|
Varoşun partisi AKP'nin mekânı şehir, kendisi şehirli değil. Kasaba
ideolojisi İslamcılık, bugün büyük kent fenomenidir. AKP şehirli
olamaz Köylülükte, farklılık cezalandırılır. Herkes birbirine benzer,
özel hayat yok gibidir. Efendi geçmiştir. Hayatta hep geçmişin kuralları
uygulanır... Kemalizm Batı'ya düşmanlıkla sonuçlandı. Toplumu çağdaşlaştırma
projesi çok başarısız oldu. Köylüyle ittifak yapılıp kentli hayat
engellendi
Türkiye en büyük tarihi özlemini gerçekleştirmeye çok yaklaştığı
bir sırada, tuhaf ve anlaşılmaz bir siyasi krize girdi. Avrupa Birliği'nden
müzakere tarihi almamız neredeyse kesinleşmişken, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan ve AKP, birdenbire Avrupa'yla ilişkileri zina konusu
nedeniyle bozabileceklerinin işaretini verdiler. Hiçbir siyasi yorumcu
bu davranışa akıl ve mantık çizgisinde bir neden bulamadı. Bu yüzden
de insanlar daha derinde başka nedenler aradı. Gerek Erdoğan'ın
gerekse AKP'nin 'dindarlık ve muhafazakârlık' etiketinin altında,
aslında hangi kimliği taşıdığı sorulmaya başlandı. Buna verilen
cevaplar arasında en ilginç ve galiba en inandırıcı olanı, toplumun
'köylü' yüzünün temsilcileri olmalarıydı. Şehirli değerlerden, bireyselleşmekten,
bireyin özgürlüğünden ve farklılığından hoşlanmayan köylü bir anlayış,
siyasette kendini 'muhafazakârlık' olarak gösteriyordu. Yazılarıyla
ve kitaplarıyla Türkiye'nin toplumsal yapısını ve geçmişini çok
iyi analiz eden ve bu ülkenin en bilge seslerinden biri olduğu neredeyse
ortaklaşa kabul edilen Murat Belge ile AKP'nin yapısını, köylülüğü,
şehirliliği, şehirlerin neden bir partisi olmadığını, köylü-şehirli
çatışmasının geçmişini ve geleceğini konuştuk.
Zina tartışması, sanırım zina konusundan daha derin sorunları ortaya
koydu. Galiba Türkiye'de hep var olan bir kültür çatışması, yıllardır
gündemi kaplayan siyasi ve ideolojik konuların kenara itilmesinden
sonra artık ağır ağır ortaya çıkıyor. Sizce de böyle bir kültür
çatışmasından söz etmek mümkün mü?
Mümkün tabii.
Biz hep ideolojik farklılıklarla uğraştık yıllarca. Ama geçen gün
siz de yazdınız. 'Bacı' kültürünü yaratan solculukla, 'zina' diye
tutturan sağ arasında yaşam biçimi açısından nasıl bir fark var?
Sanıldığı kadar fark yok. Sonuçta, büyük ölçüde 'köylü toplumu'
olan bir toplumun sağı ve solu bu. Hatta bunlara zaman zaman sağ
ve sol bile demek zor. Köylülükten kentlileşmeye doğru atılan adımın
hâlâ ortasındalar. Köylülük denilen şey de, sokakta yürümekten başlayarak,
insanların akla gelebilecek her türlü davranışını belirler. Çetin
Altan'ın deyimiyle 'köylülerin viyolonsel çalmasına' daha epey vakit
var. Belki zor bela ona viyolenseli öğretirsiniz ama, o, Ferdi Tayfur'un
melodisini çalar bu viyolonselle.
Son zamanlarda, dincilik ya da muhafazakârlık kavramlarının, aslında
köylülüğün daha süslü isimleri olduğu, bu kavramları biraz kazıyınca
altından köylülüğün çıktığı söyleniyor.
Evet, bu yoruma katılıyorum.
