Zina niye suç olmamalı?

 

Tarihte daha ağır cezalar verilmesine rağmen zina önlenemedi. Zinanın suç sayılması çocukları da çok kötü etkiler. Ayrıca evliliği sarsan zinadan başka olaylar var. Onlara da mı ceza verilecek?


Evlilik kurumu ve ona bağlı olarak ortaya çıkan zina kavramı babalığın bilinmediği ve babalığa önem yüklenmediği dönemlerde (anaerkil dönem) söz konusu değildi. Tarımda sabanın devreye girmesi sonucu değişen ekonominin erkeğin durumunu güçlendirerek mülkiyet ve miras kavramlarını ortaya çıkarmasıyla birlikte erkeğin çocuğun kendi tohumu olduğunu kavraması İKTİDAR TUTKUSU ve DÖLÜN DEVAMI düşüncesine egemenlik kazandırmıştır (ataerkil dönem). Erkek, döllerinin yaşamını ve başarısını kendi başarısı ve yaşamı olarak görmeye başlamıştır. Tutku artık kuşaktan kuşağa geçmektedir. Soyun bozulması korkusu erkek egemen dönemde rekabeti, hırsı ve savaşları artırmıştır. Yasal çocuklar erkeğin egosunun bir devamıdır. Bu nedenlerle erkek egemen toplumun kadın bedeni üzerinde denetimi başlamıştır. Çocuklarının babası olmak isteyen erkekler babalığın bilinmediği dönemlerde daha özgür olan kadınların özgürlüklerine kısıtlamalar getirmişlerdir. Bu dönemde cinsel ahlak kuralları sadece kadınlara yönelikti. Tektanrılı dinlerle birlikte günah kavramı ortaya çıkınca kadın bedeni denetlenmesi gereken bir günah nesnesi gibi algılanmaya başlanmıştır.
Ancak bu dönemde cinsel ahlak kuralları kuramsal olarak erkekleri de kapsamı içine alır gözüktüyse de bu sınırlamaları erkeklere uygulamanın zorluğu erkeklerin bu kuralları çiğnemelerine hoşgörü ile bakılmasına neden olmuştur. Böylece ana tanrıça kültünün bastırılıp kadının özgür cinselliğinin günaha dönüştürüldüğü süreç başlamıştır.
Zina genel tanımı ile evli bir kişinin eşinden başka bir kişi ile cinsel ilişkiye girmesidir. Zina ile ilgili yasaklar her toplumun evliliği düzenleyen yasalarının bir bölümünü oluşturmuştur. Zina da evlilik kurumu gibi evrensel ve evlilik kadar yaygın olmuştur. Asur'da kocasını aldatan kadının burnu kesilir, onunla cinsel ilişkiye giren erkek de hadım edilirdi. Babil'de Hammurabi Yasaları ise eşini aldatan kadının sevgilisi ile birlikte bağlanarak suya atılıp boğulmalarını öngörüyordu. Roma İmparatorluğu'nda zina ev reisine karşı işlenmiş bir suç olarak kabul ediliyordu. Zina eden kadın koca tarafından öldürülürdü. Kocanın zinası ise suç değildi. Yahudilik ve Hıristiyanlık'ta zinanın suç olduğu açıkça belirtilir. Evlilik mukaddes bir kurum olarak kabul edilince kocanın zinası da suç olarak kabul edildi.

