lütfi Kırdar’daki ünlü Borsa Boğaziçi’nin yeniden dekore edilen
kışlık bölümünde Hürriyet için özel masa hazırlanıyor. Diyelim ki,
Borsa’ların patronu Rasim Özkanca, büyük oval masayı sakız gibi
bembeyaz örtülerle kaplatıp çiçeklerle süslüyor. Ardından masayı
kendi spesiyaliteleriyle donatıyor, imambayıldıdan yaprak sarmaya,
keşkekten su böreğine, fındık lahmacundan içliköfteye kadar. İçecekler,
tatlılar, çaylar, kahveler cabası...
Ve diyelim ki, Işıl-Erkan Mumcu çifti tam randevu saatinde teşrif
edip masadaki yerlerini alıyorlar. Gözlüklü, tonton, Alp adlı bir
torunu olan gazeteci de yanlarına oturup emektar mini teybini açıyor.
Ondan sonra kim tutabilir Kara Hafız Bekir Efendi’nin torununu?
Kim sözünü kesebilir Yalvaçlı Türkmen Süleyman Efendi’nin oğlunun?..
Var mı Mollabekirler’den Erkan Mumcu’yu ve sevgili eşi Işıl’ı dinlememek?..
Varsın birkaç saat aç, susuz kalalım, yeter ki siz bir konuşun,
pir konuşun. Hoş geldiniz sevgili Mumcu çifti, buyrun söz sizin.
Erkan Mumcu ve günümüzün dillere destan zina tartışmaları...
- Yener Bey, bu konuda bugüne kadar hiç konuşmadım ama, anlıyorum
ki sizden kaçış yok. Bence zinanın TCK kapsamına alınması doğru
bir girişim değildir. Bu tartışmada 2 çelişki var, birincisi sosyolojisi
olmayan hukuk yoktur. Bu anlamda toplumun zinayı bir suç olarak
algılayıp algılamadığını bilimsel verilerle ölçmemiz lazım. Bunun
en doğrusu referandumdur, soruyu somutlaştırıp doğrudan doğruya
halka soracaksınız. Ama toplumun bu konudaki yargısının tam bir
ara evrede olduğunu düşünüyorum. Gelenekten aldığı değerlerle modern
hukuk arasındaki ilişkiyi henüz sağlıklı bir biçimde kuramıyor.
Siz aynı zamanda bir hukukçusunuz beyefendi.
- Hukukçu kimliğimle ben bu konuda geleneğin doğru algılanmadığı
kanısındayım. Zinanın TCK kapsamında soruşturulan bir suç olmasını
geleneklerimiz ve modern hukuk anlamında doğru bulmuyorum. Mecelle’nin
tabiriyle ‘Şüyuu vukuundan beter’ olan fiillerin kovuşturulmasında
toplum adına bir yarar yoktur. Ayrıca zina fiilinin mağduru olan
kimseler bakımından da yarar yoktur, hatta dillenmesi dolayısıyla
öncelikle çocukların, sonra eşlerin uğrayacağı zarar, ceza soruşturmasından
elde edilecek yarardan daha fazladır.
İslam hukuku ne der bu işe?
- İslam hukukunda da zina, kovuşturulması talep edilen bir suç
türü olmamıştır. Suç olarak tanımlanmış olmakla beraber, bu suça
dair tanıklık adeta imkansızlaştırılmıştır. Dolayısıyla gelenek
de, zinanın kovuşturulmasından yana bir tavır koymamıştır. Bugün
zinayı suç olarak düşünenlerin tutumunu ben gelenekle ilişkilendirmiyorum,
iyi düşünülmemiş bir girişim olarak geliyor bana. Yener Bey, evlilik
bir akittir, akde aykırılığı da Medeni Kanun içinde cezalandırmanın
araçları vardır. Bunlar; mal rejiminden çıkarma, mirastan mahrumiyet,
hatta maddi tazminatlar ödeme olabilir. Bence zina, ceza kanununda
değil, medeni kanun bağlamında tartışılan, kovuşturulan, soruşturulan
ve muhakeme edilen bir konu olmalı.