Yazılarınızda bunlara değini-yorsunuz zaten. Türkiye'de bir 'köylülük
kültürü'nün varlığı açıkça görülüyor. Türkiye'de bir 'şehirlilik
kültürü' var mı peki?
Var. Çünkü bir Osmanlı geçmişimiz var bizim. Osmanlı kültürü de
kendinden önce burada var olan bütün bir Roma'nın temeli üzerinde
kuruludur. Roma da daha önceki Yunan şehirle-rinin devamıdır. Kent
kültürüdür Roma. Üretim yeri kırlardır, yapılan tarım üretimidir
ama kent Roma'da mutlak şekilde kıra hâkimdir. Üretimi yapanlar
kentlilerin köleleridir. Yunan siteleri de, kent ve onun hinterlandından
oluşan bir birimdir ve bütün kararları kent verir. Osmanlı'da da,
bütün Osmanlı memaliki bir yana, İstanbul bir yanadır. Osmanlı İstanbul'a
dayanır.
Şu anda tek başına iktidar olan bir partinin başına, şehirli birinin
değil de, varoş kültürünün temsilcisi gözüken birinin gelmesi, bize
nasıl bir değişimin işaretini veriyor? Zamanla şehirlilik kültürünün
ülkede belirleyici olması beklenirken, tam tersine köylülüğün yayıldığı
ve egemen olduğu bir dönem mi yaşanıyor Türkiye'de?
Türkiye'de yaygın ilişki köylülük ve yarı-köylülüktür. Bu köylülük
kültürü, siyaset, ekonomi ve akademik hayat dahil bütün yapılarda
belirleyici olabiliyor. Ama uzun vadede Türkiye'de şehirlilik belirleyici
olacak. Şu anda köyün kendisi daha şehre bile gelmeden kendi içinde
değişiyor. Televizyonların gösterdiği televole kent, kent mi tartışılır
ama, kent gene de televizyonla köye gidiyor. Ve, bütün bu ilişkiler
yıllardır Türkiye'de bir keşmekeş yaratıyor. Almanya'da bir lokantaya
gitmiştim. Mönüye baktım. Salata diyor, altında domates salatası,
roka salatası, sonra da karışık salata yazıyor. Kebapların altında
da şu kebap, bu kebaptan sonra bir de karışık kebap yazıyor. Ortalama
bir Türk muhtemelen her şeyin karışığını istiyor. Yaşamın da karışığını
istiyor. Bugün Türkiye'de yaşadığımız Doğu-Batı'dan, sağ-soldan
çok bir köylü-kentli karışıklığıdır, bulamacıdır. Bir tarafta pür
bir kentlilik, diğer tarafta pür bir köylülük yok.
Peki Türkiye'de gelenek dediğimizde şehirli gelenekten mi yoksa
köylü gelenekten mi söz ediyoruz?
Kırsalın ağır bastığı, bir prekapitalist gelenek bu büyük ölçüde.
Tarımla ilgili gelenekten söz ediyoruz burada.
Köylülüğü ve şehirliliği nasıl tarif edersiniz?
Şehirde veya kırda nerede olursa olsun, köylülükte özel hayat asgari
düzeydedir. Herkes birbirine benzer. Cemaat toplumu yeniliğe, değişime
iyi gözle bakmaz. Bireyleşme yok gibidir. Ayrıca köylülükte efendi
geçmiştir. Hayatta hep geçmiş hâkimdir, geçmişin kuralları uygulanır.
İnsanlar, işleri geçmişte yapıldığı gibi yapar. Köylülükte zaman
kavramı döngüseldir. Hayat tarıma bağlı olduğundan mevsimlerden
daha önemli bir şey yoktur. Mevsimler de bir şekilde tekrar eder
kendini. Modern toplum ise köylü toplumun tam tersidir. Modern toplumda
efendi gelecektir. Zaman kavramı çizgiseldir. Zaman tersine dönmez.
