| |
İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi ordularına karşı savaşan Müttefikler'in
en fazla ele geçirmek istedikleri Alman yapımı aygıtın adı "Enigma"ydı.
Enigma, daktiloya benzeyen bir şifre yazma ve çözme makinesiydi.
Gizli askeri yazışmalar bu makinede şifrelenir ve sonra yine bu
makine kullanılarak şifreler çözülürdü.
İngiliz özel timleri, Nazi işgali altındaki Çekoslovakya'da yaptıkları
bir operasyon sonunda bir tane Enigma makinesini elde ettiler. Bundan
sonra Almanlar'ın her şifreli yazışmasını çözmek mümkün olabildi..
Bir daktilo düşünün. A harfinin bulunduğu tuşa bastığınızda mesela
F harfi yazılıyor. Bu düzensiz düzen de, sürekli değiştirilebiliyor.
Çok merak edenler, internette "http: //www. ugrad. cs. jhu.
edu/~ russell/ classes/enigma/" adresine giderek, Enigma simulatörüne
ulaşabilirler.
Latince'de bu kelime "Gizem" anlamına geliyor. İngilizce'de
ise enigma, "Bilmece; gizem; esrar; muamma; anlaşılmaz kimse"
anlamına gelir...
Şimdi sade Türkiye'de değil Avrupa'da da, Tayyip Erdoğan'ın şifresini
çözebilmek için yeni bir "Enigma"ya ihtiyaç olduğu düşünülmekte.
Çünkü, Erdoğan gerçek bir enigma.
Yani, bilmece, gizem, esrar, muamma, anlaşılmaz kimse.
Erdoğan'ın Avrupa'ya rest çekmesinin nedenlerini yorumlayan bütün
yazıları okudum. Bu yorumları yapanların arasında, Erdoğan'ı tartışmasız
destekleyenler de vardı.
AK Parti kadroları ile konuştum. Bunların arasında ezelden ebede
Erdoğan'ın yanında olmak kararı verenler de vardı.
Ama AB finişine bu kadar az bir zaman kalmışken, neden Erdoğan'ın
"Biz Türk'üz, bize kimse karışamaz" dediğini kimse çözemiyordu.
Örneğin komplo teorilerine meraklı olması ile bilinen Fehmi Koru
bile, "Böyle ortamlarda her kafadan bir ses çıkar, ortalık
komplocu açıklamalardan geçilmez" diye okurlarını uyarıyordu
Yeni Şafak'taki yazısında...
Bir bölüm yorumcu da, olayın nedenlerini anlamaya çalışmak noktasının
geçildiğini söyleyip, tepkisini koyuyordu.
Örneğin Gülay Göktürk, Tercüman'da şöyle demekteydi:
- Zinanın canı cehenneme! Şu anda zinanın nasıl düzenlenmesinin
doğru olduğunu değil; böyle bir konunun Cumhuriyet tarihinin en
büyük projesinin başarısını riske atmaya değip değmeyeceğini tartışıyoruz.
Başbakanın, koca bir halkın 40 yıllık hayalini kumar masasına sürmeye
hakkı olup olmadığını... Hani dindarlar kumar oynamazdı?
Zaman'da Mustafa Ünal ise, olayı bir yabancı diplomatın "Vikiafobi"
kavramı içinde ele aldığını söylüyor ve şöyle açıyordu bu kavramı:
- Bu (Vikiafobi) bir hastalık; zafer korkusu anlamına geliyor. AK
Parti'de zafer korkusu hastalığı var. Reform niteliğinde cesur adımlar
atıyor, tam sonuç alacağı zaman anlaşılmaz biçimde geri dönüyor.
Bu hastalığa eski Yunan'da sık rastlanırmış. Sözgelimi maraton koşucusu
bitiş çizgisini gördüğünde son bir hamleyle ipi göğüsleyeceği yerde
bayılır düşermiş.
Sanırım Erdoğan enigmasının çözümü çabalarından elde edilen en ilgi
çekici sonuç, Hürriyet'te Emin Çölaşan'ın "Sonunda bizim sözümüze
geldi" içeriğindeki yazılarıydı.
Çölaşan Erdoğan'ın AB'ye rest çekmesine iki gündür şu ifadelerle
destek vermekteydi:
- Bugüne kadar verdiklerimiz ve içişlerimize karıştıkları yetmedi.
Doymak bilmeyen canavar istedikçe isteyecek. Henüz zinadayız...
Ve işin başındayız. Kıbrıs'a, Ege'ye, Güneydoğu'ya, Apo'nun da Leyla
Zana ekibi gibi serbest bırakılmasına falan daha sıra gelmedi.
- AB karşısında belden aşağı zinada sergilediği bu 'yürekli' tavrını,
belden yukarı konularda da sürdüreceğine inanıyorum. O artık değişti!
Kutluyorum, kutluyorum, mutluluktan uçuyorum, onunla gurur duyuyorum!
Mehmet Barlas, Sabah
20.09.04
|