İslam'daki ceza: Taşlamak
İslam hukukunda ise evli erkek veya kadının taşlanarak öldürülmesi öngörülmüştür. Suçu işleyen bekâr ise değnek vurma cezası uygulanırdı. Doğal hukuk anlayışı ile birlikte zina sözleşmeye uymama olarak kabul edildi (Ayhan Önder-Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler). Bu anlayışın sonucu cezalar hafifletildi. Daha sonra ise zina eşler arasında bulunması gereken sadakat görevinin ihlali olarak nitelendirildi Bunun sonucu Avrupa'da önce şikâyete bağlı bir suç haline geldi, sonra suç olmaktan çıktı. Tarihsel gelişim gösteriyor ki zinanın suç sayılmasının ne toplumsal ne bireysel yararı bulunmaktadır. İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda, İsveç, Norveç, Bulgaristan başta, Avrupa ülkelerinde zina suç sayılmamaktadır. Zinanın suç sayılmamasını destekleyen ve doktrinde de kabul gören gerekçeler şunlardır.
1) Zinanın suç sayılmasını gerektiren neden evlilik kurumunu sarstığı görüşü ise evlilik kurumunu başka nedenler daha çok sarsmaktadır. Eşlerden birinin evi terk etmesi, ailenin geçimi ile ilgilenmemesi, eşlerden birinin ahlaksız ve kötü bir yaşam sürmesi, alkol bağımlısı olması gibi nedenler evlilik kurumunu zinaya göre daha etkili bir şekilde sarsmaktadır. Devletin bu eylemleri cezalandırmayıp, bunlar arasından zinayı seçip suç olarak saptaması ilginçtir. (Ayhan Önder a.g.y.)
2) Devlet evlilik içinde yaşayan eşler arasında duygusal ilişkiyi, yaşamı paylaşmayı ve uzlaşmayı hiçbir zaman ceza yaptırımı ile kuramaz. Devletin bu karışması ile düzelebilecek bir ilişkinin daha da olumsuz bir noktaya gelmesi sonucu doğmaktadır. Zinanın şikâyete bağlı bir suç olduğu dönemde uygulamada eşler arasında çirkin pazarlıklar yapılmasına, kişisel öç alma duyguları tatmin edilerek özel yaşam ve ilişkinin düzeysiz bir şekilde kamuya mal olmasına neden olunmuştur. Yasalar kişisel öç alma duygularına alet olmamalıdır.
3) Devletler zina suçuna ağır yaptırımlar uygulamalarına rağmen bu eylemin yapılmasını engelleyememişlerdir. Tarihsel gelişim bu eylemin suç olarak düzenlenmesinin teorik olarak açıklanamadığını, pratik yönden de bir yararı bulunmadığını göstermektedir.
4) Aşk, ahlak kurallarından güçlüdür. Ceza tehdidi bunu önleyemez. Bu eylem çok yapılmasına rağmen zinanın suç olduğu dönemde dava sayısının az olması anlamlıdır. Bu eylem eşin dışında sosyal tepki doğurmamaktadır.
5) Zinanın suç sayılmasının asıl önemli sonucu çocuklar üzerindeki olumsuz etkisidir. Çocukların anne ve babaları ile ilgili tüm değerleri ve duyguları yerle bir edilmekte, cinselliği bireysel bir alan olarak değil, resmi denetime tabi bir alan olarak algılamalarına neden olunmaktadır. Anne veya babanın başka bir insanla polis tarafından yakalanıp tutuklanması tablosunun çocuklarda ruhsal çöküntülere yol açması kaçınılmazdır. Evliliği koruyacağım diye çocukları yaralamanın, onları yitirmenin bir anlamı var mıdır?

Duygular yasa ile korunamaz
6) Zinanın suç sayıldığı dönemde yargıya intikal eden her zina olayı bir sosyal rezalet olarak yaşanmıştır. Aşk, sevgi, saygı ve güven duygusu yasa ile korunamaz. Eşinin sadakatini korumak için ihtiyatlı bir eş, ceza yasası maddelerinden daha başka şeylere güvenmelidir. (Garraud, aktaran Faruk Erem-'Türk Ceza Kanunu Şerhi Özel Hükümler')
7) Çağdaş bir topluluk olarak yaşamak için kesin olarak cezalandırılması zorunlu olan eylemlerden başkalarının cezalandırılmaması önemli ve evrensel bir ceza hukuku ilkesidir. (Manzini, aktaran Erem-a.g.y)
Tarihsel gelişim ve yukarıda belirtilen gerekçeler göstermektedir ki çağdaş bir toplumda zinanın suç sayılmasının hiçbir gerekçesi olamaz. Demokratik bir toplumda devletin onurlarını koruyorum gerekçesiyle bireylerin özel yaşamlarına sırf bir tarafın isteğiyle müdahale etmesi düşünülemez. Aksine böyle bir müdahale insanların duygularını ve onurlarını örseler. Medeni Kanun zinayı boşanma nedeni olarak kabul etmiştir. Zinanın asıl boşanma nedeni olarak değil, tali bir neden olarak gösterilmesi daha uygun olacaktır. Sevgi, saygı ve güven duygusunun yitirilmesi asıl nedendir. Kuşkusuz kusursuz eşin, kusurlu eşten tazminat isteme hakkı her zaman bulunmaktadır.
Dr. Ümit Kardaş: Avukat

Ümit Kardaş, Radikal
14.09.04