Dolayısıyla her an mutlaka yenilik yapmak, yeniliklere ve farklılıklara
açık olmak durumundasındır. Köylü toplum ise farklılıklara düşmandır.
Bizzat bu Kuran'da da geçer. Bidad yani yenilik icat etmek yapılabilecek
en kötü şeydir. Bizde yenilik icat etme lafı buradan gelir. Şu var
ki, belli zamanların hep geri geldiğine inanarak yaşamak aslında
daha huzurlu bir şey.
Nasıl daha huzurlu oluyor?
Cemaat ana kucağı gibidir. Ama adam kırk yaşında da anasının kucağında
yatamayacağına göre huzursuz yaşamayı öğrenmesi gerekir. Kucaktan
kalkmaya kalkıştığında, cemaat adam için bir kâbus olur. Çünkü cemaat
toplumu, farklı olanı cezalandırır. Sonunda da zaten bireyi ilgilendiren
zinayı falan.. topluma, devlete karşı işlenmiş bir suç olarak algılar.
Bu ülkede sol ya da sağ hangi partiye bakarsanız aslında köylü
değerlere sahip çıktığı, şehirlililerin yaşam biçimini savunan siyasi
partilerin pek varolmadığı gözüküyor. Bugün şehirlileri temsil eden
bir siyasi parti var mı?
Aslında yok. Bütün siyasi partiler cemaatçi, loncacı ve korporatist.
Neden şehirlilerin kendi partileri yok?
Demokrasi bunu gerektiriyor. Toplumda var olan yapıya teslim oluyorsunuz.
Toplumda ciddi bir maddi gelişme ve kentlileşme olmadan, daha çok
dış şartların gereği olarak çok partili sisteme geçme kararı verildi
bu ülkede. Partiler oylarını nereden alacaklar? Kırdan ve şehirlerdeki
varoşlardan. Çünkü nüfus kırlarda ve varoşlarda. Evrensel ölçülerde
kentli diye tanımlayacağımız bir partiye oy verecek insanların sayısı
ise o partiyi iktidara getirmeye yetmiyor. Bunları söylemekle, demokrasiye
zamansız geçildi demiyorum. Ama çok partili seçim sistemi bu sonuçları
yarattı.
Tek partili sisteme devam edilseydi, o tek partinin kentli değerleri
savunan bir parti olacağının garantisi var mıydı? O da köylü değerleri
savunmaz mıydı?
Zaten öyle oluyordu. Kemalizmin toplumu modernize etme projesi çok
başarısız oldu. Hatta Gellner, Kemalizm'in köylüleri dönüştürmek
gibi bir niyetinin, programının olmadığını, Batılılaşmış bir elitin
kitleler üzerinde oturup, toplumu yöneteceği bir sistem olarak tasarlandığını
yazar. Gellner'in teşhisi doğru olabilir. Bu konuyu araştırıyorum.
Kemal'in kendisi muhtemelen şehirli değerlerin hâkim olduğu İngiltere
gibi bir toplum özlüyordu.
Ama etrafında İttihat Terakki'den kalan loncacı, cemaatçi, toplumu
bir organizma gibi gören korporatist bir sürü adam vardı. Sola da,
kapitalist-liberal sağa da düşman kadrolardı bunlar.
Kemalizm projesi bugün Batı'ya düşmanlıkla mı sonuçlandı?
Evet. AB'ye nefretle bakıyorlar. Kemalist proje, başta kentliyi
ve kentli yaşam biçimini, köylüye karşı korumak isterken, tam tersini
gerçekleştirdi. Köylüyle ittifak yaptı. Kentli bir hayatın önünü
tıkadı. Getirdiği yasalarla, gelişen, düşünen, kendine güvenen bir
toplumu ortadan kaldırdı. Güdülen, kışla disiplini içinde yaşaması
gereken bir toplum yarattı. Zaten ancak prekapitalist bir toplum
böyle olabilir ve bundan şikâyet etmeden yaşayabilir. Bütün partiler
12 Eylül'ün getirdiği düzenlemeyi kabul etti. Aslında bir küçük
burjuvalar cennetidir Türkiye.
