|
Türk Ceza Yasası tartışması, daha doğrusu sorunu pek dineceğe
benzemiyor. Kimi umutların tersine, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ağırlığını
açık bir şekilde koymasıyla hükümet geri adım atmaya niyetli olmadığını
ve AB taleplerini dikkate almayacağı açıkladı. Eylem planını da
ortaya koydu: TCK'ya ilişkin AB taleplerinin meşru olmadığının Avrupa'ya
anlatılması...
Bu tavrın gerçekçi olup olmadığı Başbakan'ın çıkacağı Avrupa gezisi
sonunda anlaşılacak.
Ne var ki bu konuda umutlu olmak için herhangi bir neden yok.
Hatta, tersine...
Avrupa kamuoyu ve basınında esen sert rüzgarlar Türkiye'ye yeteri
kadar yansımıyor. The Times önceki gün "Avrupa Birliği son
yılların en önemli kararını almaya, Türkiye'e tarih vermeye hazırlanırken
işler tersine döndü. TCK tartışması Ankara'nın 40 yıllık rüyasını
bitirebilir" derken, Figaro, "TCK tasarının geri çekilmesinin
Türkiye'nin adaylık şansını zayıflattığını" belirtiyordu.
Umarız korktuğumuz başımıza gelmez. Bu konuda daha dün şöyle demiştik:
"Gerçekleştirdiği reformların içeriği ve süratiyle, Türkiye'nin
üyeliği konusunda çekimser ve menfi olan Avrupa ülkelerini bile
siyasi açıdan köşeye sıkıştıran Ankara bu kez yine kendi eliyle
karşıtlarına yine siyasi açıdan koz, imkan ve zemin sağlamıştır.
Zina tartışması, kadının statüsü gibi temel konular Türkiye için
AB üyeliği açısından aşılması ve yanıtlanması en zor sorunu değer
farklılığı meselesini gündeme getirme riski taşımaktadır. Bu sorun
ise siyasileşip gündeme geldiği takdirde üyelik sürecini sanıldığından
çok daha fazla sıkıntıya sokacaktır..."
Bunca zor aşama geçildikten sonra sığ suda boğulma ihtimali, sadece
Avrupa'yı değil Türkiye'yi de şaşkına çevirdi.
Yorumcular, siyasetçiler, uzmanlar bu durumu rasyonel bir şekilde
izah etmekte zorlanıyor.
"Neden böyle yapıldı, neler oluyor, bilmediğimiz derin gelişmeler
mi var" son günlerde en çok karşılaşılan, en çok karşılaştığımız
sorular. Soruları soranlar kendilerine rasyonel gelen açıklama duyamayınca
ya da bulamayınca, bu gelişmenin altında "devlet parmağı",
"AB üyeliğine karşı devlet mutabakatı" gibi düşüncelere
bile kapılıyorlar.
Bu konuda düşüncelerimizi dün yazdık: Bu gemi bu yükü taşıyamıyor.
Sorun temelde sosyolojiktir. AK Parti iktidarı devlet düzeyinde,
siyasi hak ve özgürlükler konusunda devrim niteliğinde adımlar atmasına
rağmen, kendi değerlerini hedefleyen noktalarda, ahlak, gelenek
gibi konularda liberal adımlar atamıyor, atılmasına direnç gösteriyor.
AB'ye ilişkin "derin yırtılma" da buradan kaynaklanıyor.
AK Parti'nin böyle davranarak aleyhine gelişmelere yol açacağı
iddiası üzerine kurulu analizler ve olup biteni bu analizlerin içinden
anlamaya çalışmak, mevcut durumu değiştirmiyor.
Nitekim görmek gerekir ki, yaşanan gelişmeler, daha doğrusu gelişmelerin
son perdesi AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan'a
endekslidir. Zina konusunda angaje ve ısrarlı olan o olmuş, TCK
sürecini kimi bakanları bay-pass ederek, hatta zor duruma düşürerek
durduran yine o olmuştur. Ve eğer bir kişi temsil edecekse ya edebilse
bu partinin ruhunu en iyi temsil eden kişi Başbakan'dır.
Son dönemde AK parti kulislerini en iyi bilen, en yakından takip
eden gazeteci olan Mustafa Karaalioğlu'nun dün Yeni Şafak'ta yayınlanan
"AK Parti yönetimi Erdoğan'ı anlayabildi mi" yazısı bu
durumu ve parti içinde olup biteni özetlemek açısından önemli bir
yazıydı.
Karaalioğlu özetle, parti yönetiminin, yani kimi genel başkan yardımcıları
ve kimi bakanların Başbakan'ı anlamadıklarını, zina konusunda angaje
olmasını dikkate almadıklarını, Başbakan'ın bu duruma "tepkili"
olduğunu söylüyordu.
Şu açık: Yaşanan kriz Erdoğan'ın parti içi karar mekanizması ve
TCK prosedürü üzerine ağırlık koymasının, partisinin reflekslerini
temsil etmeye soyunmasının, liderlik konumuna aktif olarak sahip
çıkmasının bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.
Bu noktada parti grubunun Başbakan'ın arkasında yer almasıyla parti
içi sürtüşme ve tartışma da dinmiş görünüyor.
Bu koşullarda bundan sonra ne olur, AK Parti'nin zina ısrarı ve
TCK'yı askıya alması ne tür sonuçlara yol açar; bu noktadan geri
dönüş var mı?
Yanıt güç, doğrusu beklemek...
Ali Bayramoğlu, Yeni Şafak
22.09.04
|