| |
Erdoğan belki de sınırları ne kadar zorlayabile- ceğini sınamak
istiyor
Meclis bugün Türkiye'deki demokratik reformlar zincirinde yeni
bir halka olması beklenen yeni Türk Ceza Kanunu'nu görüşmek için
toplanıyor. Ancak TCK tartışmaları, yasanın ne getirip ne götüreceğinden
çok, zinanın suç sayılması gerektiği yolundaki AKP teklifinin gölgesinde
başlayacak.
Ankara'daki Batılı büyükelçilikler önce zinanın suç sayılması tartışmasına,
yaz aylarının boşluğundan kendisine yapacak iş arayan siyasetçi
ve gazetecilerin sabun köpüğü gibi şişip sönecek gündem arayışlarından
biri olarak baktılar. Tartışmaların başlamasından bir hafta kadar
sonra, önce tesadüfen karşılaşılan davetlerde ayaküstü sohbetlerde,
sonra özel olarak bu konuyu anlamak için açılan telefonlarda, nihayet
bu konunun arka planını tartışmak amacıyla alınan yemek randevularında
konuşulmaya başlandı. Avrupa Birliği Genişleme Sorumlusu Günter
Verheugen Ankara'ya geldiğinde ve ilk temas olarak AB büyükelçileriyle
çalışma kahvaltısına oturduğunda, hükümetin kucağında yeni bir çocuk
olduğunu fark etti ama, büyükelçiler zaten günlerdir başkentlerine
bu konuyla ilgili rapor veriyorlardı. Aynı gün Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül ile düzenlediği ortak basın toplantısında zinanın suç
sayılması kavramına tepki gösterince de iş Başbakan Tayyip Erdoğan'ın
belki de başta hiç planlamadığı bir mecrada akmaya başladı. Sonunda
Amerikan basınının da işe müdahil olmasıyla eksik kalmadı.
Dün hem yabancı diplomatlardan, hem de yabancı meslektaşlarımızdan
gelen
sorular iki başlıkta toplanıyordu.
Birincisi, Erdoğan'ın son anda durumu yeniden değerlendirip zinanın
suç sayılması önerisini geri çekmeyi, ya da yumuşatmayı düşünüp
düşünmeyeceği idi. Buna ihtimal verenler, bir hafta önceye göre
çok daha az. Çünkü, özellikle de Verheugen'in çıkışından bu yana,
önerisini "İnsan onurunu kurtarmaya yönelik bir adım"
olarak gören Başbakan Erdoğan, bunu gücünün sınandığı bir meydan
okuma olarak alma eğilimine girdi. Belki de, YÖK tartışmasında -doğru
bir değerlendirme ile toplumun çoğunluğunun bunu kabul etmeyeceğini
görerek attığı adımı, zina konusunda da tekrarlarsa, hiçbir dediğini
yaptıramamış olacağı gibi bir düşünceye kapıldı. Oysa AKP hükümeti,
anayasal değişikliklerde CHP'nin de desteğiyle, Türkiye'de şimdiye
dek en çok reform yasasına imza atan hükümet oldu. Bu durum, Erdoğan'ın
2002 seçimlerinin hemen ertesinde en büyük hedefi olarak açıkladığı
'AB üyeliğinden' daha çok kendi gündemi gördüğü konuların bulunduğu
anlamına gelebilir. Belki de AB hükümetlerini ve hatta bazı AKP'lilerin
büyük bir yanılsama ile Türkiye'deki laikliği tartıştırabileceklerini
düşündükleri ABD yönetimini bile, AKP hükümetinin açıkladığından
başka bir gündemi olup olmadığını düşünmeye sevk etti.
İkinci soru ise şuydu: Nereden çıktı şimdi bu zina sorunu? Neden
şimdi? Soruların bir mantığı var. Örneğin, 15 Temmuz'da Meclis kapanırken
ve yeni TCK görüşmeleri yürürlülük maddeleri dışında tamamlanmışken
bu konu gündemde değildi. O zaman TCK üzerine birkaç kere görüşme
imkânı bulduğumuz Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in gündeminde de bu
konu yoktu. Başbakan Erdoğan da bundan söz etmiyordu. Sonra, ağustos
ortalarında, Meclis kapalıyken ve Türkiye Yargıtay-MİT-Çakıcı skandalını
tartışmaya başlamışken bu konu çıkıverdi.
Fehmi Koru'nun, bundan on gün kadar önce (4 Eylül 2004, yani Verheugen
gelmeden iki gün önce) Yeni Şafak'taki köşesinde, hükümeti uyarması
fayda vermedi. Koru, Yargıtay olayına hükümetin çekilmek istenmesini
'tuzak' olarak niteleyen Adalet Bakanı'na, asıl tuzağın zina meselesinde
olduğunu söylüyordu. Çünkü, serinkanlı bakıldığında AKP tabanının
hükümeti bu yönde bir zorlama içinde olmadığı da görülüyor. Örneğin,
türban meselesinin çözümü türünden bir talep değil.
O zaman ne? Bir AB büyükelçisi, "Hükümet kendisini 6 Ekim'de
İlerleme Raporu açıklanması öncesi nasıl zor duruma düşüreceğini
araştırsa, herhalde ancak böyle bir konuyu bulurdu" dedi. Ankara'da
böyle düşünenler yalnızca yabancı gözlemciler de değil.
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok, dün acaba hükümetin
zina meselesini öne çıkararak başka konuları gözden mi kaçırmaya
çalıştığı sorusunu ortaya attı. Oysa baro hukuk uzmanlarının örgütü.
Böyle bir şey varsa ortaya çıkarmak onların işi sayılmalı.
Erdoğan bir şeyi, belki de sınırları ne kadar zorlayabileceğini
sınamak istiyor ama, sonunda kalan kendisi ile birlikte Türkiye
olmasa.
Murat Yetkin, Radikal
14.09.04
|