Erkan Mumcu’nun biraz aykırı, biraz asi, biraz sivri dilli olduğunu
söylemek yanlış olmaz. Sanki nerde isyan, itiraz, orada Erkan Mumcu.
- Ben asla asi değilim Yener Bey, ben yeni kuşak ve kendine özgü
siyasetçilerin temsilcisiyim. Ben bir şeyi aykırılık olsun diye
yapmıyorum, size aykırı geldiği için öyle görüyorsunuz. Sizin aykırı
dediğiniz benim için işin doğru ve düz olanı. Adam İngiltere’de
sol şeritte arabasını sürerken radyodan bir anons duymuş; ‘Çılgının
biri ters şeritten yola girdi, sürücüler dikkat’ diye. Adam ‘Ne
biri kardeşim, bunların hepsi çılgın’ demiş... İşte benim halim
de biraz bu hesap. Henüz siyasette ne yaptığım, siyaseti nasıl yaptığım
gerçekten anlaşılabilmiş değil. Ben siyasette yeni bir yaklaşımın,
yeni bir siyaset filozofisinin öncülerinden biriyim.
Kuzudan siyasetçi olmaz
- Açık iletişime hazır olmadığımız için, eleştirinin açık bir yürek
ve açık bir dille ifade edilmesi, bir tür başkaldırı olarak algılanabiliyor.
Kuzudan siyasetçi olmaz, kuzu olmak için siyasete girilmez. Siyasetçi
olmanız için bir şeylere itiraz ediyor olmanız lazım. İtirazınızı
demokrasinin size sunduğu araçlar içinde hayata geçiriyor olmanız
lazım. Bir şeyleri değiştirmek iddiasında oluyor olmanız lazım.
Yarınlarda siyaseti benim gibi algılayan insanların sayısı artacak,
doğal ve olağan olan bunlar olacak. Bugüne kadar hep siyaseti imaj
üstünden yapanlar olageldi: İşte Karaoğlan, işte Baba. Kusura bakmayın
ama, bunlar bir tür şark kurnazlığı. Size örnek siyasetçi olarak
işaretleyebileceğim en yakın profil Turgut Özal, hala da bir başkası
yok. Gençlikten anladığımız; düşüncede dinamizm, siyasette vizyon
yaratabilmek, siyasete filozofi kazandırmak ise, Özal öldüğü gün
bile çok gençti. Bugün hala öyle siyasetçiler görüyorum ki, daha
ilk günlerinde fosilleşmiş bir siyasetin temsilcisi gibi duruyorlar
karşınızda.
12 Eylülcüleri değil yasalarını kaldıralım
- 12 Eylül’ün girişimcilerini yargılayalım mı, yargılamayalım mı
tartışması bence anlamlı değil. Ben bu tür bir yargılamanın herhangi
bir kurumsal yapının işi olduğuna kani değilim. Aradan 25 sene geçmiş,
çok büyük ölçekte sosyolojik, tarihsel bir olgunun yargılanmasından
söz ediyoruz. Kenan Evren ve MGK’daki 4 orgeneralin yargılanmasını
yapamayız. Diyelim ki, darbe bildirisindeki çözüm önerilerinin hepsi
yanlıştı. Peki, tespitlerin de mi hepsi yanlıştı, kendimize karşı
dürüst olalım. 12 Eylül bağlamında asıl tartışılması gereken, sağlıklı
demokratik düzene geçmiş bir toplumun, o dönemin mirası anayasa
ve yasalarla yönetilip yönetilmeyeceği. Yönetilmeyecekse hemen hepsini
kaldıralım.
Süleyman Nazif hayatımı değiştirdi
- Orhan Elmas, Natık Baytan ve İsmail Güneş’e reji asistanlığı
yaptım. Hep kameranın arkasındaydım, küçük bir rol olsa bile filmde
oynamayı düşünmedim. Rahmetli Natık Ağabey’le 4 uzun film yaptık
yanılmıyorsam. Çalıştığım filmler içinde TRT için yaptığımız ‘Süleyman
Nazif’ drama-belgeselinin benim için çok özel bir yeri vardır. O
sayede Işıl’la tanışıp evlendim, bugünkü mutluluğumu biraz da Süleyman
Nazif’e borçluyum.
Hürriyet
13.09.04
|