|
BAŞBAKAN Erdoğan bu hafta Brüksel’e gidiyor. Onun yerinde olmayı
hiç istemezdim. Avrupa Komisyonu’nun yanı sıra parlamenterler ile
de görüşmesi bekleniyor.
Onun yerinde olmayı istemezdim çünkü, ben bile Cuma gününden beri
telefonla beni arayan yabancı gazetecilerin sorularından bunaldım.
Türkiye’ye bakarken onlar da kendi önyargılarından kurtulamadıkları
için beni çileden çıkartacak sorular sordular.
‘Türk aile yapısı ile Avrupa aile yapısı arasında uyum sağlamak
mümkün olacak mı sizce?’
‘Ne demek bu? Temelde aile anlayışımızda fark yok. Siz eşlerin
birbirini aldatmasını nasıl iki insan arasında duygusal bir sorun
olarak değerlendiriyorsanız biz de öyle. Aldatılan eş sizde nasıl
acı çekerse biz de de aynı acıyı çeker...’
‘Pekiyi sizin ahlak anlayışınıza göre namus cinayetlerine toleransla
yaklaşılıyor. Bunun Avrupa’ya uygun olduğunu düşünüyor musunuz?’
‘Namus cinayetleri anlayışla karşılanmıyor. Ceza artırımına bile
gidildi. Türkiye’de kadınlar eşitlik ve hakları için ciddi ve etkin
bir mücadele veriyorlar. Hem sonra siz kendinize de bakın lütfen.
Muhafazakarlar bugün bile kürtajın yasaklanması için kampanya yapmıyorlar
mı? Daha düne kadar İtalya’da boşanma yasak değil miydi? Sicilya’da
kan davası ve namus cinayetleri yok muydu?...’
En son cumartesi akşamı telefonun diğer ucundaki genç bir gazeteciye
sesimi yükseltmekte iken zor yakaladım kendimi.
Aslında biz bunları hak etmiyoruz. Ama yanlış mesajlar vermekteki
ustalığımız yüzünden doğrularını bir türlü iletemiyoruz.
* * *
OYSA ben onlara, geçen hafta görüştüğüm iki kadın belediye başkanının
hikayesini duyurmak isterdim.
Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil, Türkiye’nin tek kadın
büyük şehir belediye başkanı. Hiçbir şey vaat etmeden yürüttüğü
seçim kampanyasının sonucunda yüzde 36’lık oranla başkanlığı kazanmış.
Üstelik aşiretlere karşı verilen bir mücadele oluğu için de daha
önemli. Bölgenin gerçekten demokratikleşmesi ve özgürleşmesinin
yolu, ezilenin en altta kaldığı -ve onun da tabii kadın olduğu-
aşiret ilişkilerinin kırılması ile mümkün.
Kadınlar sorunlarını başkana anlatmak için belediyeye geliyorlar.
Erkekler de öyle. İlk kez kentte etüt açılıyor çocuklar için. Güneydoğu’da
çocukların sokaktan kurtarılması, Türkiye’nin bugün bence en büyük
sorunlarından biri. (Bu arada Romanya’nın AİDS’li çocuklara yeterli
çare bulamaması üyeliğinin ertelenmesinin başlıca nedenlerinden
biriydi. Anımsatırım.)
‘En büyük sorun madde bağımlılığı. Rehabilitasyon merkezimiz yok’
diyor Abdil. Çocuklar uyuşturucu maddeleri kimden aldıklarını söylüyorlar.
Neden yeterli önlem alınmıyor? Yanıtı yok bu sorunun.
Sonra, Diyarbakır’ın en yoksul semtlerinden Bağlar’ın Belediye
Başkanı Yurdusev Özsökmenler ile konuşuyorum. ‘Kadınların farkını
göstereceğiz’ diyor. Çevreye önem veriyor, yatırım çekmeye çalışıyor
ve en önemlisi çocukları sokaktan kurtarmak için ‘Okulla buluşturma
projesi’ geliştiriyor.
Bu işler yapılırken, devlet ile yerel yönetimlerin DEHAP’lı ya
da değil ayrımı yapmadan omuz omuza çaba sarf etmesi gerektiği gerçeğinin
altını bir kez daha çizmek istiyorum. Bölge belediye başkanlarının
resmi bayram ve törenlere davet edilmemeleri, o hep düzeltmeye çalıştığımız
yanlış mesajı kuvvetlendiriyor.
* * *
BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan 23 Eylül’de Brüksel’e gidiyor. ‘Biz
Kopenhag kriterlerini yerine getirdik’ mesajı verecek. Ama eğer
Brüksel ile, yok İrlanda’da kürtaj serbest değil, bilmemneresi eşcinsellerin
evliliğini tartışıyor gibi örnekler vererek muhafazakarlık pazarlığı
yaparsa mesajın algılanmasını beklemek hayal olacak.
Ferai Tınç, Hürriyet
20.09.04
|