Baş başa görüşmede kim ne dedi

 

MEHMET Ali Birand’ın evindeki o sözlerin anlamını şimdi daha iyi anlıyorum.

Avrupa Birliği Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Günter Verheugen’le İzmir dönüşü Mehmet Ali Birand’ın evinde bir yemekte buluşmuştuk.

KİMLER VARDI

Yemekte benim dışımda gazeteci olarak Nazlı Ilıcak, Güneri Cıvaoğlu, Ergun Babahan vardı.

Masada iki işadamı bulunuyordu.

Cem Boyner, Bülent Özaydınlı.

Ayrıca emekli büyükelçi Cem Duna da masadaydı.

Tabii sohbette, günün sıcak konusu ‘zina da’ açıldı.

Biz Verheugen’e, bu konuyu Başbakan ve Dışişleri Bakanı’na açıp açmadığını sorduk.

Şu ilginç cevabı verdi:

‘Her ikisine de açtım. Ama galiba işin ne kadar ciddi olduğunu yeterince anlatamadım.’

İfadesi aynen buydu.

Şimdi Başbakan Tayyip Erdoğan’ın sözlerine bakınca, gerçekten bu meseleyi yeterince açık biçimde anlatamadığını görüyorum. Başbakan, sürekli olarak aynı şeyi söylüyor:

‘Verheugen bana bunun önemli olmadığını söyledi.’

Demek ki ortada bir anlaşma sorunu var.

O zaman geriye dönüp bu görüşmeye bakıyorum ve aklıma bazı sorular geliyor.

İKİNCİ BÖLÜM

Başbakan’ın Verheugen’le yaptığı görüşmenin iki bölümü var.

Birinde kalabalık bir heyetle görüştü.

Ancak ikinci kısımda baş başa görüştükleri bir bölüm var.

Öğrenebildiğim kadarıyla bu bölümde Başbakan’ın yanında Egemen Bağış bulunuyormuş.

Egemen Bağış’ın İngilizcesi fevkalade iyidir.

Dolayısıyla bir tercüme hatası olması ihtimali çok az.

Ancak ortada başka bir durum var.

Verheugen bir diplomat.

Egemen Bağış ise diplomat değil.

Aklıma gelen soru şu:

Acaba Verheugen diplomatik bir dille durumu anlatmış; ama Bağış bu nüansı yakalayamamış olabilir mi?

Bilmiyorum.

Ama hem Verheugen’i, hem Başbakan’ı dinliyorum. İkisinin de yalan söylemediğinden eminim.

O zaman aklıma ister istemez bu soru geliyor.

Acaba görüşmede diplomatik nüanslar yeterince fark edilmedi mi?

Bu sorunun cevabını öğrenebileceğimizi sanmıyorum.

ZABIT TUTULMADI MI

Çünkü o da Turgut Özal ve Tansu Çiller gibi yüz yüze görüşmelerde zabıt tutturmuyor.

Bu zabıtları Dışişleri’ne göndermiyor.

Bu arada Yönetim Kurulu Başkanımız Aydın Doğan’ın bir kuralı var.

Böyle bir görüşme olunca toplantıdan hemen sonra neler konuşulduğunu bir tutanak haline getirir ve bunu konuştuğu kişiye de iletir.

Bu görüşme geride kaldı.

Şimdi önümüzde gerçek bir sorun var. Zina olayı tam bir çıkmaza girmek üzere.

Avrupa Birliği, ‘TCK çıkmazsa görüşmeler başlamaz’ diyor.

Başbakan Erdoğan ise geçen cuma günü söylediği sözlerle kendini bağlamış durumda.

Herkes bir çıkış arıyor.

Ama en önemli sorun şu:

Başbakan geri adım atabilir mi?

Gelin bunun adını ‘geri adım’ olarak koymayalım.

TAVİZ Mİ

‘Yanlışı düzeltme’ diyelim.

Bir insan yanlışı düzeltiyorsa, kim ona bir şey söyleyebilir?

Daha doğrusu vicdan sahibi, ülkesini seven bir insan ne yapar?

Başbakan’ı eleştirir mi, yoksa alkışlar mı?

Ben alkışlarım.

Hem de bütün içtenliğimle alkışlarım.

Unutmamamız gereken bir nokta daha var.

Avrupa Birliği, her ülke için bir ‘ortak kurallar’ süreci. Ortak kurallara uymak, kendine ait eski bazı alışkanlıklardan vazgeçmektir.

Siz buna ister ‘taviz’ deyin, ister ‘uyum sağlama’.

Ne fark eder? Sonunda amaç ortak bir medeniyete gitmekse, bunun adı şu veya bu olmuş fark eder mi?

Ertuğrul Özkök, Hürriyet
21.09.04