Akıl tutulmasına dur demek

 

Türkiye, cuma gününden beri bir sorunun cevabını arıyor: Ne oldu da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türk Ceza Kanunu'nun rafa kaldırılmasını istedi?
Günlerdir gazeteleri okuyorum, ana muhalefet CHP'nin lideri Deniz Baykal'dan köşe yazarlarına ve okurlara dek neredeyse herkesin bu konuda bir teorisi var.
Tarikat baskısından söz eden de var, değişik senaryoları dile getirenler de var. Açık söyleyeyim, bugüne kadar dinlediğim veya okuduğum teorilerin hiçbiri benim için tatmin edici değil.
Anlaşılan o ki, TCK konusundaki blok, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisinden kaynaklanıyor. Erdoğan'ı bu bloku koymaya yönelten sebepleri ise bilmiyoruz.
Bence, yaşananlar bir akıl tutulması. Yaşananları akılla mantıkla açıklamak imkânsız.
Tarikatların baskısını çok ciddiye alanlar var mesela. Ancak, Avrupa Birliği ile müzakereleri zora düşürmek tarikatlara nasıl bir fayda sağlayabilir ki?
Bir başka senaryoya göre, hükümet AB'den 'müzakerelerin ancak iki yıl sonra başlayabileceği'ne ilişkin bir mesaj aldı, o yüzden böyle bir 'Erkeklik bizde kalsın' tepkisi gösterildi. Peki ama AB'den öyle bir mesaj gelse bile Türkiye bütün suçu neden üstüne alsın ve AB'yi sorumluluktan kurtarsın?
Son senaryolardan biri, Başbakan'ın TCK'yı değil aslında zina tartışmasını buzdolabına kaldırdığı yönünde. Başbakan zina tartışmasını buzdolabına kaldırarak AKP içindeki muhafazakârlara karşı bir önlem alıyor; çünkü Erdoğan Meclis Başkanlığı seçimi öncesi parti içindeki bu grubun eline bir koz vermek istemiyor. Diyelim bu senaryo geçerlidir; o zaman da bir mantıksızlık var: Eğer öyleyse, zina tartışması hükümet katında gündeme hiç gelmemeliydi, oysa zinayı bizzat Başbakan defalarca savundu.
Esasen artık mesele zina da değil. Nitekim dünden itibaren AKP'li milletvekilleri seslerini yükseltmeye başladılar ve zinadan vazgeçtiklerini, bir an önce TCK'nın yasalaşması gerektiğini söylemeye başladılar.
İşin doğrusu da bu. Bir an önce akıl tutulmasından kurtulmak ve Meclis'i hemen yeniden toplantıya çağırıp TCK'nın kalan son iki maddesini de kabul etmek gerekiyor. Henüz kaybedilen bir şey yok.
Öte yandan son birkaç günden beri anlaşıldı ki, gerçekte öyle olmaması gerektiği halde TCK değişikliği AB ile müzakerelerin başlatılmasının bir şartı haline geldi.
Bu hem iyi hem kötü. Eğer TCK 6 Ekim öncesinde çıkarılabilirse -ki bu mümkün- AB'nin mazereti kalmayacaktır. Ama yok bizim akıl tutulmamız devam edecekse, o zaman durum kötü demektir.

İsmet Berkan, Radikal
21.09.04