|
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Muharrem Kayhan, ‘AKP iktidara
geldiğinde Türkiye’nin hazır bir gündemi vardı. Özelleştirme ve
yatırım ortamını iyileştirme dışında onlar tamamlandı’ dedi. ‘Artık
kolay çözüm yok’ diyen Kayhan, AKP’nin yaratıcılığını göstermesi
zamanının geldiğini söyledi.
TÜRK Sanayicileri ve işadamları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare
Konseyi Başkanı (YİK) Muharrem Kayhan, AKP Hükümeti’nin ekonomide
önemli gelişmeler elde ettiğini söylemekle birlikte, ‘İktidara geldiklerinde
hazır bir gündem vardı, hemen hemen de tamamlandı, artık kolay çözüm
yok’ diye konuştu.
TÜSİAD’ın yarın Antalya’da yapacağı yılın ikinci YİK toplantısı
öncesinde görüştüğümüz Muharrem Kayhan, Türkiye’nin yapısal sorunlarını
geniş kapsamlı ve uzun vadeli ele alacak stratejik bir yaklaşımın
benimsenmesinin zamanı geldiğini vurguladı. Kayhan’ın dikkat çektiği
noktalar şöyle:
YARATICILIK GEREKMEDİ:
İki yıl önce AK Parti geldiğinde ekonomide hazır bir gündem vardı;
sıkı maliye politikaları uygulayacaksın, IMF ile anlaşacaksın, bankalar
meselesini halledeceksin gibi. İşin özelleştirme ve yatırım ortamını
iyileştirme bacağı dışında bunlar hemen hemen tamamlandı. İş dünyasının
bütün söylemleri de, siyasi kriterler hariç -ki onları da çoğunlukla
TÜSİAD söyledi- bu hazır gündem üzerineydi, o zamanlar çok yaratıcı
bir şeyler söylemeye ihtiyaç yoktu. Elinizdeki iyi yaparsınız Türkiye
daha stabil bir konuma gelecekti, bu da oldu.
KOLAY ÇÖZÜM YOK:
Artık hazır gündemle yürüyecek yer kalmadı. Stratejik bir yaklaşımla
ekonomiyle ilgili sorunlarla tek tek ilgilenmenin zamanı geldi.
Ekonominin artık mikro yönetilmesi lazım. Bundan sonrası daha fazla
yaratıcılık isteyen, hele elinde bu kadar yasama gücü varken iyi
değerlendirilmesi ve ekonomiye, sanayileşmeye stratejik boyut kazandırılması
gereken bir dönem. Önümüzde hazır gündem yok, en azından kolay çözüm
yok. Hükümet kendi gündemini yaratmalı. Hükümetin anons edeceği
3 yıllık programda stratejik yaklaşımı, selektif bir teşvik uygulamasını,
katmadeğeri yüksek sektörlerin daha hakim olmasını sağlayıcı tedbirleri
görmemiz gerekir.
SORUN YATIRIMLAR:
Gelinen noktada ekonomide önemli kazanımlar var. Siyasi istikrar
zaten var. AB’den de büyük bir sürpriz olmadıkça olumlu bir sonuç
alınacağını beklemek lazım. Yürümeyen konu yatırım ortamının iyileştirilmesi,
burada bir ilerleme göremiyoruz, yabancı yatırımlarda hálá bir gelişme
yok. Belki denilebilir ki bu konu AB kararına da bağlı, bence bağımsız.
Yatırım ortamının oluşması için bunun ötesinde ekonomide yapılması
gereken mikro bazda işler var ki, bir an evvel bu yatırım pastasından
Türkiye de payını alabilsin. Bu yönde atılan her adım, bugünkü ekonomiye
hemen etki edecektir.
BEKLENTİMİZ ÇOK FAZLA:
Hükümetten beklentimiz çok fazla. Sorunları olan hızlı gelişmekte
olan ülkelerde beklentiler hükümetlerden hep artar, bizim gibi sivil
toplum örgütleri de sıkıcı da gelse aynı lafları söylemeye devam
eder. Türkiye’nin artık stratejik konularda daha fazla adım atması
lazım, günlük sorunları çözecek olan da bu. Keşke bir haplık çözümleri
olsa ama kolay işler değil. Bunları şimdi yapmazsak hiçbir zaman
ele almayacağız demektir. Bugünden yarına, 7 yıl, 10 yıl sonra Türkiye’yi,
Türk sanayiini nerede görmek istiyorsak bunun koşullarını şimdiden
yerine getirmeliyiz.
