| |
Mehmet Altan, geçen yüzyılın düşman kardeşleri marksizm ile liberalizmi
birleştiren yeni bir düşünce biçimi öneriyor
Mehmet Altan, İthaki Yayınları, 2002, 324 sayfa, 7 milyon 995 bin
lira.
1848 yılında Fransa'da işçi sınıfı ayaklandığında, Osmanlı tahtında
Abdülmecid vardı. Bir gün, Abdülmecid'in kızlarına piyano dersi
veren soylu Fransız, işçi sınıfı devriminden yakınmış, padişaha
annesi ve babasının 'amelelerin' ölüm tehdidi altında yaşadığını
söylemiş. Avrupa'daki sosyal gelişmelerin farkında olmayan Abdülmecid
biraz da heyecanlanarak durumu Sadrazam Mustafa Reşit Paşa'ya aktarmış.
"Fransa'da ameleler ayaklanmış." Sadrazam Mustafa Reşit
Paşa padişahın telaşına aldırmadan, gayet sakin cevap vermiş: "Endişelenmeyin
padişahım, bir şey olmaz, çünkü bizde amele yok."
Evet bu topraklarda Cumhuriyet sonrası da dahil uzun süre 'amele'
sınıfı olmadı, olamadı. Çünkü bu topraklar gerçek kapitalistler
de üretemedi. Oysa aynı tarihlerde Avrupa'da işçi sınıfı ile burjuvazinin
mücadelesi tüm hızıyla sürüyordu. İşçi sınıfı sırtını Marksizm'e,
burjuvazi ise liberalizme dayamıştı.
Türkiye Cumhuriyeti resmi ideolojisi ise bu iki düşünce akımından
da hep korktu. Özellikle de Marksizm'den.
Gün ola devran döne
'Gün ola devran döne' derler ya. Bugün ise Marksizm'le liberalizmin
sentezinin olup olamayacağını tartışır noktaya geldik. Mehmet Altan,
'Marksist Liberal'adını verdiği yeni kitabında bu iki düşman kardeşin
arasındaki Çin Seddi'nin kaldırılması gerektiğini ileri sürüyor.
Aslında bu düşünceler çok da yeni değil. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler
Birliği Komünist Partisi'nin son Genel Sekreteri Mihail Gorbaçov,
90'ların başında "Ben sosyalist değerlere karşı bağlılığımı
koruyorum. Ama liberal teorilerin önemini de anlıyorum" demişti.
Çetin Altan, üretim araçlarının gelişmesinden hareketle yıllardır
dünyanın komünizme gittiğini yazıyor. Mehmet Altan'ın konuyla ilgili
çok değişik yerlerde çıkan yazılarının toparlanmasından oluşan kitap,
bu düşünceleri biraz daha ileri götürmeye, ete kemiğe bürümeye çalışmış.
Altan'ın yaklaşımını şöyle özetleyebiliriz:
"Yeni teknoloji ile birlikte proletarya tarih sahnesinden siliniyor.
Üretimin yalnızca makinelerle, robotlarla yapıldığı, zihinsel üretimin
bedensel üretimin önüne geçtiği bir döneme giriyoruz. Artık hayatı
ve toplumları bildiğimiz 'sınıf çatışmalarıyla' anlayıp çözmemiz
pek mümkün görünmüyor. Dünya, sınıfsız ve devletsiz bir topluma
doğru yürüyor. (...) Liberalizmin ise bireyi devlete karşı koruyan,
rekabete inanan ekonomik
ve siyasi görüşü de kendi haklılığını hayatın içinde kanıtladı."
Esas olarak bu iki temel argümandan yola çıkan Altan, Marks'ın "noantagonist
çelişki" dediği döneme girildiğini ve bugünün koşullarında
liberalizm ile Marksizm'in bir sentezine ulaşmak gerektiğini belirtiyor.
Bu iki büyük ve karşıt düşünce akımını yan yana getirmeye çalışmak
tabii ki birçok soruyu da beraberinde getiriyor. Ancak sorulardan
kaçmak çözüm değil. Tam tersine Marksist teoriye yeni bir gözle
bakmak, zamanın değişen ruhu ile yaklaşabilmek solun ama yalnızca
bizim solun değil dünya solunun yapması zorunlu olan bir şey. Eklektik
bir yaklaşım gibi gözükse de, tüm düşüncelerine katılmasanız da
bu iki düşünce akımının yakınlığı üstüne düşünmek isteyenlerin ilgiyle
okuyabileceği bir çalışma var ortada. Metin Sever, Radikal Kitap ; 16.08.2002
|