Batı’da AKP’ye yeni bakış

 

AKP hükümetinin zina konusundaki tutumunu anlamakta en çok güçlük çeken kesimlerin başında Ankara’daki Batılı diplomatlar geliyor.

Geride bıraktığımız iki yıl boyunca AKP’nin icraatını yakından izleyen, bu partinin AB’ye tam üyelik doğrultusunda gerçekleştirdiği siyasi reformları büyük bir hayranlıkla karşılayan Batılı diplomatlar, bugünlerde tam bir kafa karışıklığı yaşıyorlar.

Galiba, ortaya çıkan krizi kendilerinden yanıt bekleyen merkezlerine izah etmekte de zorlanıyorlar.

Ve ‘Neden?’ sorusuna makul bir yanıt bulamamaları, bu çevreleri meselenin çok daha derinine inen bir bakış açısı geliştirmeye yöneltiyor.

AKP’nin zina konusundaki katı tutumunun önemli ölçüde dini ve kültürel referanslardan kaynaklandığının anlaşılması, projektörlerin yeniden bu partinin soyağacına çevrilmesine yol açıyor.

Son krizin AKP’de yol açtığı en önemli hasar, bu partinin İslamcı köklerinin ve değişim konusundaki söyleminin içtenliğinin Batı dünyasında ilk kez ciddi bir şekilde büyüteç altına yatırılmış olmasıdır.

Büyüteci fark edebilmek için geride bıraktığımız iki hafta boyunca Batı basınında çıkan haber, yorum ve başyazılara göz atmak yeterlidir. AKP, sıfat olarak artık ‘İslamcı kökleri’ ile birlikte telaffuz ediliyor.

Geride bıraktığımız iki yıl boyunca bu partinin beyanlarını esas alarak, ‘Biz değiştik’ söylemini iyi niyetle kabullenen Batılı merkezler, şimdi AKP karşısında yeni ve ihtiyatlı bir bakışa yöneliyorlar.

1 MART’TAN SONRAKİ İKİNCİ BÜYÜK KRİZ

Yaşanan kriz, yalnızca partinin kimliği değil, aynı zamanda iç uyumuna dönük algılamaları da etkiliyor.

AKP, aslında bugünküne benzer bir dağınıklığı 1 Mart tezkeresinin TBMM’de reddedilmesinden sonra da yaşamıştı.

Tezkerenin oylanması sürecinde parti içindeki farklı merkezkaç kuvvetlerin iyice açığa çıkması ve yaklaşık 100 kadar milletvekilinin liderin çizgisine destek vermemesi, bu partinin tarihinde yaşadığı ilk ciddi bunalımdı.

Ancak o tarihte Avrupa ülkelerin çoğunluğu da Irak’ta askeri seçeneğe sıcak bakmıyordu. Sonuçta tezkere krizi, içteki çatlamaya rağmen bu partiye Avrupa nezdinde yüksek bir kredi kazandırdı, olay Türkiye’nin AB’ye tam üyelik sürecini hızlandırdı.

Bugünkü zina tartışmasının AKP içinde yarattığı savrulmanın 1 Mart’a kıyasla daha geride olmadığı anlaşılıyor. Üstelik, bugünkü savrulma, Avrupa’nın AKP’ye bakışını da başkalaştırıyor, aynı zamanda partinin özünde bir büyük federasyon olduğu yolundaki değerlendirmelere zemin kazandırıyor.

AVRUPA İLE İLK CİDDİ KIRILMA

AKP’nin liderlik kadrolarının büyük bir bölümü, entelektüel gelişmelerini Necmettin Erbakan’ın manevi önderliğindeki Milli Görüş hareketinin düşünce ikliminde tamamlamış isimlerden oluşuyor.

Milli Görüş’ün varlık nedeni, Batı değerlerinin tümden reddedilmesi hedefi üzerine inşa edilmişti.

Bugünkü AKP kadroları, 28 Şubat sürecinin de etkisiyle Erbakan liderliğiyle ve onun Milli Görüş programıyla bir yere gidemeyeceklerini gördüler. Yeni şeyler söylemek gerekiyordu.

Yenilikçiler Erbakan çizgisinden koparken, kendilerini büyük bir ideolojik boşluk içinde buldular. Reddedilen Milli Görüş platformunun yerine ne konacaktı?

AB’ye tam üyelik hedefine bağlanmak, AKP’nin kurucu kadroları için altın değerinde bir stratejik ve taktik açılım oldu. Böylelikle,

A) İçine düşülen ideolojik boşluk doldurulmuş oldu,

B) AB yolunda gerçekleştirilen siyasi reformlar, AKP’nin siyasi sistem içindeki yaşam alanını genişletti,

C) Partinin ‘Biz değiştik’ söylemine muazzam bir inandırıcılık kazandırdı,

D) AKP kadrolarının hem iç hem de dışarıdaki meşruiyet sorunu önemli ölçüde aşılmış oldu.

Ancak AB tam üyelik hedefini savunmakla, Avrupa değerlerini benimseyip içselleştirmenin iki farklı disiplin olduğunun görülmesi için galiba son zina tartışmasının yaşanması gerekiyordu.

Bu haliyle yaşanan kriz, AKP’nin Avrupa ile ilişkisindeki ilk büyük kırılmayı gösteriyor.

Sedat Ergin, Hürriyet
21.09.04