Küçük burjuvalar kim?
Osmanlı'dan sonra Cumhuriyet de bir çift öküzün sürebileceği kadar
tarlaya sahip olan, karı, koca ve çocuklardan oluşan küçük çiftçi
ailesini korudu. Toplumun temeli küçük köylü ve esnaf olarak kaldı.
Zaten Türkiye'de insanların bir arada iş yapmaları, herkesin kendi
küçük işini kurması bundandır. Köylülük ilişkisinde önceden oluşmuş
kalıplara göre herkesin yeri bellidir ve emirleri baba verir. Aile
ilişkisinin dışında yanına alacağı sadece çıraktır. Türkiye'de insanlar
hiyerarşik patron-çırak ilişkisi içinde bir araya gelirler ama eşit
ilişki içinde bir araya gelemezler. Zaten küçük burjuva cenneti
olmak da cemaat olarak kalmaktır, yeniliğe karşı mevcut düzeni korumaktır.
Cemaat toplumunun kaçınılmaz bir sonucu da bireycileşmedir.
İnsanlar nasıl bireycileşiyorlar? Bireyselleşmeden farkı ne bunun?
Bireyselleşme zihni çabayla bir iç zenginleşmedir, toplumun genelinden
farklı olabilmedir. Bireycileşmede ise kültürel olarak ötekilerden
farklı değilsindir ama çıkarın söz konusu olduğunda yırtıcı olursun,
başkasının gözünü oyarsın. Türkiye'de bunlardan bolca var. Kavgasız
bir apartman düşünebiliyor musunuz siz?
Büyük şehirlerde bir şehirli kültürüne sahip çıkan milyonlar olduğunu
görüyoruz. Bunların gücü ya da sayısı henüz bir parti ihtiyacı duyacak
kadar çoğalmadı mı?
Bunların sayısı ve gücü yeterli değil.
Bugün en şehirli parti gibi gözüken CHP de 1923'teki şehirleri
ya da şehirliliği savunuyor. CHP 2004 yılının şehirlilerini temsil
edecek bir partiye dönüşebilir mi?
Hiç imkân ve ihtimal vermiyorum. Ancak sol liberal bir parti yapabilir
bunu Türkiye'de. Yeni bir parti kurulması lazım. YDH gibi bir şey
olacaktır bu. Talepleri farklı olmaz. Böyle bir partinin de uzun
vadede bir şansı olur.
Şehirlilik-köylülük farklarının en keskin belirdiği konulardan
biri, kadın-erkek ilişkileri. Köylülük, kadına ikinci sınıf insan
muamelesi yapmaya yatkın. Şehirli kadın ise çoktan erkeğiyle yarışacak
güce erişti. Şehirli kadının talepleri siyasete yansıyabiliyor mu?
Hemen hiç yansımıyor. Yokmuş gibi davranılıyor. İslam'ın kadın ve
erkeği ayırması, iki cinsin bir arada iş yapmasına, birbirini görmesine,
tanımasına, günlük hayatın merkezine bu kadar ciddi bir engel koyması,
Müslüman toplumlarda kadın-erkek meselesini geleneksel toplumlardan
daha patlamaya hazır hale getiriyor. Yıllardır İngiltere'de oturan
Pakistanlılar arasında da, kadın-erkek meselesi çok önemli. İngiltere'deki
Pakistanlı cemaat de kadınlarına hâkim olmak ve onların İngilizler
gibi yaşamasına mani olmak istiyor. Bunu da ancak Kuran'a dayanarak
yapabiliyor. Nitekim Salman Rüştü'ye karşı ilk lanetleme bu Pakistan
cemaatinde koptu.
