Siyasetin matematiği

 

Siyaset zor zanaat gerçekten. Zorluğu yalnızca siyaseti fiilen yapanlar görüp yaşamıyor, bizim gibi gözleyenler de bunun fena halde farkındalar... Siyasetin aktif katılımcısı olsun olmasın herkes, başka konularda fikir sahibi olmasa da, söz siyasetten açıldığında söyleyecek iki cümle mutlaka bulabiliyor. Bunun da zorluğu artıran bir yönü var.

Kimse siyasiden matematiksel keskinlik beklemiyor; ancak yine de siyasetin üzerinde yürüdüğü bir mantık çizgisi olmak zorunda. Siyasete atılanların vizyon ve ufuk sahibi, özverili, ülke çıkarlarını kendi çıkarlarının önünde tutan, akıllı ve mantıklı insanlar olmaları bekleniyor. Siyasetin matematiği bunu gerektiriyor. Siyasîler de birer insan sonuçta; bu sebeple her siyasî beklendiği gibi çıkmayabiliyor. Kimi siyasetçi tembel, kimi ufuksuz, bazısı çıkar peşinde koşuyor; akıl ve mantık süzgecinden geçirerek söylemesi gereken sözlere veya yapması gereken eylemlere bakıldığında, bazı siyasîlerin bu temel özelliklere sahip olmadığı anlaşılabiliyor. Umut bağladıkları siyasetçide veya siyasî kadrolarda aradıklarını bulamayan kitleler, bir süre sonra, desteklerini onlardan çekebiliyorlar...

Yakın geçmişe baktığımızda bu tür bir gelişme sonucu yaşanan köklü altüst oluşları hemen fark edebiliyoruz: Vaktiyle her iki kişiden birinin oyunu alabilmiş partiler son seçimde tek haneli oranlara boşuna düşmediler... Kitleler, çıkarcı, ufuksuz, tembel ve aptal siyasîlerin peşinden gitmek zorunda değiller...

Ak Parti, işte tam da böyle bir ortamda siyaset sahnesine girmiş oldu; diğer partilerin arkasından çekilmiş kitleler için 'ısmarlama bir elbise' gibiydi siyasette Ak Parti... Ufuk, özveri, çıkardan uzaklık ve akıl vaadi vermesi bile gerekmedi; Tayyip Erdoğan'ın kullandığı 'ortak akıl' kavramı toplumun bütün beklentilerine cevap veren sihirli bir formül gibiydi.

Siyasetin matematiksel yönü, siyasîlerin davranışlarında 'mantık' bulunmasını gerektiriyor. Başka uğraş alanları için düşünülmeyecek manevralar, siyaset alanında o alanın iç mantığıyla izah edilebiliyor. Bir davranış tarzı, bir konuda kullanılan tercih, bir tavır illâ onu sergileyen kişinin kendi tercihini yansıtmayabiliyor siyasette; daha büyük bir çıkar ve değer için taktik manevralar, geri çekililişler uygun görülebiliyor. Tayyip Erdoğan için başörtüsü veya meslek liseleriyle ilgili bir düzenleme herhalde önemliydi; ancak onlarda ısrarcı olmaması fazla yadırganmadı. Siyasetin sınırları içinde kalındığı taktirde, fazla ileri gidişler kadar ric'atların da anlaşılabilir yönleri vardır...

'Zina' etrafında başgösteren ve giderek Türkiye'nin AB üyeliğini doğrudan etkileyeceği anlaşılan tırmanmaya bu açıdan yaklaşırsak ne görüyoruz? Kriz boyutuna varmış bu sorunun bir tek şartla bir iç mantığı olabilir: Amaç Türkiye'yi AB perspektifinden kopartmak ise... Ak Parti veya lider konumundaki siyasîler, kendilerinde varolup bizim bilmediğimiz sebeplerle Türkiye'nin AB üyesi olmasının mahzurunu fark etmiş olabilirler ve bu sebeple de 'zina' veya TCK'yı bahane edip gereğini yerine getiriyorlardır... Bunun dışındaki hemen hiçbir gerekçe, şu anda karşı karşıya kalınan sorunu izaha yeterli olamıyor...

Ak Parti liderleri hâlâ AB üyeliğini arzu ettiklerini söylediklerine ve bu yolda gayret göstermeyi sürdürdüklerine göre, mâkul görünen tek ihtimale dayalı bu izahı geçerli sayamayız...

Şu anda Ak Parti'nin en ciddi sorunu da bu: Kitleler, oy versin vermesin, siyasetçiler ve siyasî kadrolarda beklemeye alıştıkları türden ufuk, özveri ve mantığı, Ak Parti'den ve hükümetinden bekliyorlar; ancak onların bu son krizde tam tatmin olamadıkları ortada. Başbakan Erdoğan'ın ısrarını anlayan, Ak Parti'nin TCK'yı geri çekme gerekçesini mâkul gören pek kimse yok. Böyle bir ortam, geçmiş örneklerden biliyoruz, kitlelerin siyasî kadroların arkasından çekilmesinden başka bir işe yaramaz. Hiçbir parti, hiçbir hükümet, kitleleri arkasında hissetmeden keskin kararlar almamalı.

Elbette, siyasî kadroların, tek tek siyasetçilerin, hükümetlerin doğru bildikleri yolda yalnız da kalsalar yürümeye hakkı vardır; ancak bildikleri doğruyu kitlelerle paylaşsalar çok daha akıllıca hareket etmiş olurlar...

Akıl en fazla böyle günler için gerekli.

Fehmi Koru, Yeni Şafak
21.09.04