Cari açık korkulu rüya değil, izleniyor
MUHARREM Kayhan, ‘Cari açık korkusunun olmasını normal ve sağlıklı
buluyorum ama bunun dalgalı kur gibi sübapları var. Cari açık korkulu
bir rüya değil, izleniyor’ derken bunun tekrar tekrar sorun olarak
ekonominin karşısına çıkmaması için yapılması gerekeni şöyle anlattı:
‘Yatırım ara malı ithal edip üretim yapıyoruz, hem ihraç ediyoruz,
hem de 70 milyonun gereksinimlerini karşılıyoruz. Güvenilir bir
Türkiye olduğu sürece finanse edilmesi sorun değil. Fakat bunun
nedeni nedir diye bakmak lazım. Bu sorunun cevabı da katma değer
eksikliği. İthal ettiğimiz malın üstüne -biraz mübalağa ederek-
söylüyorum; sadece asgari ücretli işçilik koyup ihraç edersek bu
sorunu hiçbir zaman aşamayacağız demektir. Dışardan aldığın pamuğu
sadece iplik olarak ihraç ediyorsak, fazla bir şey bekleyemeyiz.’
‘Katma değer olmadığı zaman kár marjları da düşmeye mahkum’ diyen
Kayhan, ‘Finansal giderlerin düştüğü bir ortamda sanayicinin borcumu
azaltayım diye mi, yoksa katma değeri artıracak yatırımlar mı yapayım
diye çalışması lazım? Yatırım ortamını, haksız rekabetin olmadığı
bir ortamı bulduğu anda sanayici bu yatırımları yapacak’ diye konuştu.
Teşvikin lafı bile kötü oldu ama fevkalade gerekli
YATIRIM ortamının iyileştirilmesi için ele alınması gerekenleri
teşvikler, endüstriyel girdiler, aflar, çevre standartlarının uygulanmayışı
olarak sıralayan Muharrem Kayhan, ‘Yabancı sermaye açısından da
yerli sermaye açısından da şartlar farklı değil’ dedi. Kayhan, bu
konuda şunları söyledi:
Teşvik sistemi bir zamanlar epey örselendiği için, ‘kötü kulanıldı,
yanlış kullanıldı, haksız kazançlar sağlandı’ dendiği için, bunlar
da gerçek olduğu için, şimdi teşvik lafının ağza alınması bile kötü
oldu. Halbuki teşvik fevkalade gerekli. Siyasi görüş kaygı ve ya
düşüncelerle değil, tamemen ekonomik bir bakış açısıyla uygulandığında
çok da etkili. 1500 doların altındaki illere yönelik uygulamayı
yanlış buluyorum. Nerede yapılırsa yapılsın kapasite kullanımı yüzde
30 olan bir sektörün teşvik edilmemesi gerekli. Bunun yerine öncelikli
sektörler belirlenerek teşvik verilmeli, coğrafi olarak az gelişmiş
bölgelerde daha yüksek uygulanmalı.
Endüstriyel girdiler de büyük sorun. Doğalgazın kullanılmadığı
birçok yer var. Buna karşılık ‘fazla gaz bağlantısı yaptık bundan
nasıl vazgeçelim’ diye de uğraşıyoruz. Bunu mümkün olduğu kadar
hem endüstriyel, hem de bölgesel bölgesel haksız rekabeti gidermek
için biran evvel Türkiye’nin her tarafına yaygınlaştırmak lazım.
Aflar da bir haksız rekabet konusu. Büyük bir ekonomik krizden
çıkışta bir vergi affını çok içimize sinmese de ‘anormal bir durumdayız’
diyerek gönülsüz olsak da destekledik ama afların sonu arkası gelmiyor.
Böyle olunca haklıyla haksızı ayırmada rekabet açısından ciddi sorunlar
var.
Haksız rekabet konusuna çevreyi de eklemek lazım. Hálá arıtma tesisleri
çalıştırmayan il belediyeleri var.
Bazen kendimizi topuktan vursak da müzakere başlar
ARALIK ayında Avrupa Birliği’nden (AB) olumlu bir karar çıkacağına
inanan Muharrem Kayhan, ‘Bazen kendi kendimizi ayağımızdan vuruyoruz,
son günlerde yaptığımız zina tartışmaları gibi. Yine de AB’den olumsuz
bir karar çıkacağını sanmıyorum’ diye konuştu. Aksi bir tumunun
‘Türkiye’nin eksikliğini değil, Avrupa’nın hatasını göstereceğini’
söyleyen Kayhan, ’Çıkacak kararda önümüze bir liste konmasını da
bir hata olarak görürüm, böyle bir şey olacağını hiç zannetmiyorum’
dedi.
Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarın, açığı savunuruz
İSTİHDAM sorunun çözümünün ‘stratejik bir sanayileşmeye ve eğitime
bağlı’ olduğunu savunan Kayhan, bu konuda şöyle konuştu:
‘Türkiye, mevcut nüfus yapısı ile enterasan bir fırsat yakaladı.
Nüfus artış hızımız hızla düşüyor, buna karşılık işgücü piyasasına
katılmak üzere olan büyük bir genç nüfusumuz var. Bunu iyi eğitebildiğiniz
takdirde muazzam bir ekonomik büyüme sağlayabiliriz. ‘Ortalık şu
anda yangın yeri bunu mu düşünelim’ derseniz, bu işi hiçbir zaman
ele alamazsınız. Hükümet hemen yarın ‘12 yıl mecburi’ demeli. Bu
konuda kamu maliyesinde açık artacaksa TÜSİAD olarak en büyük savunucusu
biz oluruz.’
Hürriyet
16.09.04
|