Avrupa hem köylülüğü hem de köylü kültürünü geride bıraktı. Biz
köylü yapımızla onların yaşam biçimine nasıl ayak uyduracağız?
Zorlukları var. Türkiye'deki şehirlilik-köylülük çatışması Avrupa
Birliği ekseninde yaşanacak. AB'ye üyelik somutluk kazandıkça, nasırına
basılmış insanlar çoğalacak. Doğu Avrupa'da olduğu gibi AB süreci
ilerledikçe hoşnutsuzluk ve AB karşıtlığı artabilecek.
AKP, Avrupa'nın siyasi kriterlerine daha rahat uyabiliyor. Zina
gibi bireyi ilgilendiren konularda AB'ye uymakta zorlanıyor. Daha
müzakare tarihi alınmamışken, sürecin başında AB'yle kriz çıktı.
Yaşama biçimiyle ilgili konularda, AKP'nin Avrupa'ya uyum sağlayamayacağının
bir işareti mi bu?
Türkiye'nin Avrupalı olmasında, siyasi yapısından ve siyasi geleneğinden
gelen engeller vardı. AKP buralarda reformlar yaptı. Türkiye'nin
Avrupalı olmasının önünde sosyal yapının engelleri de var. İşte
şimdi AB'yle aramızdaki bu sosyal engeller ortaya çıkmaya başladı
ve daha da çıkacak. Siyasi reformları yapan AKP zina konusunda görüldü
ki, sosyal konular gündeme geldiğinde, kendisi AB'ye uyumda engel
hale geliyor. Hem zaten AKP hiçbir zaman biz 'devrimci demokratız'
demedi. Biz 'muhafazakâr demokratız' dedi. Muhafazakârlığı da demokratlığını
engelliyor işte.
Sizce AKP şehirli bir partiye dönüşebilir mi peki?
AKP mekân olarak şehirli, zihinsel olarak şehirli değil. AKP varoşun
partisi. Türkiye'de İslamcılığı, küçük kasabaların ürettiği bir
ideoloji olarak gördük uzun zaman. Büyük ölçüde de öyleydi. Şimdi
kırsal kesimden göç eden insanlarla birlikte, İslamcılık akımı da
büyük şehirlere geldi. Siyasi İslam ideolojisi artık bugün büyük
şehir fenomedir. Mekânı şehirdir ama kendisi şehirlileşmemiştir.
Bu yüzden AKP'nin şehirli bir partiye dönüşmesi çok zor. AKP sınıfsal
olarak yoksul, ideoloji olarak da daha çok İslami bir parti. Zaten
Türk toplumunun hâkim ideoloisi İslam'dır. Okumuş kesimin hâkim
ideolojisi Kemalizm'dir. Ayrıca, yoksul partisi olduğu için biraz
solcu da olan AKP'nin serbest meslek sahibi, beyaz yakalı kesimleri
kucaklaması zor. Ama şu var ki, AKP, CHP'ye göre daha esnek bir
yapıya sahip.
Niye daha esnek sizce?
Bir kere büyümek durumunda. Büyümek demek yeni insanların katılması,
farklılıkların gelmesi demek. CHP ise küçülen bir parti. Aynı adamlar,
biz bize diz dize oturuyorlar orada.
Yakın gelecekte şehirliyi temsil eden siyasi parti çıkacak mı sizce?
Rahat edeyim diye, çıkmasın derim. Çünkü gene bizlerin gidip yapması
lazım bu işi. Şu anda böyle bir arayış yok. Şimdiye kadarki ÖDP,
YDH gibi deneyimler hep başarısızlıkla sonuçlandığı için insanlarda
o enerji kalmadı. Bu başarısızlık sonucunda aydınlar yarı komadalar.
Birçok şeyi görüyorlar ve hoşnutsuzlar ama durumu değiştirmek için
bir şey yapmıyorlar...
Neşe Düzel - Murat Belge ile söyleşi, Radikal
20.09.04
|