| |
ZİNA konusu boyutlarını aştı, büyük bir siyasi, hatta diplomatik
sorun haline geldi. Halbuki Türkiye'de 1997'ye kadar zinanın suç
olması da, ondan sonra suç olmaktan çıkması da bir sorun yaratmamıştı.
Abartılarla habbeyi kubbe yaptık. Kopardığımız gürültü Avrupa'da
yankılanıp büyüyerek diplomatik bir problem halinde bize geri döndü:
AB sürecinde ve 6 Ekim'de yayımlanacak olan İlerleme Raporu'nda
kuşkular doğdu.
Bu kilitlenmeyi çözecek olan Başbakan Erdoğan'ın sağduyusudur. Sadece
Başbakan olarak sahip olduğu siyasi güçten dolayı değil. Erdoğan
sağduyusuyla, bağnaz "Milli Görüş" blokunu kırıp "muhafazakâr
demokrasi"yi oluşturarak dünyada da takdir toplamış bir liderdir.
***
VERHEUGEN bile başlangıçta konunun bu kadar dallanıp budaklanacağını
sanmıyordu. Bunu Başbakan'a da söylemişti. CHP daha ileri giderek
zinanın "resmen takip edilecek suç" haline getirilmesini
istemişti!
Zina elbette ahlaka aykırı çirkin bir fiildir. Bunun cezalandırılması
kulaklara hoş geliyordu. Birkaç kişi dışında, hükümet ve partide
herkes Başbakan'a bu yönde görüş bildirmişti.
Verheugen'le de konuşan Başbakan, kamuoyuna açıklama yaptı: "Biz
muhafazakârız, aileyi korumak için zina takibi şikâyete bağlı suç
olacaktır!"
Başbakan'ın taahhüdüyle iş daha ciddi hale geldi. Hem tepkiler arttı
hem Başbakan'ı sıkıştırma manevraları yoğunlaştı. Artık CHP "Asla
olmaz" diyordu.
***
HÜKÜMETİN düşündüğü zina düzenlemesinin şeriatla hiçbir ilgisi yoktur;
laik ceza kanunlarındaki zina maddelerinden de farklıdır.
Hükümet "zina eden eş"i değil, "diğer eşin ve çocukların
sosyal itibarını ağır surette rencide edecek biçimde" zina
eden eşi öbür eşin şikâyeti halinde cezalandıracak bir düzenleme
getirmek istiyor. "Özel hayatta zina"nın değil, kamuoyunda
eş ve çocukları küçük düşürecek, onları ağır zarara uğratacak vahametteki
sadakatsizliğin cezalandırılması.
"Nataşa" facialarının perişan ettiği anneler ve çocukları...
Böyle adeta 'sosyalleşmiş' sadakatsizlik olaylarında mağdur eşin
boşanma ve tazminattan başka, bir de cezai şikâyet hakkına sahip
olması...
Başbakan bütün bu hukuki ve sosyal ayrıntıları anlatarak, bireysel
özgürlüklere karşı eski tip bir 'zina' düzenlemesi olmadığı konusunda
AB'yi ikna edeceğini düşünüyor. Çarşamba günü Brüksel'e gidiyor
zaten.
***
İKNA edemezse ne olacak?
Genellemeler ve önyargılar daima özel bilgi gerektiren detaylardan
daha etkilidir. AB de "Avrupa'da zina suç değil" genellemesinde
ısrar edebilir.
O zaman zina gibi bir 'habbe' yüzünden Türkiye'nin AB hedefi gibi
bir 'kubbe'yi berhava mı edeceğiz?
İnanıyorum ki, Başbakan sağduyusuyla bunu önleyecektir.
İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw gibi Türkiye'yi samimiyetle
destekleyen devlet adamları bile "zina tasarısı Türkiye'nin
AB'ye girişine zarar verebilir" diye uyarıyor.
Onların zina dediği ile, hükümetin zina dediği farklı olabilir ama
bu biraz da 'akademik' bir detaydır. 'Siyasi' açıdan, Türkiye'nin
AB yürüyüşünde bir duraklama olması, ekonomiye, hatta demokrasiye
korkunç zararlar verebilir.
O zaman zina meselesi unutulur, ekonomi ve rejim fırtınaları ülkeyi
sarsar! Türk siyasetine istikrar getiren AKP'nin çıkmaza girmesi
Türkiye'yi yeniden koalisyonlara sürükler!
Böyle bir 'tökezlenme'yi bekleyenler az da değildir!
Birçok açmazı sağduyuyla aşan Başbakan'ın 'habbe' uğruna 'kubbe'nin
tahribine imkân vermeyeceğine, 6 Ekim'den önce yeni ceza kanununu
mevcut haliyle Meclis'ten geçireceğine inanıyorum. Umuyorum ki,
uluslararası camiada 'reformatör lider' sıfatını hak etmiş olan
Erdoğan'ın sağduyusu, lider olarak kendisinin ve ülkesinin bir 'habbe'ye
takılıp tökezlenmesine izin vermeyecektir, vermemelidir.
Taha Akyol, Milliyet
20.09.04
|